Ne Okuyoruz

Sarı gazetecilik, işbirliğinin önemi, Rusya’da gazetecilik

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bu hafta “Ne Okuduk” bölümümüzde gazeteciliğin farklı sorunlarına ve başlıklarına değinen bir derlememiz var. Gazeteciler arası işbirliğinden iklim krizi konusuna, Rusya’daki bağımsız gazetecilerden Avusturya’da popülistlerin Orban sevgisine kadar farklı başlıkları aşağıda bulacaksınız.

“Haftanın Odağı”na ise sarı gazetecilik kavramını ve bu kavramın gazetecilik tarihindeki önemini aldık. Günümüzde gazeteciliğin en önemli meselelerinden birisi olan yalan haberlerin atası sayabileceğimiz bu akımdan ve onun etkilerinden öğreneceğimiz çok şey var.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu yıl üçüncüsü gerçekleşen Collaborative Journalism Summit’ten bir kare. (Kaynak)

Bu hafta ne okuduk?

GAZETECİLİKTE İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ: Gazetecilerin giderek kaynak ve yetenek konusunda ihtiyaçları artıyor ve içerisinde bulunduğumuz sıkıntılar bu ihtiyaçların daha da kritik bir hâle gelmesine neden oluyor. Bu koşullar altında da kaçınılmaz olarak işbirliğinin ve birlikte üretmenin önemi artıyor.

Philedelphia’da gerçekleşen Collaborative Journalism Summit de tam olarak bu konuya odaklanan ve gazeteciler arasındaki işbirliğinin önemini öne çıkartıp bunu nasıl geliştirebileceğimiz sorununa odaklanan bir etkinlik. Bu yılki etkinlikte hem geçtiğimiz yıl içerisinde ortaya çıkan işbirliklerinden güzel örnekleri inceleyip hem de gazetecilerin gazeteciler ve gazetecilik dışından gruplarla girecekleri işbirliklerinin neden önemli olduğu üzerine zihin açıcı sunumlar yapılmış. Etkinliğin kapsamlı bir özetini buradan okumanız mümkün.

YEREL VE “MEDYA İÇİN” SOSYAL MEDYA: Sosyal medya kavramı ve Facebook gibi platformlar hayatımıza girdiğinden bu yana çok şey değişti. Tüm bu süreç içerisinde kullanmaya başladığımız platformlar da değişti ve giderek faydalı bir araç olmaktan çıkıp her gün başka bir sorunla adı anılan şirketlere dönüştü. Bu da birçok farklı alternatif arayışını ve girişimini beraberinde getirdi.

Bunlardan birisi de Worcester, Massachusetts’te yayına başlayan 016. Bu platformu diğerlerinden ayıran birçok özelliği var. Bunların başında tamamen Worcester ve etrafındaki kasabalara odaklanan ve onlara dair şeyleri içeren bir platform olması geliyor. Bunun yanında Facebook’ta insanları en çok rahatsız eden şeylerden birisi olan algoritmik haber akışı yerine okurun kontrol ettiği bir akış sunması. 

Son olarak da yine Facebook’tan ders alarak medya kuruluşlarını kendisine bağımlı hâle getirmek ve Facebook’un birkaç kez denediği gibi onları yutmaya çalışmak yerine onları destekleyecek ve yayılmalarına yardımcı olacak bir politika izlemesi. Tüm bunlar bir araya geldiğinde başarılı olma ihtimali yüksek gibi görünüyor. Tekil başarısının yanında 016, sosyal medya kavramının ve bu platformların geleceğine dair de işaretler veriyor olabilir. Dünyanın her yerine “çok fazla” erişmek, bir noktada yerele tekrar dönme isteğini geri getiriyor gibi görünüyor.

İKLİM KRİZİ KONUSUNDA DÜRÜST OLMALIYIZ: Gazetecilerin iklim krizi konusunu nasıl yazmaları gerektiği konusundaki tartışmaları ve fikirleri son zamanlarda sıkça okuyoruz. Gazetecilerin de bu konuyu ciddi bir şekilde tartışıyor olması durumun ciddiyeti hakkında da önemli bir işaret ama bu ciddiyeti okura nasıl iletmeli konusu da önemli bir mesele.

Bu yüzden en sık yaşanan çelişkilerden birisi, bu konuyu yazarken nasıl bir yaklaşım izlenmesi gerektiği. Çünkü iklim krizi konusunu dürüst bir şekilde yazdığınızda, her ne kadar şu an “çok ciddi görünmese de” aslında felaket senaryolarından bahsetmek ve ciddi konuları sürekli tekrar etmek ve mevcut birçok konuya dair ciddi eleştirileri haberleştirmek gerekiyor. Ama kimileri bunun “okurları kaçıracağından”, “gelirlerini etkileyeceğinden” ya da başka şeylerden korkuyor, bu yüzden de hak ettiği ciddiyetle konuya eğilmekten çekinebiliyor.

Bu konuya dair ABD’li televizyon habercisi Bill Moyers’in hazırladığı konuşma ise gazetecilerin tam olarak nasıl bir tavır alması gerektiğini çok güzel bir şekilde anlatıyor ve bunun için 2. Dünya Savaşı esnasında Edward Murrow’un yaptıklarını örnek gösteriyor. Özetle gazetecilere cesur olmaları ve bu konuyu her şeye rağmen hak ettiği ciddiyetle ele almaları gerektiğini, gazetecinin görevinin bu olduğunu anlatıyor. 

RUSYA’DA BAĞIMSIZ GAZETECİLİK: Birçoğumuzun bildiği gibi Rusya basın özgürlüğü konusunda ciddi sorunlar yaşayan bir ülke. Büyük medya kuruluşlarının hepsi Putin’i destekleyen patronların kontrolünde, yasalar ve diğer baskı yolları ile muhalif yayınların üretim alanları giderek daralıyor. Gazetecilere karşı şiddet de çok ciddi bir risk, 1992 yılından bu yana 58 gazeteci öldürüldü.

İlginizi çekebilir:  Yaşlılar ve medya okuryazarlığı, yerelde dijital gazetecilik, teknoloji eğitimi

Yine de tüm bunlar Rusya’da gazetecilerin bağımsız bir şekilde üretmek için gösterdikleri çabayı bitirebilmiş değil. Özellikle de internet ile birlikte gelen alternatif yollar, Rus gazetecilerin bağımsız çalışmalarının merkezinde. Columbia Journalism Review’da yayınlanan yazı, Rusya’daki bağımsız gazetecilerin bu çabalarını ve neler yaptıklarını güzel bir şekilde derlemiş. 

POLİTİKACILARIN İDEAL BASIN ÖRNEĞİ OLARAK MACARİSTAN: Geçtiğimiz haftanın önemli politik skandallarından birisi, Avusturya’da koalisyon hükümetinin parçası olan sağ popülist parti FPÖ liderlerinin Ibiza’da gizlice çekilen video kayıtlarının yayınlanması ve bunun ardından partinin başındaki Strache’nin istifa edip Avusturya’nın erken seçime gideceğinin açıklanmasıydı.

Yayınlanan videodaki önemli detaylardan birisi de Strache’nin Avusturya medyasıyla ilgili hayallerini anlattığı kısım oldu. Videoda Strache “Orban’ın Macaristan’da kurduğu gibi bir medya düzeni kurmak istiyoruz” diyor. Bilmeyenler için, Orban Macaristan’da yönetime geldiği günden bu yana medyanın elindeki her türlü özgürlüğü aldı ve neredeyse medyanın tamamını kontrol etmeye başladı. Her ne kadar Avrupa Birliği bu konuda Macaristan üzerinde baskı kurmaya çalışsa da, Orban’ın yaptıkları Strache örneğinde gördüğümüz gibi Avrupa’daki popülist sağın hayallerini süslüyor. 

"The Yellow Press" - L. M. Glackens

“The Yellow Press” – L. M. Glackens

Haftanın odağı: Sarı gazetecilik

Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde özellikle sosyal medya ve internet ile yalan haberler ve “fake news” kavramı sanki bir anda ortaya çıkan yeni bir fenomenmiş gibi algılanmaya ve bu şekilde analiz edilmeye başlandı. Her ne kadar konuya daha hâkim olan kesimler durumun böyle olmadığını ve gazetecilik içerisinde daima sansasyonele ve kimi zaman tamamen yalana ilgi gösteren bir kesimin olduğunu bilse de, bu konuların özellikle popüler medyada ele alınış şekli bunun geniş kesimler tarafından fark edilmesini zorlaştırdı.

Gazetecilik tarihine ve bu tarihin aktörlerine baktığımızda benzer akımların zaman zaman kendisini gösterdiğini ve hatta gazeteciliği ciddi bir şekilde etkilediğini görebiliyoruz. Bunun belki de en önemli örneklerinden birisi de ABD’de 1890’lı yıllarda ortaya çıkan sarı gazetecilik (yellow journalism) akımı.

Bu akım New York’un o dönemdeki iki büyük gazetesi arasındaki rekabetten ortaya çıkan ama sonunda kendilerini daha fazla satış ve para için yalan haberler üreten ve bununla bir savaşı körükleyebilecek noktaya gelen bir tarihe sahip. Kimileri tarafından 1989 yılındaki İspanya-Amerika savaşının da tetikleyicisi olarak görülen bu akımın baş aktörleri ise Joseph Pulitzer ve William Randolph Hearst. Merak eden varsa, burada adı geçen Pulitzer meşhur ödüle adı verilen Pulitzer.

Sarı gazetecilik akımı, günümüzde tabloid medya olarak andığımız gazeteciliğin de atası olarak kabul ediliyor. Sansasyonel ve genellikle altı boş manşetlerin, gazeteciliğin özünden çok o formattan bir gelir elde etmenin temele alındığı tabloid gazetecilik, eğer 1890’lı yıllardaki bu akım olmasa bu kadar popüler olmazdı. Günümüzde de dijitalleşerek clickbait ve benzeri şekillerde kendisini gösteren tüm bu alışkanlıkların özünü gazeteciliğin erken dönemlerine kadar takip etmek mümkün.

Bu haftanın odağına sarı gazeteciliği aldık ve biraz gazetecilik tarihi üzerine konuşmak istedik. Çünkü çoğu zaman yeni veya ilk kez karşılaşılmış gibi görünen şeyler, aslında tarihin belirli zamanlarında kendisini bize göstermiş olabiliyor. Bizim bu noktada yapmamız gereken ise tarihi iyi bilmek ve buradan öğrenmek. Umarız bu haftanın odağı bu konuda sizler için faydalı olur.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü, yazar, gazeteci ve çevirmen. Felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu üzerine çalışıyor. Yazılarının yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Journo, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Kutsal Motor: Sevdiğimiz bir şeyi dijital mecrada yapmaya çalışıyoruz

Önceki içerik

Gazeteciler için çölde bir vaha: Medium

Sonraki içerik