Sürdürülebilir Gazetecilik

Sürdürülebilir gazetecilik için dayanışma ve iş birliğinin önemi

    0

    “Meslektaşlarım tutuklandı, tutuklanıyor. Böylesi dönemlerde de maalesef bizi bir araya getiren haberlerimiz değil, karşılaştığımız engeller ve engellere karşı verdiğimiz mücadele oluyor,” diyor gazeteci Evrim Kepenek ve ekliyor: “Türkiyeli gazeteciler açısından mesleğe dair yeni bilgi üretmek, mesleği ileri taşımak için tartışmalar yapmanın önündeki en büyük engellerden biri düşünce ve ifade özgürlüğü duvarı. O duvarı aşamadıkça haberlerimizde iş birliği noktasına nasıl gelebiliriz ki?” 

    Gazetecilerin haberlerde iş birliği yapması, birlikte konu araştırması ve veri toplaması iş birlikçi gazetecilik (collaborative journalism) olarak tanımlanıyor. Daha yalın bir ifadeyle, “bir araya gelerek gazetecilik yapmak” da diyebiliriz. İş birlikçi gazetecilik araştırmalarının akla gelen ilk örneği Panama Belgeleri. Panama merkezli Mossack Fonseca’nın sızdırılan gizli arşivi, tüm zamanların en büyük veri sızıntılarından biri olarak kabul ediliyor. Süddeutsche Zeitung Gazetesi, verilerin büyüklüğü nedeniyle ellerindeki tüm dosyaları Washington’daki Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu ve diğer medya kuruluşlarıyla paylaşarak iş birliği yapmış, araştırmada seksen ülkeden dört yüze yakın gazeteci görev almıştı. 

    Gazeteciliğin hızla değiştiği bu dönemde, iş birlikçi gazetecilik mesleğin gelecek trendlerinden biri kabul ediliyor. Nitelikli araştırmalar ve iyi hikâyeler çıkarmak isteyen gazeteciler ve kurumlar iş birliği yapmaktan çekinmiyor.

    Türkiye’de gazeteciler arası iş birliği ve dayanışma gün geçtikçe daha da önemli hale geliyor. Mevcut medya düzeni, gazeteciler arası iş birliğini içerikten ziyade basın özgürlüğü, hak mücadelesi ve işsizlik başlıklarıyla sınırlasa da, gazeteciler sürdürülebilir bir gazetecilik için dayanışma ve yardımlaşmanın şart olduğunu söylüyor.

    Gazeteciler arası dayanışmayı ve Türkiye’deki iş birlikçi gazetecilik hallerini Bianet’ten Evrim Kepenek, Medyascope’tan Fırat Fıstık, serbest gazeteci Oğuz Bakır ve Gonca Tokyol ile konuştuk.

    Gazetecilik başlı başına bir dayanışma hâli

    Bianet’in LGBTİ+ ve kadın haberleri editörü Evrim Kepenek, gazeteciliğin başlı başına bir dayanışma hâli olduğunu hatırlatarak, “En büyük dayanışma da haberin öznesinin sesini duyurmak,” diyor. 

    Fotoğraf: Evrim Kepenek

    Türkiye’deki medya düzeninin gazetecileri yalnızca mücadele ederken bir araya getirebildiğini belirten Kepenek, mesleğe başladığı yıllardaki “bu haberi ilk ben yapayım” duygusunun son dönemlerde yerini “meslektaşlarımla da haberi paylaşalım” noktasına geldiğini söylüyor. Bu değişimin nedenini de “O kadar çok hak ihlali yaşanıyor, o kadar çok haber yapılması gereken konu var ki bir noktadan sonra konu yeter ki haber olsun, ben yapmasam da olur aşamasına geliyorsunuz. Haberin öznesinin sesi daha çok duyulsun, bu haber görünür olsun diye arkadaşlarıma önerdiğim konular da oluyor,” diyerek açıklıyor. “Bazen de ana akım medyada çalışan arkadaşlarımız, ‘Bizim haber merkezi bu haberi görmez, siz girin’ diyor. Gazeteciler arasında mesleğin doğası gereği bir rekabet olsa da sahada hepimiz dayanışma hâlindeyiz. Sahada hepimiz emekçi ve muhabiriz”

    Evrim Kepenek

    Gazeteciler arasındaki iş birliği ve dayanışma sahada kendini gösterirken kurumlar arası iş birliği örnekleri yok denecek kadar az. Kepenek, farklı kurumda çalışan bir meslektaşıyla birlikte yaptığı haberi kurumlar arası iş birliğine örnek olarak anlatıyor:

    “Artı Gerçek’ten gazeteci arkadaşım Fırat Yeşilçınar ile hazırladığımız ‘Harmandalı Merkezi’nde Neler Oluyor?’ başlıklı haber her ikimizin çalıştığı mecrada, ikimizin de imzasıyla yer aldı. Kurumlar arası iş birliği çok yaygın değil, açıkçası pek de mümkün görünmüyor, ama kendi aramızda bu paylaşımları yapabiliyoruz. Şu ana kadar yardım istediğim ve karşılık almadığım bir durum yaşamadım. Eğer benim elimde de destek istenen konuya dair bilgi varsa paylaşırım, çekinmem, bilgi paylaştıkça ve somutlandıkca anlam buluyor çünkü.”

    Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve ekonomik değişimlerinden elbette gazetecilik de etkilendi, etkilenmeye devam ediyor. Arşivdeki haberler de bu değişimi gözle görünür hale getiriyor. Kepenek, İstanbul merkezli gazetecilerin Kürt gazetecilerle dayanışmak için bölgeye gidip haber yapmayı amaçladığı Haber Nöbeti isimli projeyi hatırlatarak, “Şimdi düşününce zamanında bunu yapabilmişiz diye şaşırıyorum ve iyi ki yapmışız,” diyor. 

    Daha önce Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA, Jinha ve Jin News’te çalışan Kepenek, gazeteciler arasındaki dayanışmanın özellikle Gezi döneminde, şimdi ise sosyal medya sayesinde arttığını, “Gezi’de aklına gelebilecek her kurumun gazetecileri birlikte çalışıyordu, ben Kürt gazetecilerin ajansında muhabirdim. Sahada, olası bir gözaltı durumunda birbirimizin kolundan bacağından tutup bırakmazdık. Bir arkadaşımız polis tarafından gözaltına alınmaya çalışılırken, yaygın basında çalışan başka bir muhabirin ‘Onu alacaksanız beni de alın’ diyerek sarıldığını ve arkadaşımızı bırakmadığını, polisin de her iki gazeteciyi de bırakmak zorunda kaldığını hatırlıyorum,” diyerek anlatıyor.

    Kepenek’in anlattığı dayanışma hâlinin durum ve koşullara göre “değişebildiğini” söylemek mümkün. Kepenek, söz konusu Kürt gazeteciler olunca bir sessizlik hâli olabildiğini belirterek, “2015’te Çözüm Sürecinin de bitmesiyle özellikle Kürt medyasında çalışanların ‘marjinalleştirildiğini’ gördük. Tıpkı toplum gibi gazeteciler arasında da bu bölünme yaşandı. Sahada yaygın basından arkadaşlarımızın bizimle göz temasını bile kestiği, bir selam dahi vermekten imtina ettiğini hatırlıyorum. O duruma gelinmiş bir dönemdi. Söz konusu Kürt gazeteciler olunca bir sessizlik hâli oluyor. Herkesin kafasında bir soru işareti yaratmışlar, Kürt gazetecilere devletin baktığı gibi bakabiliyoruz. ‘O gazeteci mi?’, ‘Öyle gazetecilik olmaz’ diyoruz. Tanınan bir gazeteciye destek tweetini rahatlıkla atıyorken, söz konusu Kürt medyasında çalışan biri olunca görmedim, bilmiyorum davranışına bürünebiliyoruz. Kurtulamadığımız bir durum bu, yüzleşme zor geliyor herhalde,” diyor. 

    “Devletin gazetecileri bölme hâli, yine devletin baskılarını her kesimden gazeteciye yönledirmesiyle de bir nebze olsun aşıldı, artık durum az önce anlattığım kadar keskin değil en azından,” diye ekliyor Kepenek. Bu durumun özellikle sosyal medya ve dayanışma ağları sayesinde aşıldığını söyleyen Kepenek, Haberin var mı? inisiyatifini örnek vererek, “Şimdiye kadar pek de tanık olmadığımız bir dayanışmaya imza atıyorlar. Kurum ayırt etmeksizin tüm gazetecilerin sesini duyurmaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu tecrübemle biliyorum. Çünkü tepki alma alanınız genişler ama yine de sesini duyurduğunuz meslektaş sayısı fazladır. Bu nedenle çok değerli ve buna sahip çıkmak gerekiyor. Bu kazanımın da aslında yıllar süren bir mücadelenin sonucu.” 

    Biz güçlendikçe gazetecilik de güçlenecek

    Kepenek, kadın gazetecilere de dikkat çekerek dayanışmanın önemini vurguluyor: “Kadın gazeteciler için durum daha zor çünkü kadınlar açısından daha fazla eşitsizlik var. Bir araya gelince sesimiz daha gür çıkıyor. Bundan yedi sekiz yıl önce ‘Kadın Gazeteciler Takipte’ isimli bir grubumuzla toplanır, davaları izlemeye giderdik. Sakarya’da bir cinsel istismar davasını takibe gitmiştik. Tek başımıza olsaydık belki hiçbirimiz mahkeme salonuna giremeyecektik, ama bir arada olunca sesimiz daha gür çıkmıştı. Kimse de bir şey diyemedi bize, hep beraber izledik o davayı. Farklı farklı mecralarda onlarca haber çıkmıştı mahkemeye dair. Oysa tek kişi gidilseydi sadece bir yerde haber çıkacaktı belki de.”

    Peki, gelecek ne getirecek? Gazetecilerin iş birliği sonucu ortaya çıkan araştırma haberleri okuyabileceğimiz günler hayal mi? Kepenek bu soruya, “Her zaman dayanışmaya inanıyorum. ‘Ama’sız, ‘fakat’sız bir dayanışma,” diyerek umut edenlerden: “Belki eskiden dayanışmamak, bilgi paylaşmamak, haber atlamak kıymetliydi ama öyle bir noktaya geldik ki esas değerli olan paylaşmak. Gazeteciler çok fazla şeyle savaşmak zorunda. Devlet baskısı, iş bulamama baskısı, ekonomik koşullar, ifade özgürlüğü, teknolojik gelişmeleri öğrenip adapte olmak, maddi destek bulma çabaları vs… Eğer bu mücadeleyi aşabilirsek sıra haberlerimizi, gazetecilik etiklerini, özlük haklarımızı korumaya gelecek. Düşünsenize 2000 yılından beri gazetecilik yapıyorum sarı basın kartım yok ama yaygın basında çalışan ünlü bir ismin kardeşine (Helin Avşar) Habertürk’de iki üç söyleşi yapınca sarı basın kartı verildiğini biliyoruz. Her türlü hakkımız için özetle şunu diyorum: Gazeteciler ne kadar donanımlı olursa gazetecilik de o kadar güçlenir.”

    Haberin kendisini değil, sonrasını düşünüyoruz

    Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün yayınladığı dünya basın özgürlüğü endeksine göre Türkiye 180 ülke arasında 154. sırada. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği 26 Ağustos 2020 tarihli verilerine göre cezaevinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunan 94 gazeteci bulunuyor. Gazeteci Fırat Fıstık, Türkiyeli gazeteciler arasındaki iş birliği ve dayanışma hakkında ne düşünüyorsun sorusuna yukarıdaki verileri paylaşarak dikkat çekiyor:

     “Veri paylaşımı ve dayanışma hem gazeteciler hem kurumlar için çok önemli. Birimizin açtığı dosyayı diğer arkadaşımız da takip ederek yeni haberler üretebiliyor ama Türkiye’de gazetecilerin yaptığı haberi veya içeriğini konuşmaktan önce o haberden sonra gazeteciye ne olacağını, haberin yayınlanıp yayınlanmayacağını, kimin ne tepki vereceğini düşünmek zorunda kalıyoruz. Tutuklu gazeteci sayısının en fazla olduğu ülkelerden biriyiz, sorunun esas kaynağı bu. Bugün bir gazeteci yalnızca haberi yazmakla kalmıyor; konuyu savunmak, olası sansür ve baskılara dayanmak zorunda da kalıyor.”

    “Her gazeteci bir haberi ilk yazan olmak ister. Ben de hem kendi kurumumda hem de farklı vesilelerle bir araya geldiğim meslektaşlarımla birlikte içerik üretme fırsatı buldum. Böyle durumlarda birlikte çalıştığınız gazeteci sizi besleyebiliyor ya da aynı şekilde siz ona farklı bir katkı sunabiliyorsunuz. Aslında önemli olan şey, haberin yayılması ve ses getirmesi,” diyerek iş birliğinin içeriğin kalitesini arttırabileceğini ifade eden Fıstık’a, medyadaki tekelleşme ve kutuplaşmayı düşününce kurumlar arası iş birliği hayal gibi geliyor, sen ne dersin diye soruyorum: “Kesinlikle çok uzak bir hayal. Esas işi gazetecilik olan, tecrübeli isimler medyadan tamamen çıkmış durumda. Seksenlerden sonra da medyayı, kendi işlerini duyurmak, siyasetle bir şekilde bağ kurmak için kullanan patronların sardığını görüyoruz. Şu anki durum tamamen farklı. Sadece iktidarla yürüttüğü iş ilişkilerini konsolide eden, iktidar partisinin bir yayın organı gibi çalışan büyük şirketler medyayı elinde tutuyor. Böyle bir medya düzeninde kurumlar arası iş birliği yalnızca bir hayal.”

    Fıstık bu düzenin de böyle devam etmeyeceği, tabiri caizse devranın döneceğine inanıyor: “Doldurdukları bu çuvalın altı delik diye düşünüyorum. Bir kişi isterse tüm kanalları, gazeteleri kontrol etsin, parayla gazete bastırsın, bedava dağıtsın -ki bugünkü durum buna çok yakın- fark etmez. Gazetecilik doğrudan gerçekle ilişkisi olan bir meslek. Gerçeklerin de ortaya çıkmak gibi bir huyu olduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla kendi çabalarıyla gazetecilik yapanlar elbet olacak. Bunun için tüm gazetecilerin ve gazeteci adaylarının bu medya düzenine itiraz etmesi gerekiyor: Tek koşul dayanışma. Haberlerini ve görüşlerini sevmediğin bir gazetecinin baskıya, mobbinge, sansüre maruz kalması veya işten atılması; bir gün sonra veya bir hafta sonra senin de aynı şeyleri yaşayabileceğin anlamına geliyor. Bu yüzden dayanışma çok önemli. Bir patronun bir gazeteciyi kovarken veya mobbing uygularken iki kez düşünmek zorunda kalacağı zamanlara diyelim…”

    Gazetecileri bir araya getiren grup: Network for Journalists

    Gazeteciler bir araya geliyor, kaynaklarını paylaşıyor ve daha iyisi için uğraşıyor. Kepenek ve Fıstık’ın da vurguladığı gibi gazetecilik rekabet içeren bir meslek olsa da iş sahada çalışan gazeteciler olunca dayanışma kaçınılmaz oluyor. Gazeteci Oğuz Bakır akademisyenleri, tecrübeli ve mesleğe yeni başlayan gazetecileri bir araya getiren Network for Journalists isimli WhatsApp grubunu da bu amaçla kurduğunu söylüyor. Bakır’ın, “En fazla otuz kırk kişi olur, kendi aramızda işlerimizi paylaşır, sohbet ederiz” diye düşünerek kurduğu grup, şu an iki yüz yirmi iki katılımcıya sahip. İletişim bilgileri, yapılan haberler, yayımlanan raporlar ve iş ilanları grup paylaşımlarının büyük bir kısmını oluşturuyor. İsterseniz bir konuyu gündeme getirerek, farklı görüşleri öğrenebileceğiniz bir tartışma ortamı yaratabiliyorsunuz. Bakır, “Mesleğe yeni başlayan arkadaşların en büyük sorunu network. Grup aracılığıyla bu sorunun çözümüne destek olabiliriz. Gözlemleyebildiğim kadarıyla grupta herkes birbirine yardım ediyor, bilen herkes cevap vererek destek oluyor,” diyor. 

    Katılımcısı olduğum Network for Journalists grubuna sıradan bir pazar günü mesajlar yağmaya devam ederken, içlerinden bir tanesi telefonu elime almama vesile oldu: “Eğer siz gerçekten gazeteciliği önemsiyorsanız, ben de çabanıza uygun şekilde size yardımcı olmak için elimden geleni yaparım.”

    Grupta genç gazetecilere tavsiyeler sunan konuşmalar arasında, Gonca Tokyol’un bu mesajı serbest çalışan bir gazeteci için bulunmaz bir nimetti. Bu mesajdan hareketle, birkaç gün sonra kendisine İngilizce haber yazımıyla ilgili mail attım. Verdiği cevapla, bu dosya için konuştuğumuzda da söylediği, “Ben gazetecilik yapan kendimi değil, gazeteciliğin kendisini çok seviyorum. Gazeteciliğin güzel yapılmış her hâli bana zevk veriyor. Tabii bu güzel haberi ben yaptıysam daha çok mutlu oluyorum ama başkaları yaptığında da benzer bir tatmin ve mutluluk yaşıyorum. Eğer bu haberin bir parçası olmuşsam daha da mutlu oluyor ve gururlu hissediyorum,” sözlerini ne kadar içten söylediğini de deneyimlemiş oldum.

    Önceki jenerasyona göre çok farklı bir gazetecilik anlayışı var

    Gonca Tokyol

    Yardımlaşma ve dayanışmayı bire bir tecrübe ettiğim Gonca Tokyol’a bu konudaki görüşlerini sordum. Serbest gazetecilik yapan Tokyol, kurumlar arasında profesyonel bir iş birliği görmesek de gazeteciler arasındaki dayanışma ve iş birliğine inandığını söylüyor. Ona göre yardımlaşma ve dayanışma meselesi gazeteciliğe bakış açımızla doğrudan ilgili. “Her gazeteci iyi iş yapmak ve diğerlerini geride bırakmak ister, bu meslek tanımının da heyecanının da bir parçası. Ama şu an Türkiye’de önceki jenerasyonlardan çok farklı bir şekilde gazetecilik yapan, küresel gazeteciliğe adapte olmuş bir nesil var,” diyerek genç gazetecilerin mesleğe bakış açılarını değerlendiriyor ve devam ediyor:

    “Farklı kurumlarda çalışan, aynı yaş aralığında ve neredeyse birbiriyle aynı ilgi alanlarına sahip bir grup gazeteci var. Bazıları çok yakın arkadaşım, bazılarını tanıyor veya biliyorum. Kendi aramızda bir dayanışma hâli var, herhangi bir konuda yardım istediğimde ya da iletişim ve kaynak bilgisi rica ettiğimde neredeyse hiç olumsuz cevap almadım. Hatta serbest çalışan bir gazeteci olarak bazen editörlüğümü yapmalarını rica ettiğim zamanlar oluyor. Ben de elimden geldiğince aynı desteği veriyorum. Belki yurtdışındaki örnekler kadar profesyonel değil, ama birbirimize destek olmaya çalışıyoruz.”

    Tokyol, gazeteciler arasındaki dayanışmayı örneklerle açıklamaya devam ediyor: “Ana akımda çalışan arkadaşlarımız kendi kurumlarında yer verilmeyeceğini düşündükleri haberleri hazırlarken ya da hazırladıktan sonra farklı kurumlardaki arkadaşlarına verebiliyor. Bir başka dayanışma örneği de, eskiden gazeteciler için çok değerli olan fihristlerin kimseyle paylaşılmadığı zamanlardan WhatsApp gruplarında iletişim bilgilerinin paylaşıldığı zamanlara gelmek. Bir başka örneği de kendimden vereyim. 2017 yılında gerçekleşen Adalet Yürüyüşü’nü takip ederken araçsızdım. Hürriyet Gazetesi’nden muhabir arkadaşlar, ‘Bizim otelde kal, aynı araçla gidelim. Bir şeye ihtiyacın olduğunda en azından yanında olalım’ diyerek bana destek oldular. Bunu duymak bile inanılmaz bir dayanışma.”

    “Aynı konuda çalışıyorsak bile bu yardımlaşma hâli devam edebiliyor,” diyen Tokyol, her gazetecinin konuyu kendi bakış açısıyla ele aldığını ve farklı açılardan baktığını söyleyerek gazeteci Büşra Cebeci ile yaşadığı yardımlaşmayı da anlatıyor: “Birkaç sene önce #10yearschallenge gündemini çalışırken, o dönem Medyascope’ta çalışan Büşra Cebeci’nin de daha önce bu konuyu çalıştığını gördüm. Büşra’yla iletişime geçtiğimde bana, ‘Bu konuyu ben yaptım, benimkinin aynısını yapıyorsun’ diyebilirdi. Fakat o hem dosyanın içinde yer aldı, hem kaynak konusunda bana destek oldu, hem de öngörülerini paylaştı. Kısacası benim konuyu farklı bir perspektifle gündeme getirmeme odaklandı. Bu çok değerli bir şey.”

    Bir dönem T24’te yazı işleri müdürlüğü yapan Tokyol, o dönemde ortak imzayla yayınladıkları çok sayıda dosya haber olduğunu ve bu iş birliğini çok sevdiğini söylüyor: “Birkaç kişi bir araya gelerek bir dosya haber hazırlamak hem herkesin elini kolaylaştırıyor hem de daha nitelikli bir iş ortaya çıkabiliyor. T24’te bu tarz haberleri imza ve fotoğraflarımızla yayınlar, o köşeye de ‘Kafalar’ derdik. Özellikle internette çalışan gazeteciler genel akışın dışında özel haberlere vakit ayırmakta sorun yaşıyor. Böyle bir durumda birkaç kişinin beraber hazırladığı haber işe pratiklik ve nitelik kazandırıyor.”

    İş birlikçi gazetecilik muhabirlik üzerinden konuşulması gereken bir mesele

    Tokyol, iş birlikçi gazeteciliğin muhabirlik üzerinden konuşulması gerektiğini belirterek, pek çok kurumun editörlük dışındaki pozisyonlara çok az kaynak ayırmasına dikkat çekiyor. Editörlüğün yalnızca Türkçe yazım ve imla hatalarını düzenlemek olmadığının da altını çizen Tokyol, “Türkiye’de gazetecilik anlamında kurumların vizyonu gazetecilerin tekil vizyonuna göre çok çok dar. Ortak çalışmaktan ve iş birliğinden bahsedeceksek, bunu muhabirlik üzerinden konuşmak gerek. Gün içinde ajanstan haber çekip alıyorsan ya da alıntılı haber yaptığın bir çalışma düzenin varsa, burada herhangi bir iş birliğinden bahsetmek mümkün değil” diyor.

    Tokyol, meslekte usta-çırak ilişkini çok önemsediğini ve sahada “eskilerin” deneyimlerinden yararlandığını vurguluyor: “T24’te Tuğrul Eryılmaz, Hasan Cemal, Aydın Engin, Mehmet Yılmaz, Gökçer Tahincioğlu gibi isimlerle birlikte çalıştım. Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum. Yanımda not defteri ve kalem bulundurmayı, sahadaysam yanıma küçük bir kraker ve su almayı bu şekilde alışkanlık hâline getirdim. Bunlar çok teknik ve bu işi otuz kırk senedir yapan biriyle çalıştığınızda öğrenebileceğiniz önemli detaylar. Bu anlamda ben de mesleğe yeni başlayan gazetecilere destek olmaya çalışıyorum. Mesela, T24’te bir toplantıya ya da ödül törenine giden arkadaşları kıyafetleri konusunda uyarırdık. Bunlar hem adabımuaşeret kuralları, hem de haberi yapmayı ve insanlarla iletişim kurmayı kolaylaştıran detaylar. Hepsi de usta-çırak ilişkisiyle gelişiyor.”

    Tokyol, sürdürülebilir bir gazetecilik için yardımlaşma ve iş birliğinin önemli olduğunu vurgularken, bu iş birliğinin içerik kalitesini arttırdığına inanıyor: “Gazetecilik biraz deli işi. Bunu da durumu romantize etmek için söylemiyorum, neticede bizim mesleğimiz bu. Ama bu iş çok sevdiğinde, çok iyi yapabileceğin bir iş. Gazetecilik için bir şeyler yapmak istiyorsan çevrendekilerle yardımlaşmak ve dayanışmak önemli bir hale geliyor. Türkiye’de gazetecilik değişim geçirsin, çok güzel haberler okuyalım istiyorum. Bunun için de elimden geleni yapıyorum. Tekil olarak yaptığım bir iş, birçok kişinin kaynakları ve birikimini içeren bir şeye dönüşünce bu hem kıymetli hem de kaliteli bir iş oluyor. Gazetecilik Türkiye’de de dünyada da politik ve ekonomik zorluklar yaşıyor. Sürdürülebilir gazetecilik diyerek bir çıkış arıyorsak, yardımlaşma ve iş birlikçi gazeteciliği bu kapsamda değerlendirmek gerekiyor.”

    Ilgaz Gökırmaklı
    1994, Antalya doğumlu. Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik lisansının ardından, Marmara Üniversitesi Gazetecilik yüksek lisansını “Yeni Medyanın Toplumsal Hafıza İnşası Üzerindeki Rolü” başlıklı teziyle tamamladı. Serbest gazetecilik yapmaya devam ediyor.