spotify-telif

Spotify’ın üç kuruşluk telif denklemi

Spotify’da müzik çalındığı zaman, kayıt telifleri ve yayın telifleri olmak üzere, iki çeşit telif ödemesi yapılıyor. İlki, kayıtlar üzerinde yasalara göre “hak” sahibi olanlara ödeniyor ve sanatçılara anlaştıkları yapım şirketi veya distribütör aracılığıyla aktarılıyor. İkincisi ise şarkı yazarı ve kompozisyon sahiplerine direkt ya da meslek birlikleri üzerinden ödeniyor. Spotify reklam (yüzde 11) ve abonelik ücretlerinden (yüzde 89) topladığı hasılattan vergi, kredi kartı işlem ücreti, komisyon vb. kalemleri düştükten sonra geri kalanı oransal esasa göre (pro rata basis) telif olarak dağıtıyor. Yani Spotify’ın telif ödemeleri, sanılanın aksine, dinleme başı verilmiyor.

Telif ödemeleri, dinlemelerin premium hesaptan mı yoksa ücretsiz/reklamlı hesaptan mı dinlendiğine göre ve sanatçıların yapım şirketleriyle yaptıkları anlaşmalara göre farklılık gösteriyor. Yani aynı sayıda dinleme almış iki müzik grubu pekala farklı ödemeler alabiliyor. Bu da sanatçıların gelirlerinde bir belirsizliğe neden oluyor. Spotify, 2020’de sekiz milyar dolar olan, toplam hasılatının yaklaşık üçte ikisi kadarını telif ödemesi olarak hak sahiplerine dağıtmış. Bu ödemelerin ne kadarının oradaki müziği üreten sanatçıların cebine girdiği ise daha belirsiz ve daha karmaşık. Yine de eğitimli tahminler telif olarak ödenen üçte ikilik yekûnun, bütün aracıları ve vergileri düştükten sonra, yüzde 5 ilâ 25’inin sanatçılara gittiği yönünde.

Ödemeler genelde ayda bir yapılıyor. Fakat sanatçıların tam olarak ne zaman ve ne kadar alacakları, çalıştıkları dijital dağıtımcıya (TuneCore, DistroKid, CD Baby, The Orchard vb.) bağlı olarak değişiyor.

Üç kuruşluk piyasa

Tüm bu (kesin verilere şeffaf bir şekilde ulaşamadığımızdan tahmin de içeren) bilgiler ışığında bir ortalama hesap yapıldığında, sanatçıların Spotify’dan dinleme başına 0,00348 dolar, yani bir sentin yaklaşık üçte biri kadar bir telif ödemesi aldıkları ortaya çıkıyor. Bu da bugünkü kurdan yaklaşık 0,03 TL, yani üç kuruş ediyor.

Şimdi her bir dinleme için, tahmini ve ortalama, üç kuruşluk telif ödemesinin (tavan tahminden) dörtte birinin, yani 0,0075 liranın, müziği üreten sanatçıya ulaştığını varsayarak bir hesap yapalım: Türkiye’de brüt asgari ücret 3577 TL olduğuna göre (Spotify sigorta primlerini ödemediği için brüt alıyorum), dört kişilik bir müzik grubunun elemanlarının birer asgari ücret kazanması için ayda 1 milyon 907 bin 773 (1.907.773) kez dinlenmiş olması lazım. Tabii bu, Amerika’daki rakamlar baz alınarak yapılmış, hata payı olan, tahmini ve ortalama bir hesap. Müzisyenine göre bu rakam daha fazla ya da daha az olabilir. Zira, daha evvel belirttiğim gibi, telif ödemelerini etkileyen çok fazla faktör var. Fakat bu hesaplamayı etrafımdaki müzisyenlerden aldığım verilerin ortalamasıyla kontrol ettiğimde yakın bir sonuç verdiğini söyleyebilirim.

Türkiye’de YouTube daha popüler; fakat YouTube’un izleme başı ödemeleri çok daha düşük. Diğer taraftan Apple Music dinleme başına Spotify’dan daha fazla ödeme yapsa da Türkiye’de Apple Music’in pazar payı çok düşük. Velhasıl, bir müzisyen olarak dijital çağda geçinebilmek için her ay düzenli olarak on milyonlarca dinleme ve izleme almanız gerekiyor. Bunu yapanlar var elbet ama az sayıda. Üstelik bu ödemeler de müzisyenler adına bir net getiri değil çünkü bunun gitar, baget, tel, mikrofon, prova gibi düşülmesi gereken maliyetleri de var.

Sürümden kazanmak

Üç beş kuruşla kurulan telif denklemleri çok açıkça gösteriyor ki müzik piyasasındaki dijital “streaming” modeli ancak ve ancak iş ölçeklendirilebildiği takdirde para kazandırıyor. Birkaç albüm veya 20-30 şarkınız varsa, dinleme başı üç beş kuruş ödeyen bu modelde hayatta kalmanız neredeyse imkânsız. Ölçeklendirmeyi ya binlerce hatta milyonlarca şarkı yazarak yapmanız ya da Drake, Rihanna, Ed Sheeran ve The Weeknd gibi dünya yıldızı olup bütün ülkelerden dinleme alarak yapmanız lazım. Bir müzik grubunun binlerce, yüz binlerce şarkı yapma ihtimali de Türkiye’den çıkıp Taylor Swift ayarında bir yıldız olma ihtimali de epey düşük. Dolayısıyla, dijital müzik sektörü araştırmacısı Mark Mulligan’ın da vurguladığı gibi, sadece sürümden kazanılan bu iş modeli yapım şirketlerine ve distribütörlere yarıyor. Çünkü sizin, müzisyen olarak, diskografinizde belki birkaç albüm var ama yapım ve dağıtım şirketlerinin kataloglarında her dinlemede onlara para kazandıran yüzlerce müzisyen, binlerce albüm ve on binlerce şarkı var. Tam bir Fordist seri üretim modeli aslında… Nitekim, müzisyenler pandemide sürünürken Spotify CEO’su Daniel Ek süper zenginler listesine girmişti. Sony Music, Universal Music Group ve Warner Music Group da dijital “streaming” uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte, sürümden başarıyla kazandıkları için, rekor hasılatlar elde etmeye başladılar.

Spotify büyüdükçe yıldız sanatçılar ve üç büyükler daha fazla kazanacak. Çünkü Spotify, misal, Nijerya pazarına girdiğinde Drake ve Rihanna’nın dinlemeleri artmaya devam edecek ama, misal, Hayko Cepkin ve Peyk Nijerya pazarından hiçbir pay almayacak. Telif ödemeleri pro rata dağıtıldığı için de Türkiye yerelindeki sanatçılara düşen dilimler, yıldızlara düşen dilimlere kıyasla, küçülmüş olacak.

Müziğe verilen zarar

Öte yandan Spotify, hâlihazırda, dijital “streaming” piyasasının yaklaşık yüzde 40’ına tekabül ediyor. Spotify, Apple Music, Amazon Music ve YouTube Music arasında vahşi bir rekabet var. Çin’in hızlı yükselişiyle birlikte Tencent Music’in de küresel piyasayı zorlaması sürpriz olmaz. Tekelleşme potansiyeli çok kuvvetli olan dar bir oligopol piyasadan bahsediyoruz. Zamanla pazar payını arttıran “becerikli” şirketler, piyasa güçlerini kullanıp telif ödemelerinde kısıntıya gidecektir. Dijital platformlar üreticilerle tüketiciler arasında bir darboğaz oluşturarak rant yaratıyor. Daha fazla abonelik sattıkça Spotify’ın hem sanatçılara hem de dinleyicilere karşı zaten yüksek olan pazarlık payı daha da artacak. Bir yandan abonelik fiyatları enflasyondan hızlı artarken (bkz. Netflix’in Amerika fiyatları) diğer yandan telif ödemeleri azalacak, aynı kalacak ya da en iyi ihtimalle yavaş artacak. Kazananın her şeyi aldığı internet ekonomisinde Spotify’ın artan gelirlerinden şirketin sermayedarları ve yıldız sanatçılar giderek daha fazla pay alırken piramidin orta ve alt katlarındaki sanatçılar günlerini kurtarmaya çalışacaklar.

Radyo/TV, plak şirketi ve mekân/bilet tekelleri bir yana müzik sektörüne en büyük zararı dijital yayın piyasası veriyor. Bir kere Spotify CD/DVD ve mp3’ü öldürdü. Zaten amaç biraz da buydu. Fakat gelinen noktada “streaming” sektörü, canlı konserler hariç müzik endüstrisinin yüzde 80’ine tekabül ediyor. Dijitalleşme neredeyse bütün müzik endüstrisini yuttu. Bugün birçok grup eski albümlerini LP plak formatında çıkartıp sıkı hayranlarına 150-200 liraya satarak gelir elde etmeye çalışıyor. Çünkü dijital “streaming” piyasasından gelen yeni ödeme türleri çoğu müzisyen için eski gelir modellerini kompanse edecek seviyede değil.

Genelde müzisyenler, birlik olmadıkları ve uzun vadeli hareket etmedikleri için, mevcut sistemi veri olarak kabul ederler. Çıkar ilişkilerini zedelemek istemedikleri için de sektörün kilit kişi ve kurumlarını karşılarına almaktan çekinirler. Oyun neyse onu oynarlar. Şu ödenen üç kuruşluk telif için kaç müzisyen birbirine girip ayrıldı, albümlerini platformlardan kaldırttı, davalık oldu belli değil.

Herkes Spotify’ın algoritmasını “hack etme” derdinde. Kısa şarkılar, üst üste single çıkarmalar, naylon dinleme ve takipçi satın almalar… Halbuki Spotify’ın algoritmasını kandırmaya çalışmak yerine, hep birlikte, mevcut modeli reddedip radikal bir çözüm üzerine düşünsek daha fazla yol alırız.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir