Fotoğraf: Yusuf İris
Haber Odası

Süleyman İrvan: Seçimlerde AA itibarını sıfırla çarptı

0

Yerel seçimlerde medyanın yaptıklarını ve yapamadıklarını konuştuğumuz Prof. Dr. Süleyman İrvan, Türkiye’de iktidarın domine ettiği bir medya sisteminin olduğunu belirtiyor. İrvan, yerel seçimlerde Anadolu Ajansı’nın konumuna ilişkin ise “AA bağımlılığı yıkılabilir bir şey, itibar anlamında sıfırlandı,” diyor.

Türkiye 31 Mart’ta yerel seçimlere gitti. Yerel seçimler sonrası oyların sayılması, sonuçlara itirazlar, siyasilerin söylemleri, sandık güvenliği gibi konular gündemdeki yerini korurken biz de medyanın yerel seçimlerdeki konumuna ilişkin Üsküdar Üniversitesi’nden Prof. Dr. Süleyman İrvan ile konuştuk. İrvan ile yaptığımız söyleyişinin temeline ise seçimlerdeki Anadolu Ajansı bağımlılığını, yerel seçimler sonrası atılan manşetleri ve bu çerçevede oluşan yankı fanuslarını aldık.

İktidarın domine ettiği medya sistemi var

İrvan, seçim ve kampanya dönemlerinin medya için çok önemli olduğunu belirterek, bu dönemi haber üretiminin ve habere ilginin yoğun olduğu dönemler olarak tanımlıyor. İnsanların bilgi almak amaçlı medyaya yöneldiğine dikkat çeken İrvan, “Medya için kampanya dönemleri bayram havasında geçer çünkü en çok gelirin olduğu dönemdir. Hatta bu dönemlerde yeni gazeteler çıkar. Türkiye’de son yerel seçimlerde medyaya bakıldığında temel sorunlardan bir tanesi genel olarak medyanın belli bir havuz sistemi gibi bir sistem içine dahil olması. İktidar partisinin domine ettiği bir medya sistemi var. Domine etmesi çok da iktidarın lehine olan bir şey değil,” diyor.

Fotoğraf: Yusuf İris

“Bir gazeteci her yerde gazetecidir. İktidar medyasında da gazetecidir, alternatif medyada da gazetecidir. Refleksif olarak gazetecidir,” diyen İrvan, medyanın bir kısmının kontrol edilmesine rağmen insanların haberlere artık internet ve dijital yayıncılık sayesinde ulaştığını söylüyor.

Yerel seçimlerde medyanın performansına 10 üzerinden 3 veririm

İrvan, yerel seçimler öncesi TRT’nin siyasi partilere ayırdığı zamanları adaletsizlik olarak tanımlıyor ve şunları ifade ediyor: “Sabahtan akşama kadar sadece bir siyasi partinin mitinglerini yayınlasanız dahi insanlar yine oy vereceği partiye oy veriyor. Aslında bu ikna edici bir şey değil. Medya, kampanya dönemlerinde daha mesafeli bir politika izlemeli. Bu muhalif medya için de geçerli. Bu süreçte adaylar, seçmenler ve medya var. Burada da medyanın görevi, adayların politikalarını seçmene aktarmak. Toplum da karar versin. Yönlendirici haberler işe yaramıyor. Son yerel seçimlerde medyanın performansını 10 üzerinden değerlendirirsek ben 3 veririm. Daha fazla vermem.”

Medyanın bir güç aracı olarak konumlandırıldığı durumlarda yapılacak şeyin ya propaganda ya da yönlendirme olduğunun altını çizen İrvan, “Medya kuruluşları öncelikle kendilerini nasıl tanımladıklarına karar vermeli. Propagandist bakış açısı uzun vadede gazeteciliğe zarar veriyor,” diyor.

AA bağımlılığı yıkılabilir bir şey

Seçim dönemlerinde birçok gazete ve televizyonun seçim sonuçlarını takip ederken Anadolu Ajansı’na bağlı kalmasına ilişkin görüşlerini sorduğumuz İrvan, “Seçim dönemlerinde televizyon ve gazetelerin Anadolu Ajansı bağımlılığı yıkılabilir bir şey. Seçim sonuçlarını verme işi zor bir iş. Türkiye’de seçim işini yapan ve açıklayan devletin resmi kurumları var. Seçim gece boyu süren bir şey. Habercilik öyle değil. İnsanlar sonuçları hemen öğrenmek istiyorlar. Anadolu Ajansı sandık başından sonuç açıklama diye bir sistem geliştirdi. Bu sistemi 2014 yılında geliştirmişler yani bir önceki yerel seçimlerde. Bunu da Kemal Öztürk, Yeni Şafak gazetesinde yazdı. Bu sistemi kendinin kurduğunu ve bu yüzden kendisini suçladıklarını söylüyor. Ama verileri nereden aldıklarını açıklamıyor. Sandık başlarında verileri kim veriyor onlara? Her sandık başında Anadolu Ajansı’nın bir muhabiri olması mümkün değil. Zaten haberlerden edindiğim izlenimlere göre Anadolu Ajansı muhabirleri bundan haberdar değil. Geriye bir tek alternatif kalıyor. Sandık başında olan birileri bunu organize ediyor. Ben bir partinin üzerinden bunu yaptıklarını düşünüyorum. Türkiye’de yaygın müşahit bulundurabilecek bir parti üzerinden bunu yapıyorlar,” diyor.

Fotoğraf: Yusuf İris

İrvan, seçimlerde sonuçlara ilişkin verilerin alındığı partinin ilk olarak kendisini önde gösteren yerlerin verilerini vereceğinin altını çiziyor. İrvan, seçim sonuçlarının sayılmasına ilişkin bir de öneri sunuyor: “Bence her sandık başına bir bilgisayar ya da tablet konularak seçim sonuçları daha hızlı sisteme girilebilir. Anadolu Ajansı’nı da beklemeye gerek kalmaz.” Anadolu Ajansı’nın veri girişini durdurmasına ilişkin konuşan İrvan, “İtibar anlamında Anadolu Ajansı sıfırlandı. Kendi itibarını sıfırla çarptı. Çünkü son anda sonuçlar başka bir partinin lehine değişiyor diye veri girişini durdurdu. Bunun bir açıklaması olamaz. Anadolu Ajansı’na artık kimse güvenmez. Cumhuriyet’ten önce kurulmuş bir kurumdur. Kurtuluş Savaşı’nı duyursun diye kurulmuştur. Bir kuruma bu kadar kötülük yapılabilir mi?” diye ekliyor.

İlginizi çekebilir:  İyi gazetecilik siniklere göre değil mi?

Binali Yıldırım, gazeteler manşet atabilsin diye açıklama yaptı

Seçim sonuçlarının kesin olarak açıklanmamasına rağmen ana akım medyanın ertesi gün “Kazandık” manşetleri atması durumunu sorduğumuz İrvan, şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Seçim gecesi Binali Yıldırım çıktı ve çok kısa bir açıklama yaptı. ‘Biz seçimi kazandık’ dedi. Bir aday seçimi kazandık diyorsa o adayı destekleyen medya kuruluşları da ‘Kazandık’ manşetlerini elbette atacaktı. Aslında Binali Yıldırım’ın o açıklaması gazetelerin ertesi günkü manşetini belirlemek amaçlı bir açıklamaydı. Çünkü gazeteler ne yazacaklarını bilemiyorlardı. Binali Yıldırım bu açıklamayı ertesi gün gazeteler manşetlerini atabilsinler diye yaptı. Gazeteler de önceden hazırladıkları manşetleri attılar.”

Bu işi tetikçi gibi yapanlar meslek örgütleri tarafından kınanmalı

İrvan’a seçim sonrası sosyal medyada bazı gazeteciler tarafından dolaşıma sokulan dezenformasyonu sorduğumuzda ise şunları söylüyor: “Türkiye gibi çoklu seçimin yapıldığı ülkelerde birtakım problemlerin olması beklenebilir bir şey. İtirazları da normal karşılamak lazım. Bir yerde seçim varsa illa ki itiraz olur. Demokratik sistemlerde itiraz varsa o itiraz için mekanizmalar olur. O mekanizmaları takip edersin. Bunda bir sıkıntı yok ama buradaki asıl sıkıntı bazı gazetecilerin (ben gazeteci diyorum ama gazeteciliği ne kadar hak ettikleri konusunda emin değilim) bu işi partizanca yapmaları. Mesela bir medya grubunun sahibi bir kentin belediyesinden çok büyük ihaleler alıyor ise o medya kuruluşu bu akışı kaybetmek istemez. Çünkü orada bir gelir var. O medya kuruluşlarının birtakım yolsuzluk, suistimal açıklamalarında bulunmaları normaldir. Yapılan ‘Bütün oylar tekrar sayılıyor, 30 sandık başkanı gözaltına alındı’ açıklamaları toplumu galeyana getirici, kutuplaştırıcı ve çatışmacı bir ortama yol açabilecek açıklamalar. Gazeteciler aynı zamanda kanaat önderleridir. Kanaat önderleri ise toplumu daha çok etkilerler. Yaptıkları açıklamalar problemlere yol açabilir. Böyle şeyler insanları sokağa dökebilir ve bunun altından kalkamazlar. O yüzden gazetecilerin daha dikkatli olmaları lazım. Gazeteci değil de tetikçi gibi bu işi yapanların da meslek örgütleri tarafından kınanması lazım. Meslek örgütleri gazeteciliği kötü amaçlı kullananları en azından kınamalı. Çünkü bu tür şeyler mesleğe de zarar verebilir.”

Medya üzerinden oluşturulan politik kimlik sadece bugüne özgü değil

Ana akım medyada atılan manşetlerin aynılaşması, toplumun kendisine yakın gördüğü medya kuruluşlarından seçimi takip etmesi bağlamında “Toplumda bir yankı fanusunun varlığından söz edilebilir mi?” sorumuzu İrvan, “Yankı fanusu bize şunu söylüyor: İnsanlar genellikle sosyal medyada benzer görüşte olan insanları takip ediyorlar, sadece kendi seslerini duyuyorlar, kendileri gibi düşünenleri görüyorlar. Aslında çok da bu sistemin öyle işlediğini düşünmüyorum. Toplum genellikle kendileri gibi düşünen medyayı takip ediyor. Bu bugüne özgü de değil. Bizim zamanımızda insanlar koltuk altlarında gazete taşırlardı. O gazetenin adı ile insanları solcu-sağcı-ülkücü diye ayırırlardı. Yani aslında çok da bugünden farklı değildi. Medya üzerinden oluşturulan politik kimlik sadece bugüne özgü değil. Hatta bu bugün biraz daha kırıldı. Mesela sen bir şey yazıyorsun sosyal medyada, o paylaşıma bir sürü yorum geliyor. Bu yorumlarda farklı görüşler de oluyor ve bu yüzden çok da yankı fanusuna dönüşemiyor sosyal medya. Sosyal medya bir yanı ile de demokratikleştirici. Ayrıca sosyal medya insanları otokontrole de zorluyor. Sosyal medya olmasaydı insanlar biraz daha keskin olabilirlerdi yorumlarında,” şeklinde yanıtlıyor.

Eda Narin
İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümü mezunu. Jinha’da muhabirlik yaptı. Özgürlükçü Demokrasi gazetesi ve Dokuz8 Haber’de editörlük yaptı. Journo, Gazete Karınca, Sivil Sayfalar ve Euronews’e serbest olarak haber yaptı ve serbest çalışmaya devam ediyor.

    Cüneyt Özdemir: Ekonomik özgürlüğü olmayan gazetecinin editoryal özgürlüğü olmaz

    Önceki içerik

    Yeni medya fenomenleri fenomenliği anlattı

    Sonraki içerik