Haber Odası

Spor muhabirliğinin kötü kaderi: Duyumcu, yalancı ama kanaat önderi

0

Politika habercileri için seçim dönemlerinde nasıl bir tempo yaşanıyorsa, spor gazetecileri için de transfer ayları benzeri bir koşuşturmayı barındırıyor. Fakat bir farkla! Diğer gazetecilik branşlarında haberin öznesi mikrofonun karşı tarafıyken, sosyal medyanın, konvansiyonel medya araçlarının yerini almasıyla spor gazetecisinin kendisi özneleşiyor. Kulüplerin fanatik muhabirleri, binlerce RT alan “O transfer geliyor!” haberleri ve tek başlarına yüzbinlerce ateşli takipçileriyle gazetecilerin fenomen hesapları haberin merkezine yerleşiyor.

Öyle ki; kanaat önderliği ile yalancılık gibi iki zıt unvanın gazetecinin üzerine yerleşmesi bir gün kadar kısa sürede gerçekleşebiliyor. Peki spor muhabirleri ve haberciler yalancı mı, kulüplerin iliştirilmiş araçları mı yoksa anonim hesapların günah keçisi mi? Spor gazeteciliğinin hem mutfağında hem de ekran önünde yer alan Ahmet Ercanlar, Uğur Karakullukçu, Fatih Saboviç ve Samet Çayır’a spor muhabirliğinin geldiği noktayı sorduk.

“Abi, yalan da olsa bir transfer haberi ver”

Transfer dönemlerinde spor gazetecileri ve muhabirler hakaretlere maruz kalıyorlar. Bunun nedeni sizce nedir?

UĞUR KARAKULLUKÇU: Taraftarlık irrasyonel bir olgu, taraftarlık duygusunun şahikası bence derbileri hariç tutarsak transfer dönemleridir. Taraftar bizde kendini transferin tarafı olarak görüyor, en ufak bir detay için saatlerce bilfiil mesai harcayacak kadar rasyonaliteden kopuyor. Muhabirlerin bu noktada kahraman ile hain olması arasındaki çizgi çok ince… Transferde alınacak anlık bir istihbarat doğru olsa bile kısa süre içinde işin doğası gereği sonuç habere ters olabiliyor, bu noktada da kendini ifade etmekte güçlük çeken insanlar en kolay yol olan küfre başvuruyor. Toplumda ne kadar küfür varsa belki bir miktar fazlası bu tip anlarda var. Ben esas olarak toplumda herhangi bir işe ya da verilen emeğe duyulan saygının azlığı kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

Ahmet Ercanlar

AHMET ERCANLAR: Benim hiç umurumda değil. 10 bin kişiyi engellemişim. Trol, ergen ya da çabuk gaza gelenler olmadık şeyler yazıyorlar. Hiç umursamam. Yazdığım bir haber olmamışsa bile sonra gerçek olduğu mutlaka ortaya çıkar. Bu konuda kendimden her zaman emin oldum. Ben bu çağa “fast food” çağı diyorum. Çabuk tüketen, garip bir nesil geliyor. Bu nesli anlayışla karşılasam da yaptığım işe saygı duymayanı silerim.

FATİH SABOVİÇ: Kültür seviyesi bir toplumun genelinde belirli ve yüksek bir standarda oturmadığı sürece insanlar kendi hayatlarını bir kenara bırakıp, çoğunlukla kendi yaşamlarındaki umutsuz mutluluk arayışlarından vazgeçip, başka uğraşlarla ve başkalarının hayatlarında yaşadıklarının yansımalarıyla mutlu olma çabasına giriyor. Bu da söz konusu geniş kitlede uç noktalarda travmatik beklentiler yaratıyor. Bir meslektaşıma sosyal medyadan gelen mesaj, her şeyi özetler nitelikte aslında: “Abi, yalan da olsa bir transfer haberi ver de mutlu olalım…”

SAMET ÇAYIR: Hem güvensizlikten kaynaklanıyor hem de haberi tüketenlerin bu bilgi akışında gerçeği algılayabilecek olgunlukta olmamalarından. Transferi muhabirler yapıyormuş ya da onlar sürece yön veriyormuş gibi davranmaları aslında bilgisizlik ve hoyratlıktan kaynaklanıyor.

Kulüplerin trol orduları var

Sosyal medyanın geldiği noktada okur haberciyle temasa geçebiliyor. Bu etkileşimi gazeteci için faydalı mı yoksa sıradanlaştırıcı mı buluyorsunuz?

AHMET ERCANLAR: Çok faydalı. Eskiden yalan haberler yapıp, keyiflerine bakarlardı. Şimdi hesap veriyorlar. Troller bunu linçe çevirmese olması gereken bu zaten. Gazeteci hesap da verebilmeli. Ama bugün büyük kulüpler sosyal medyaya hâkim olabilmek için trol orduları kuruyor. Kusura bakmasınlar ama ben yemiyorum. Samimi eleştiri ve linçi ayrı tutuyorum. Bana yapılan her eleştiriye eğer haklı yanı varsa yanıt veriyorum.

Uğur Karakullukçu

UĞUR KARAKULLUKÇU: Faydalı çünkü haberinizin etkisini birebir gözlemlemek mümkün; sıradan çünkü çok kolayca taklit edilebilecek bir iş yapıyorsunuz. Sahte gazetecilik ya da bilinen adıyla duyumculuk, işi sıradanlaştıran bir olgu. Duyumcular kalıcı olamazlar ama bir-iki iyi tanıdık sayesinde gazetecilerden daha sempatik gözüken, meslektaşınız olmayan ama işinize rakip olan insanlarla karşılaşıyorsunuz. Bu yüzden muhabir arkadaşlarımın işi çok zor, gerçekten iyi iş çıkarmazsanız sahte rakipler sizi de sıradanlaştırıyor.

FATİH SABOVİÇ: Hayatın temposunun yanına eklemlenen aşırı erişilebilirlik bazı zamanlar gerçekten hem baskı hem de tükenmişlik yaratabiliyor. Çünkü insanların soruları sorularını, istekleri isteklerini kovalıyor. Herkes, her an, her türlü detaya hâkim olmaya çalışınca da kaotik bir ilişki ağı ortaya çıkıyor. Ben, bu durumun faydadan çok zarar getirdiğine inananlardanım.

SAMET ÇAYIR: Hem sıradanlaşmadır hem de baskı altına girme sebebidir. Stresi ve hata yapma korkusunu artırır. Pek faydası olduğu söylenemez. Ayrıca oluşan rekabeti de sağlıksız buluyorum. Birçok değişkeni barındıran dönemlerdir transfer dönemleri. Gazeteciden her gün biten bir transfer haberi bekleniyor ve interaktif olanlar rakiplerini ekarte ediyor. Doğru haberi yapandan çok etkileşimi fazla olan gazeteci daha iyi gazeteci olarak görünüyor.

Muhabir her sezon farklı takımı takip etmeli

Muhabirler, takımcılık ve fanatizmle sık sık suçlanıyorlar. Burada suçlu muhabir mi yoksa oluşan haber akışı gazeteciyi takımdaşlığa mı sürüklüyor?

AHMET ERCANLAR: Burada suç adaletsizliği yaratanlarda. Mesela ben hep Fenerbahçe lehine yazmakla itham ediliyorum. Çünkü medyada Fenerbahçe’ye karşı yapılan algı operasyonlarını görüyorum ve dayanamıyorum. Bu beni vicdani olarak rahatsız ediyor. Ruhumu satmadığım için fanatik ilan ediliyorum. Objektif denilenlerin foyasını sürekli ortaya çıkartmaya çalışıyorum. Çünkü aslında objektif değiller. Yalancılar. Benzer iki olayda tuttukları takıma göre fikir değiştirebiliyorlar.

İlginizi çekebilir:  Ahu Özyurt: Biz bu televizyonu hem kadınlara hem mesleğimize borçluyuz

UĞUR KARAKULLUKÇU: Muhabirler için sosyal medyanın en büyük sonucu, vasıflı iş kadar eriştiğin kitlenin büyüklüğünün de önemli bir hâle gelmesi oldu. İşiyle konuşacak özel birkaç isim dışındakiler ise bu kitleyi genişletmeye oynadılar, bunun en kolay yolu ise fanatizm soslu bir popülizm yapmak… Haber akışından ziyade daha değerli görülmek için kitlelere ulaşma ihtiyacı muhabirleri bu kolay yola sevk ediyor. Doğrudan ziyade bir konuda siyah ya da beyazdan taraf olmanın karşılık bulması daha kolay… Fanatizm yapılıyorsa bu “şartlardan” ziyade bu tercihi yapmaktan kaynaklanıyor. Prestij, itibar elde edecek işi yapamayanların bunları feda edip ilgili olduğu takım üzerinden kitle kazanma çabasına girmesi şaşırtıcı değil. Özetle suçlu haber akışı değil, muhabirdir bu tercihte.

Fatih Saboviç

FATİH SABOVİÇ: “Oluşamayan haber akışı” desek çok daha iyi olabilir. Çünkü artık takım ve renk gözetmeksizin gazetecilikten ziyade PR’a daha yakın bir yol izlendiğini gözlemliyorum. Durumun bu noktaya gelmesinin ana sebeplerinden en temeli ise, insanların gerçekleri değil inanmak istedikleri yalanları okuma arzusunun zirve yapması… Gerçekleri yazmaya çabalayanlar da linç kültürüne kurban edilmeye çalışılıyor.

SAMET ÇAYIR: Muhabirin de suçu var fakat asıl problem kurumlar. Takım muhabirleri sık sık takım değiştirmeli. Bir sezon Fenerbahçe muhabirliği yapan biri diğer sezon Galatasaray veya Beşiktaş muhabirliği yapmalı. Yöneticilere yakın olan muhabir, bilgi akışının kesilmemesi için takımcılık yapmakta. Bunu yaparken sosyal medyada karşılık buluyor olmaları da onları fanatizme itiyor. Yani muhabirin de suçu var ama asıl problem sistem.

Yalanlanan haberlerin kaynağı yöneticiler oluyor

Muhabirlerin, transfer dönemlerinde haber kaynakları nelerdir? Yöneticiler mi, menajerler mi? Yoksa sadece dedikodu mu?

AHMET ERCANLAR: Benim çok geniş bir ağım var. Yani aklının hayalinin almayacağı kadar büyük. Çok haber gelir. Bunlar süzgeçten geçirilir, doğrulatılır ve verilir. Gazeteci bir kaynağa bağlı kalamaz.

UĞUR KARAKULLUKÇU: Yöneticiler sanılanın çok daha işin içinde… Yalanladıkları haberlerin birebir kaynağının kendileri olduğu durumlar oluyor. Menajerler oyuncularının kötülenmesini istemedikleri için muhabirler üzerinden iyi PR yapmaya gayret ederler. İki tarafın da motivasyonu kitleleri yönlendirmek aslında… Bu sebeple yalan çıkan ya da o an yalan sanılan haberlerin kaynakları dışarıda sanılandan çok daha sağlam olabiliyor. Muhabirlerin bu sebeple zaman zaman haksızlığa uğradıkları kanısındayım. Elbette gazetelerinde ya da televizyonlarında haber beklentisi olduğunda kolay yoldan, teyit etmeden dedikodulardan beslenen muhabirler de oluyordur ama çoğu bu konuda sanılandan daha hassas.

FATİH SABOVİÇ: “Hepsi ve hiçbiri” gibi ilginç bir yanıt verebilirim. Çoğunlukla menajerler ve dedikodular olduğunu eklemekte de fayda var. Yakın geçmişte olduğu gibi şeffaflık söz konusu değil, çünkü herkesin sosyal medyadan bir çekincesi oluştu. Şimdi sosyal medya tepkilerini “yönetebilmek” adına kulüpler de daha kapalı bir sistem çevresinde birleşti. Doğruluğu ya da yanlışlığı her konuda olduğu gibi tartışılır fakat her açıdan geçerli/geçersiz sebepleri olduğu ve bunun dengesinin bulunamayacağı da aşikâr gibi…

Samet Çayır

SAMET ÇAYIR: Yöneticiler ve menajerlerdir. Ama sosyal medyanın gelişimi ile artık bir kuaför ya da mimar bile haber kaynağı olabiliyor. Ucu artık çok açık.

Spor gazetecileri kitap okumuyorlar

Kulüple teması olmayan ya da objektif kalmaya çaba sarf eden bir gazetecinin, spor haberciliği yapmasının önünde engel var mı?

AHMET ERCANLAR: Yok tabii ki. Çok sayıda böyle örnek var. İnandığı doğruları yazan bir genç kuşak var. Ama gerisi fasa fiso. Eğitimsiz, boş kafalı bir spor medyası var. Kitap okumuyorlar, entelektüel değiller. Ama yeni nesil çok farklı geliyor.

UĞUR KARAKULLUKÇU: Kendimi muhabir tanımına asla sokamam, o başka bir meslek ama ben de objektif kalma çabasındaki bir gazeteciyim. Şunu söyleyebilirim, eğer eleştirinizin ya da fikrinizin altı doluysa bu karşılık buluyor, işin muhatapları da bu kez sizi karşısına almak istemiyor. Normalde bilgi almak için aransa açmayacak insanların eleştirildiklerinde kendilerinin son derece kibarca bilgi aktarmak için muhatabını aradığına şahit oldum. Kulüple temas olmadan muhabirlik yapmak çok çok zor ama gazetecilik yapmak mümkün bence. Muhabirlerden her gün bir haber beklendiğinden onların işin yorumuna kaçmadan, kaynaklarını mutlu ederek bunu yapmaları gerekiyor. Gözlemim o ki bu sebeple de muhabirlik icra ederken yorum yapmak baya zor. İstikrarlı şekilde isabetli ve güçlü yorum yapabilmenin temel şartlarından birisi de yöneticilere, menajerlere, futbolculara belli bir mesafe koyabilmek… Bu yüzden muhabirlerden bu alanda beklentiyi kısıtlı tutmakta fayda var, objektif yorumu muhabirden almak bu sert iklimde işin doğası gereği pek mümkün değil.

FATİH SABOVİÇ: Engelden ziyade, engeller var diyebiliriz. Sonuç olarak herkesin, renk ayırt etmeksizin “kendinden olan”a karşı pozitif, “kendinden olmayan”a karşı negatif bir eğilimde ilerlediği bir toplum yapısındayız. Bunun futbol ve diğer branşlarda da yansımalarına net şekilde şahitlik ediyoruz. Ülkemizin ve sporumuzun geleceği açısından yaralayıcı, parçalayıcı bir oluşum… Fakat önüne geçilmesi de mümkün gibi gözükmüyor.

SAMET ÇAYIR: Engel yok ama diğerlerine göre çok geride. Kulüple temasının olması problem değil aslında. Önemli olan teması olduğu kulüp yöneticilerini eleştirebilecek mesleki saygınlığa sahip olması.

Burak Kılıç
Spor gazetecisi. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik mezunu. Hürriyet, Taraf, Karşı ve Sputnik tecrübeleri sonrası freelance gazetecilik yapıyor. Podcast kayıtları, maç yazıları ve araştırma dosyaları yayınlıyor.

Covering Climate Now, Facebook yüksek mahkemesi, Financial Times’ın ajanda değişimi

Önceki içerik

Bültende 1 yılın ardından, devletlerin sosyal medya manipülasyonu, Almanya’nın Firefox sevgisi

Sonraki içerik