Ne Okuyoruz

TikTok, The Epoch Times’ın yükselişi, Facebook Trends’in dönüşü

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bu hafta “Ne Okuduk” bölümünde dünyada haftanın en önemli medya ve gazetecilik haberlerini sizler için derledim. Facebook’un trendleri geri getirme planı, The Epoch Times’ın Trump ile birlikte büyümesi ve Nieman Reports’un aile içi şiddet özel sayısı bunlardan birkaçı.

“Haftanın Odağı” ise TikTok. Bu platformun tam olarak ne olduğunu ve ne olabileceğini merak ediyorsanız, bu haftanın derlemesi birçok sorunuza cevap olacaktır.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu hafta ne okuduk?

FACEBOOK TRENDLERDE ESKİ YÖNTEMİNE DÖNÜYOR: Facebook ve gazeteciler denildiğinde çoğu insanın aklına aradaki sorunlu ilişki geliyor. Bu sorunlu ilişkinin kaynaklarından birisi de Facebook’un Trends bölümüydü.

Hatırlamayanlar için kısaca özetlemek gerekirse, Facebook 2014’te hayata geçirdiği Trends bölümünde çok konuşulan konuları derliyor ve Twitter’ın “Trending Topics” bölümüne bir rakip yaratmaya çalışıyordu. Ama 2016’da yayınlanan bir haber, bu bölüm için çalışan editörlerin kimi sağ eğilimli ve komplo teorisi ağırlıklı haberler yapan siteleri bilinçli olarak buraya almadığını ortaya çıkarınca ortalık karışmıştı. Bunun üzerine bu bölümü algoritmalarla düzenlemeye karar vermeleri durumun daha da kötüye gitmesine neden olmuştu. Bunun üzerine Facebook bu özelliği tamamen kaldırmak zorunda kalmıştı.

Bu hafta çıkan haberlere göre Facebook bu özelliği geri getirmeye niyetli. Haberler için site içerisinde ayrı bir bölüm yaratmayı planladıklarını daha önce açıklayan Facebook, platformun çalışanı olacak gazetecilerin editörlüğünde trendleri de geri getirmeyi planlıyor. ABD’deki muhafazakârların tüm aksi kanıtlara rağmen Facebook’un onlara karşı ön yargılı olduğunu iddia etmeleri ve genel olarak Facebook’un üzerindeki diğer baskılar, bu bölümün geleceği konusunda pek ümit vermiyor. Her ne kadar uygulama hayata geçmeden bir şey söylemek güç olsa da, Facebook’un karnesi bu konuda çok da hevesli olmamak için yeterli bir sebep.

KADINA ŞİDDETİ DOĞRU HABERLEŞTİRMEK: Kadınların gördüğü şiddet, özellikle de aile içerisinde, hem ülkemizde hem de dünyanın birçok yerinde ciddi bir sorun. Bu sorunun doğru bir şekilde haberleştirilmesi de onun çözümü açısından büyük bir önem taşıyor. Daha geleneksel ve muhafazakâr bakış açısı her ne kadar bu konuları “aile meselesi” gibi görmeyi ve göstermeyi tercih etse de, Türkiye’deki gibi bunun bir toplumsal kriz olduğu ve acil müdahalelere ihtiyaç duyulduğu noktada haberler yazılırken bu bakış açısı ciddi zararlar verebiliyor.

Nieman Reports da bu konuyu ve kadına şiddetin haberleştirilmesinde yaşanan değişimi Yaz 2019 sayılarının kapak dosyası yapmış ve hem bu konuyu gazetecilerin ele alış biçiminin nasıl değiştiğini hem de bu değişimin etkilerini anlatmış. Maalesef her gün kadın cinayetlerini haberlerde görmeye devam ettiğimiz Türkiye’de bu konuda yapılan haberlerin de değişmesi ve sorunun kökenlerine ve çözümüne yönelik olması şart. Bunu yapan az da olsa gazeteci var fakat daha fazlasına ihtiyacımız var.

THE EPOCH TIMES BÜYÜMESİNİ TRUMP’A BORÇLU: Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde siyaset ve basın arasındaki ilişki dünyanın hemen her yerinde daha sert bir hâl almaya başladı. Özellikle de “fake news” gibi kavramların herkesin ağzında bir slogana dönmesi ile birlikte hâlihazırda ekonomik sıkıntıda olan basın sektörü kutuplaşmanın etkisini daha sert hisseder oldu.

Bu durumdan faydalanmayı başaran medya kurumları da yok değil. Örneğin ABD’de muhafazakâr basın Trump ile birlikte ciddi bir yükseliş dönemine girmiş durumda. Buna ek olarak The Epoch Times gibi Trump sayesinde kendisini yoktan var edenler var.

Çinli bir inanç grubu olan ve amaçlarının Çin hükümetini devirmek olduğunu söyleyen Falun Gong’a ait bu gazete, bir süredir ABD’de ve 20 farklı dilde yayın yapmasına rağmen çok az insan tarafından biliniyordu. Politik hedeflerinin Trump ile uyuştuğunu görmeleri üzerine tamamen Trump’ı destekleyen, Trump’ın kitlesinin sevdiği komplo teorilerine odaklanan ve diğer politik gruplara saldıran bir yayın politikası benimsemeye başladılar. Bununla da yetinmeyip yalnızca geçtiğimiz altı ay içerisinde Trump desteği odaklı 11000 Facebook reklamı için 1,5 milyon dolardan fazla harcama yapmışlar. Bu rakam, Trump için Facebook reklamlarına Trump’ın ekibinden sonra en çok para harcayan kurum oldukları anlamına geliyor.

NBC’nin yaptığı bu araştırma (her ne kadar genel yayın yönetmenleri “fake news” diyerek geçiştirmek istese de) Facebook’u harekete geçirdi. Reklam verme kurallarını ihlal ettikleri için Facebook kurumun bundan sonra kendisi üzerinden reklam vermesini yasakladı. Yine de hâlâ 5.7 milyon sayfa beğenisine sahip olan ve ABD’deki Trump dalgasını arkasına almış olan Epoch Times’ın bundan pek de etkileneceğini sanmıyorum.

HERKES SİZİN KADAR BİLMİYOR: Hem gazetecilerin hem de belirli bir seviyenin üzerindeki okurların en sık düştüğü hatalardan birisi, herkesi kendileri kadar bilgi sahibi ya da o konuya hâkim zannetmeleri. Bu yanılgı, herkesin böyle olmadığını bilerek bir şeyler yapmaya çalışanlarla dalga geçmeye veya onların işini küçümsemeye kadar varabiliyor.

İlginizi çekebilir:  Sahte rakamlar, medya ekonomisi, dergiler

Son zamanlarda bunun örneklerini de en sık doğrulama platformları üzerinden görüyoruz. Kimi zaman belirli bir kesime göre bariz olan bir şeyi doğruladıklarında, kimi zaman da hicivli/parodi haberleri yalanladıklarında benzer tepkilere maruz kalıyorlar. Fakat R. Kelly Garrett, Robert Bond ve Shannon Poulsen tarafından yapılan araştırma, aslında buna ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Araştırmanın sonuçlarına göre insanların inandıkları yanlış bilgilerin önemli bir kısmı parodi haber sitelerinden geliyor. Üstelik bu durum oldukça yaygın.

O yüzden “Bunu doğrulamaya ne gerek var?” diye dalga geçmeden ya da yapılan işi küçümsemeden önce bir daha düşünmenizde fayda var. Sizin için bir gereği olmayabilir ama internette yalnızca siz yoksunuz ve bu platformlar belirli bir kesime değil, herkes için doğrulama yapmak amacıyla çalışıyor. Bu konuyla ilgili daha detaylı bir yazıyı geçtiğimiz haftalarda Teyit ekibinden Burak Avşar yazmıştı.

İŞ MODELİNİZİ İYİLİKSEVERLERE BAĞLAMAYIN: Geçtiğimiz bültenlerde hem Pacific Standard hem de başka örnekler üzerinden, kimi yayınların ekonomik modellerinin nasıl hiç beklenmedik şekilde çökebildiğini konuşmuştuk. Bu sürprizlerin birçoğunun altında yatan sebep ise tüm gelir kaynağının bir veya birkaç hayırsever kuruma bağlı olması.

Poynter için bu konuyu yazan Kelly McBride bu hayırsever iş modelinin ne kadar sorunlu ve güvensiz olduğunu kapsamlı bir şekilde anlatmış. En yakın örnek olan Pacific Standard üzerinden ilerleyen yazı, tek bir kurumun veya kişinin keyfine dayalı ekonomik modellerin gazetecilik için ne kadar sıkıntılı olduğunu güzel bir şekilde anlatıyor. Keyfi kararlar ve potansiyel editoryal müdahaleler gibi birçok sıkıntıya kapı açabilen bu modelin tek alternatifi ise yayınların bağımsız olabilecekleri yolları tercih etmesi.

Haftanın odağı: TikTok

TikTok ortaya çıktığı zamandan bu yana ilginç bir büyüme gösteren ve özellikle çocuklar ve gençler arasında yaygın olan bir platform. Vine benzeri bir yapısı olan ve insanların hem istedikleri şarkılarla karaoke yapabildikleri hem de istedikleri gibi kısa videolar ve skeçler yükleyebildikleri bu platform giderek büyüyor.

Bu büyüme —her ne kadar önemli bir kısmı Facebook üzerinden verilen reklamlara dayalı olsa da— insanların dikkatini çekmesine ve farklı deneylerin başlamasına yetti. Platformdaki kullanıcı sayısı ve aktiflik oranları birçok kurumun ve sektörün de buraya yatırım yapmak için yollar aramasına neden oldu. Fakat henüz kimsenin tam olarak anlamadığı bir platformda tam olarak ne yapılabileceğini bulmak da zor.

Her ne kadar “Z nesline” ulaşmanın yolu gibi görülüp pazarlanmaya çalışılsa da, TikTok’un arka planı üzerine araştırma yapmaya başladığınızda buranın ciddi sorunlarla dolu olduğunu görüyorsunuz. Kullanıcı mahremiyeti konusunda umursamazlıkları, sosyal medya hesaplarınızı bağlamak istediğinizde abartılı yetkiler talep etmesi, sansürün ciddi bir şekilde mevcut olması gibi şeyler bunların başında geliyor.

Tüm bunlara rağmen, kimi insanlar “TikTok gazeteciliği kurtarabilir mi?” sorusunu sormaya başlamış durumda. Fakat tamamen müzik ve eğlence odaklı, ciddi sorunlarla dolu bir platformdan gazeteciliği kurtarmasını beklemek ne kadar mantıklı bilemiyorum. Yine de Washington Post ve Dazed gibi yayınlar burada hesap açıp bir şeyler deniyor. Videoları yapanların eğlendiği kesin ama onun dışında çok da ümitvâr bir iş olduğunu söylemek mümkün değil.

TikTok henüz yeni diyebileceğimiz ve tam olarak kimsenin anlayamadığı bir platform. Bu yüzden de hakkında çok fazla kafa karışıklığı var. Yeni bir platform olması —neden bilmiyorum ama— insanların heyecanlanmalarına neden olsa da, bunun gazetecilik için çok büyük bir değişim getirmesini beklememek lazım. Yine de burada ne olup bittiğini ve insanların üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu takip etmekte fayda var.

Bu yüzden bu haftanın odağına TikTok’u koydum ve en temel soruları cevaplayacak bir derleme oluşturdum. TikTok’la ilgili birçok sorunun cevabını ve farklı kişilerin onunla ilgili ne düşündüğünü bu derlemede bulabilirsiniz.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Ödeme duvarları: Nasıl yapmalı, neleri geliştirmeli?

Önceki içerik

Gelir modellerinde yeni taktik: Diğer medya şirketlerine yazılım satmak

Sonraki içerik