Ne Okuyoruz

NYT’de bir gün, Kim Jong-Un’a ilk soru, mutfağı okurlara açmak

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan herkese merhaba!

Bu hafta “Ne Okuduk” bölümünde basına karşı sert tavrı olan ülkeler var. Bir yanda Kim Jong-un ilk defa yabancı basından soru alırken, diğer yanda sorularını beğenmediği gazeteciyi sınır dışı eden Maduro var. Haftanın en iyi okumalarından birisi de New York Times’da bir günün nasıl geçtiğini anlatan yazı.

“Haftanın Odağı” ise okurlara gazeteciliğin mutfağını açmak meselesi. Basına karşı güvenin giderek ciddi bir sorun hâline geldiği günümüz koşullarında işin nasıl işlediğini okurlara göstermenin birçok faydası olduğunu görmeye başlıyoruz. O yüzden bu hafta bu konu üzerinde durup kimi örnekleri paylaşmak istedik.

Son olarak kısa bir duyurumuz var. Bu hafta NewsLabTurkey’de ilk özel raporlarımızdan birisini yayınladık. The Guardian’ın eski Orta Doğu ve Türkiye muhabiri olan Kareem Shaheen’in kaleme aldığı “A foreign correspondent goes to İstanbul – A starter’s guide” adlı rapor, Türkiye’de çalışmayı düşünen ya da çalışmak için hazırlanan gazetecilere ihtiyaç duyabilecekleri tüm temel bilgileri sunmayı amaçlıyor. Rapora buradan ulaşabilirsiniz. 

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Facebook içerik moderatörlerinin çalıştığı ofisler psikolojik anlamda destek olabilecek mesajlarla dolu. Ancak maruz kaldıkları şeyler karşısında camlara asılan birkaç mesajın pek faydası olmuyor. (Kaynak)

Bu hafta ne okuduk?

1969’DAN 2019’A NYT’DE GAZETECİ OLMAK: Uzun soluklu bir gazete olmanın belki de en önemli avantajlarından birisi, mesleğinizin ve etrafınızdaki dünyanın nasıl değiştiğine tanıklık edebilmiş ve bunu gözlemleme şansına erişmiş olmak. Bunun yanında elbette biriken tecrübeler ve o tecrübelerin yaşanan değişimleri farklı bir gözle görme fırsatı getirmesi de var. Bu yüzden de bu tarzda kıyaslara dair öyküleri her zaman değerli buluyorum.

Bunların en güzel örneklerinden birisi geçtiğimiz günlerde The New York Times’da yayınlandı. Gazetenin emektarlarından Ruth Adler’ın 1969’da yazdığı “A Day in the Life of The New York Times” kitabının 50. yıl dönümünü kutlamak için New York Times’ın bir gününün nasıl geçtiğini ve gazetenin hazırlık süreci boyunca neler yaşandığını anlatıyor. Yazı yalnızca 50 yıl içerisinde gazeteciliğin nasıl değiştiğini göstermekle kalmıyor, aynı zamanda dünyanın ve toplumsal yapının da nasıl bir değişimden geçtiğini ve bunun gazeteciliği nasıl etkilediğini de görmemizi sağlıyor. 

KIM JONG-UN’A İLK SORUYU SORMAK: Kuzey Kore şu anda Reporters Without Borders tarafından dünyada basın özgürlüğünün en kötü durumda olduğu ülke olarak tanımlanıyor. Hemen her iletişim aracı devlet kontrolü altında ve eğer Batı ülkelerinden bir yayını okumayı denerseniz sonunuz toplama kampı olabiliyor. 

Böyle bir ortamda ABD ile yapılan son toplantının ardından ülkenin lideri Kim Jong-un’un bir basın toplantısı yapması ya da gazetecilerden soru alması beklenmiyordu. Fakat beklenmeyen oldu ve Washington Post muhabiri David Nakamura, Un’a bir soru sorabilen ilk yabancı gazeteci olarak tarihe geçti. O toplantıda yaşananları ve tüm bu süreç boyunca kişisel tecrübelerini anlattığı bu yazısı, sadece kendisi için önemli bir anı anlatmakla kalmıyor, bu kadar baskıcı ve kapalı bir liderin karşısına bir gazeteci olarak çıkma tecrübesini de oldukça güzel bir şekilde tasvir ediyor.

FACEBOOK’TA İÇERİK MODERATÖRÜ OLMAK SAĞLIĞA ZARARLI: Hemen her gün 1.5 milyar insanın kullandığı Facebook’ta paylaşılan her içeriğin kontrolü ve denetlenmesi neredeyse imkânsız bir iş. Her ne kadar bunun için özel algoritmalar ve sistemler tasarlamış olsalar da, bir noktada insanların moderatörlüğüne ihtiyaç duyuyorlar. Ama böyle bir platformda içerik moderatörü olmak, bir noktadan sonra ciddi sorunları da beraberinde getiriyor.

The Verge için bu konuyu ve içerik moderatörlerinin neler yaşadığını araştıran Casey Newton’un buldukları durumun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Facebook’ta içerik moderasyonu için sözleşmeli olarak çalışan Cognizant çalışanları arasında tecrübelerinden dolayı PTSD başta olmak üzere birçok ciddi psikolojik sorunla karşı karşıya kalan var. Bunun yanı sıra az sayıda hatanın bile işten atılmaya sebep olması moderatörler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Bir diğer ciddi sorun ise, özellikle komplo teorileri ve radikal görüşlere fazla maruz kalma sonucunda bu fikirlerden etkilenmeye başlayanlar olması. 

İnsanların kontrolsüzce yaptıkları paylaşımların ve tüm bunları hesaba katmadan kurulan platformların tüm sorumluluğunu ve ceremesini bu bir avuç insanın çekiyor olması çok ciddi bir problem. Bunun yanında Facebook ve Cognizant’ın bu durumdan haberdar olmaması ve bu insanlara destek olmaması da sorunu daha ciddi bir hâle getiriyor.

ÖDEME DUVARLARI NE KADAR İLERİ GİDEBİLİR?: Ödeme duvarları dijital gazeteciliğin ve yayıncılığın reklamdan gelen gelirlerin azalmasıyla birlikte en sık başvurduğu yollar arasında. Her ne kadar bu ödeme duvarlarıyla ilgili kimi sıkıntılı teknik noktalar olsa da, mevcut ekonomik koşullarda bu kaçınılmaz bir durum.

İlginizi çekebilir:  İnsan editörler mi, algoritmalar mı yoksa editörsüzlük mü?

Bu duvarları aşmak için birçok basit yol da mevcut. Bunlardan en sık kullanılan ise Incognito ya da Private tarayıcıya geçmek. Bu sayede girdiğiniz sitenin çerezleri tarayıcınızda olmadığından sayaç sıfırlanıyor. Kimi sitelerin yanında New York Times da bu yönteme karşı bir önlem almaya ve gizli modda girenleri ödeme duvarıyla engellemeye başlamış gibi görünüyor. Burada ekonomik bir ihtiyaca karşı insanların tamamen başka sebeplerden dolayı kullandıkları bir aracın tamamen engellenmesi gibi bir ikilem söz konusu (örneğin bir kişi ortak bilgisayar kullandığı için tarayıcıyı böyle kullanıyor olabilir). 

Ancak bu engelin de ömrü çok uzun olmayabilir çünkü çerezleri engellemenin ve gizli modda olduğunuzu gizlemenin de birçok yolu var. Bu mücadele bir şekilde hep devam edecek gibi görünüyor ama buradan almamız gereken asıl ders insanları yaptıklarımız için para vermeye ikna etmenin daha farklı yollarını bulmamız gerektiği. Çünkü teknolojinin daima bir sınırı olacak ve birileri o sınırları aşmanın yolunu bulacak.

VENEZUELA’YA RÖPORTAJA GİDİP SINIR DIŞI EDİLMEK: Venezuela’da politik durumlar oldukça karışık. Maduro’nun yönetiminde ülkede yaşanan kriz ve hükümetin otoriter tavırlarıyla basının durumu giderek daha kötü bir hâl almış durumda. Her ne kadar son zamanlarda Maduro kendisini dünyaya anlatmak için birçok farklı ülkeden gazeteciyle röportaj yapmayı kabul etse de, her zaman “keyfi yerinde olmayabiliyor”.

Bu “şanssız zamanlardan” birisi dünya çapında en iyi bilinen isimlerden TV gazetecisi Jorge Ramos’a denk geldi. Röportaj teklifi kabul edilince Caracas’a giden Ramos, New York Times’a yazdığı yazıda anlattığına göre, sert sorularla başladığı röportajının 17. dakikasında kendi çektiği ve saraya çok yakın bir mahallede çöpte yemek arayan insanları gösteren fotoğrafları gösterdiği anda Maduro’nun sinirle odayı terk ettiğini, kısa bir süre sonra da İletişim Bakanı’nın bu röportajın izinsiz olduğunu söyleyip onları tutukladığını ve tüm materyallere el koyduğunu anlatıyor. 

Politikacıların basına ve basın özgürlüğüne karşı giderek daha hassas ve saldırgan bir tavır almaya başladığı bu zamanlarda maalesef bu tarz öyküleri dünyanın her yerinden daha sık duyuyoruz. Her ne kadar Ramos birkaç saat tutuklu kalmanın ardından sınır dışı edilerek özgür kalsa da, bu olaydaki en önemli noktalardan birisi de artık kendilerini güvende hissetmedikleri için ülkelerini terk ederek onunla birlikte gelen iki Venezuelalı gazeteci. Gazetecilerin böyle durumları giderek daha sık yaşıyor olmaları belki de mesleğin dünya çapında yaşadığı sorunların en büyüğü.

Yapılan güncel bir araştırma, haberlerin yanına eklenen “Süreci Açıklama” kutucuklarının okurun habere ve yayına karşı algısını pozitif yönde etkilediğini gösteriyor. (Kaynak)

Haftanın odağı: Mutfağı okurlara açmak

Gazeteciliğin yaşadığı büyük krizin birçok farklı boyutu var. Ekonomik ve siyasi etkenlerin yanında, bunların doğrudan bir etkisi olarak gazeteciliğe ve basına karşı güvende de bir azalma görüyoruz. İnsanlar giderek gazetelerin ve gazetecilerin yalan söylediğine ya da onları kandırmaya çalıştığına dair iddialara ve teorilere daha hızlı bir şekilde inanıyor. 

Bunun altında yatan en önemli sebeplerden birisi gazeteciliğin birçok anlamda politik amaçlarla yönetilen bir alan olduğuna, gazeteciler içerisinde kimi rüşvet benzeri şeyler karşılığında iş yapanların tüm gazetecileri temsil ettiğine ve özellikle politik görüşüne ters düşen her yayının daha büyük bir komplonun parçası olduğuna dair inançlar yatıyor. Elbette gazetecilerin çalışma sürecinin ve bir gazetenin hazırlanması ya da bir haberin yapılması boyunca yaşananların kapalı kapılar ardında kalmasının da bunu besleyen bir yanı var.

Son zamanlarda bununla mücadele edebilmek adına, özellikle de internetin sağladığı imkânlar ile, kimi alternatif projeler ortaya çıkmaya başladı. Kimi yayınlar bir haberin nasıl yapıldığına dair açıklama yayınlıyor, kimisi editoryal sürecini herkese açık bir formatta yayınlamaya çalışıyor, kimisi ise okurlarını bu sürece dahil edecek yollar geliştirmeye çalışıyor. Yapılan ilk araştırmalar da bunların işe yaradığını gösteriyor.

Gazetecilere bu önyargıyı kırma konusunda önemli bir rol düşüyor. Çünkü gazetecilere ve basına olan güven azaldıkça insanlar internet ve diğer sosyal alanlarında kontrolsüzce yayılan yalanlara ve komplo teorilerine karşı daha savunmasız hâle geliyorlar. Bu yüzden bu haftanın odağını mutfağını açan yayınlara ve bu alanda yapılan çalışmalara ayırdık.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü, yazar, gazeteci ve çevirmen. Felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu üzerine çalışıyor. Yazılarının yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Journo, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.