Haber Odası

Kutsal Motor: Sevdiğimiz bir şeyi dijital mecrada yapmaya çalışıyoruz

0

Kutsal Motor zıpkın gibi fişek gibi bir YouTube kanalı olarak hayatımıza girdi. Kendi ifadeleriyle sinema, televizyon ve eğlence kültürü üzerine içerik üretiyorlar. Seçtikleri başlıklarda derinlikli analizlere rastlamak da goygoyun dibine vurmak da mümkün.

Seveni olduğu kadar sevmeyeni de var ama zaten onlara en çok ilham veren de bu. Hatta gıcık olanlar ya da nefret edenlerden gelen yorumlar yayın içeriklerinde şimdiden baş köşedeki yerini almış. Yine kendilerine göre, henüz yolun başındalar ve dijital dünyanın ekonomik kaynak sorunsalı ne kadar onları zorlasa da hayatta en sevdikleri ve eğlendikleri şeyleri yapıyorlar. Görünen o ki her şey de rayına gitgide oturuyor.

Tüm yorgunlukları ve zorluklarıyla birlikte sevdikleri işi sevdikleri ve beraber eğlendikleri insanlarla yapıyor olmanın muhteşem enerjisi her anlarına yansıyor. Kutsal Motor ekibiyle stüdyolarına geçmeden önce Zeynep Ocak’ın o meşhur kanepesinde kitaplık manzarasının hemen önünde buluştuk. Hasan Cömert, Kaan Karsan ve Zeynep Ocak kanallarını anlattılar. Yüzde 80’inde güldüğüm röportaj için buradan da kendilerine teşekkür eder, Kutsal Motor‘a abone olmayı unutmayın derim. Ha Utku (Ögetürk) derseniz, onu da ekip arkadaşları anlatsınlar.

Kutsal Motor ekibi nasıl bir araya geldi? Kim kimi ikna etti mesela?

Hasan Cömert: Başta Zeynep yoktu zaten o sonradan dahil oldu. Kaan (Karsan), ben ve Utku (Ögetürk) uzun zamandır konuşuyorduk. Bir şeyler yapmak istiyorduk; aklımızda dergi çıkarmak vardı. Onu düşünüyorduk.

Zeynep Ocak: Ben de bunu ilk defa duyuyorum ama! (Gülüyoruz)

Hasan Cömert: İşte böyle bir şeyler yapalım diye konuşurken, aynı anda YouTube’u izliyorduk. Biz aramızda her şeyle eğleniyor ve çok dalga geçiyoruz zaten. Hâl böyle olunca iki şekilde de “o mecrada olmamız gerekiyor” diye düşündük. Tabii bunu söylememizle yapmamız arasında bayağı bir zaman geçti.

Kaan Karsan: İki sene düşündük (Gülüyoruz). Sonra kamera karşısına geçsek aşırı sıkıcı olacağımızı fark ettik. Çünkü biz ne zaman film ya da başka bir şey konuşmaya başlasak otomatikman sıkıcılaşan insanlarız. Kendi kendimize hep öyle oluyor. O yüzden Kutsal Motor şu an olduğu gibi daha kapsamlı, eğlenceli bir kanal olsun noktasına geldik.

Hasan Cömert: Önce, YouTube’un dinamiğini biraz anlamaya çalıştık. Ama bizim her zaman yaptığımız işler, aramızda süren sohbetler; sinema yazarlığı, sinema üzerine konuşmalar falan çok fazla insanın ilgisini çekmeyecekti. O yüzden biz de hem bunu yapabileceğimiz hem de daha eğlenceli, farklı insanları çekebileceğimiz formatlar düşündük. O aradaki zamanı uzatan biraz da bunlar oldu.

Eğlence kısmında Zeynep devreye girdi galiba?

Hasan Cömert: Evet evet… Zeynep olmasa herhalde bu kadar eğlenceli olamazdı.

O sıkıcı, kara bulutları sen dağıttın değil mi Zeynep?

Zeynep Ocak: Sağ olun efendim, sizlerle varım. Beni de işte Kaan aradı. Yıllara yayılan bir dostluğumuz olmamasına rağmen uzaktan uzağa tanışıyorduk. Bir işle ilgili görüşmek istediğini söyledi. Buluştuk, o gün Utku yoktu, bugün de olmadığı gibi… Hasan da hazırdı. Anlattıklarında “Aşırı Ünlülerle Kısa Görüşmeler” üzerine konuştuk önce.

Hasan Cömert: Ünlülerle eğlenceli bir şeyler yapmalıydık ki bu kanala ilgiyi çekip diğer şeyleri de izletelim. Amacımız biraz oydu.

Zeynep Ocak: İnanılmaz bir sahtekârlık (Gülüyoruz). Entel dantel muhabbetlerimizi yaparken biri de burada “hahaha huhuhuyu” çevirsin meselesi yani. Neyse ben o gün de ne kadar eğleneceğimizi hesap edip ayı gibi atladım önerilerine. Ve sonrasında da gerçekten bayağı geç başladık. Bir 7 ay kadar geçti. Artık “herhalde olmuyor” diye düşünmeye başladım hatta. Sonra bir sabah şaka operasyonuyla aldılar beni (Gülüyoruz).

Hasan Cömert: Biz böyle teknik bir hazırlık yapmadan da başlamak istemedik açıkçası. Sponsor bulmadan, ekipman edinmeden bu işlere başlamanın sonra bizi çok zorlayacağını biliyorduk.

Zeynep Ocak: Yine de diğer YouTube kanallarına göre iyiyiz biz; ışığımız var, kameramız var (Gülüyoruz).

Kaan Karsan: Aslında cebimizden ciddi bir para koyduk.

Aşırı Ünlülerle Kısa Görüşmeler programından bir kare.

Sahiden paraya kıyıldığı belli, ışıklar sıcak ve görüntülerinizde o sıcaklığın getirdiği bir enerji var.

Kaan Karsan: YouTube’un mevcut hâline de güvendik doğrusu. Orada kalite normları çok yüksek olmayınca biz de balıklama daldık yani.

Hasan Cömert: Birden bire başladık sahiden. O kadar düşünüp 1 yıl geçirdikten sonra aniden her şey başladı.

Şu anda teknik süreci yani planlaması, çekimi, kurgusu ile prodüksiyon sürecini nasıl yönetiyorsunuz?

Kaan Karsan: Açıkçası yönetemiyoruz! Bitti hayatımız bitti. Sürekli ve sadece Kutsal Motor’un işleriyle uğraşıyoruz.

Zeynep Ocak: Gene de olmuyor. Sürekli eşyalar bir yerden bir yere taşınıyor, ses problemleri çıkıyor.

Kaan Karsan: Burada şu an gördüğün her şey 3-4 mekân arasında gidip geliyor. Bir araba ihtiyacımız var tabii. O olmayınca sırtımızda bir yerden bir yere taşınıyoruz gerçekten. Çok yorucu oluyor doğal olarak.

Çekimini, kurgusunu, her şeyi siz mi yapıyorsunuz?

Kaan Karsan: Özgür var. Yönetmenimiz kendisi, içeriklerimizin kurgusunu da o yapıyor.

Hasan Cömert: Kurguya genelde biz de katılıyoruz. Birlikte yapıyoruz yani. Zaten çok öyle acayip, çeşitli kadrajımız da yok. Genel olarak da buranın dışında 3-4 kişi daha var.

Kaan Karsan: Ama daha çok içerik üretmek istiyoruz doğrusu. Bir sürü format var elimizde, yapmak istediğimiz birçok fikir… Bu koşturmaca yüzünden onlara sıra gelemedi daha.

Peki bütün bu işin alt yapısı, finans modeli nasıl? Oraları kurabildiniz mi?

Kaan Karsan: Dediğim gibi cepten verdik. Ama onu da yavaş yavaş geri almaya başladık diyebiliriz. İki sponsorumuz oldu bu süreçte. Daha çok firmayla da görüşeceğiz. Uzun vadede amacımız her programa bir sponsorluk almak. Teknik ekipman olur, barter anlaşmaları olur, bir sürü yol aramaya devam ediyoruz.

Konvansiyonel yayıncılıkta finans ve sponsorluk yöntemleri artık net. Türkiye’de dijital platformlar içinse henüz örnek finans modellemeleri yok. Siz bu konuda yolunuzu nasıl buluyorsunuz?

Hasan Cömert: Biz de bilerek girmedik tabii. Bir yandan da nasıl finanse edeceğimize dair aklımızda bazı fikirler vardı. Ama hayata geçirip geçirmeyeceğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yoktu o yüzden eksiyle başladık ve batarsak batarız kafasındaydık. Şimdi ise iyiye gittiğimizi görüyoruz. Sponsorlarla da kanalımızı bir süre daha yürütebilmeyi güvence altına aldık demek mümkün.

Kaan Karsan: Kaynaklarımız buradaki bu lojistik problemleri çözmek için yetti. Bir mekâna da çıktık. Stüdyomsu bir yerimiz de var artık. O konuda da bir aşama kaydettik.

İçerik hazırlarken eğlenceli olsun, sıkıcı olsa dahi doya doya sinema konuşulsun, ünlüler olsun dikkat çeksin, doyurucu bir entelektüel sohbet olsun gibi planlamalar yapıyor musunuz?

Zeynep Ocak: Yapmıyoruz.

Kaan Karsan: Hâlihazırda devam eden iki tane eğlence programımız var: Aşırı Ünlülerle Kısa Görüşmeler ve Kıraathane. İkincisinde daha çok gündem konuşuyoruz ama yüksek perdeden değil de adından anlaşılacağı üzere daha basit bir yerden konuşmaya çalışıyoruz. Aklımıza o an ne geliyorsa, o an ne düşünüyorsak onu söylüyoruz. Hatta tam bu nedenle kurguda çok ince çalışmamız gerekiyor. Diğerleri daha klasik denilebilir, YouTube’un sinema kanalı formatına daha uygun şeyler.

Hasan Cömert: Yani Zeynep’in olduğu programlar eğlenceli olmadığı programlar sıkıcı diye de özetleyebiliriz.

Zeynep Ocak: Beni de Jeton Düştü’ye alsanız ya. Ne olacak acaba!

Hasan Cömert: Derken “Game of Thrones” başladı.

Zeynep Ocak: Ayşenciğim yeni program olduğu için izlememiş olanlara buradan müjdeyi verelim. Game of Thrones’un her bölümünden sonra Ali Deniz Şensöz’le birlikte, altı bölümlük bir format oldu. Dizinin bölümleri kadar. Ali Deniz’le ikimiz yapıyoruz çünkü ikimiz seviyoruz. Bu iki şahıs diziden hoşlanmayan taraftalar.

Hasan Cömert: Önümüzdeki dönemde yeni başka şeyler yaparız de yaparız. Bunlar zaten sevildi. Sonuçta insanlar YouTube’a eğlenmek için giriyor.

Kaan Karsan: Daha çok etkileşim alan, gündeme gelebilecek programlar var. Diğerleri de daha klasik. Muhtemelen onları seven kitle Kıraathane’yi sevmiyor olabilir. O yüzden birbirinden keskin çizgilerle ayrılıyor olsa da bir şekilde farklı kitleleri de bir araya getirecek bir kanal kurmak hedefimiz diyebiliriz.

Hasan Cömert: Zaten dijital rekoru kırarak başladık, bizden o kadar çok nefret eden var ki. Çok sevmeyenimiz var normal olarak.

Zeynep Ocak: İyi ki öyle ama.

Bu bir tercih mi diyorsunuz?

Hasan Cömert: Bu bir tercih değil ama ortaya çıkan sonuç hoşumuza gidiyor.

Zeynep Ocak: Benim bayağı gidiyor gerçekten.

Hasan Cömert: Çok sevilen birileri olmak çok sağlıklı bir şey değil, onu istemeyiz. O zaman bir şeyleri de yanlış yapıyoruz demektir. Sevmeyenleri de anlıyorum. Ben olsam ben de sevmem. (Gülüyoruz)

Zeynep Ocak: Aaa ben olsam bana bayılırım. Ben bana bayılırım. (Gülüyoruz)

Kaan Karsan: Kıraathane’nin adı da Birahane oldu bu arada. Onun özünde insanların çok sevdiği şeyler hakkında kötü konuşmak var. Örneğin, NBC (Nuri Bilge Ceylan) hakkında kimsenin söylemediği şeyler söylenmesi gibi.

Hasan Cömert: Onun fikri Zeynep’ten çıktı. Biz dördümüz güzel bir sohbet ediyorduk, konu öyle bir yere gitti ki ona buna sallamaya başladık. Sonra “Biz bunu niye YouTube’ta yapmayalım?” dedik. Şunun da farkındaydık, sektörde pek çok şey konuşuluyor, herkes herkesin arkasından her şeyi söylüyor ama yüz yüze gelindiğinde hiçbir şey olmamış gibi devam ediliyor. Biz hepimiz bundan rahatsızız.

Zeynep Ocak: Bir de Mustafa Uslu’ya güvendik, her hafta hiçbir şey olmazsa Mustafa Uslu konuşuruz diye düşündük. Tabii Netflix, NBC de aralıksız malzeme veriyor. Zorlandığımız söylenemez.

Kaan Karsan: Dönemsel olarak da SİYAD girip çıkıyor.

Çekimlerde konuşacaklarınıza da böyle muhabbetlerle mi karar veriyorsunuz?

Hasan Cömert: WhatsApp’tan bayağı mesai harcıyoruz, sürekli link yolluyoruz, şu olsun bu olsun…

Kaan Karsan: İki gün önceden konuları belirliyoruz, sonra herkesi özgür bırakıyoruz. Çok büyük bir hazırlığı olduğunu söyleyemeyiz. Neler oluyor diye okumalar yapılıyor o kadar.

Nasıl salvolarımız olacak bilelim hazırlığı diyorsunuz?

Zeynep Ocak: Tabii tabii. Ben ilgimi çeken yerleri okuyorum mesela.

Kaan Karsan: Özel bir konuşma, toplantı falan yapmıyoruz.

Zeynep Ocak: Amazon, Netflix’e rakip olmuş örneğin. Onu okumam Ayşen, benlik bir durum yok.

Kaan Karsan: Çünkü doğal akışına aykırı… Reaksiyonlar üzerine ilerlediği için sen iki dakika konuş diye kimse sahneyi almıyor zaten.

Hasan Cömert: Orda çıksın ne çıkıyorsa diyoruz.

Zeynep Ocak: Uzun uzadıya konuşmak yerine programda konuşuruz diyoruz. In ve Out’lar bölümümüze çalışıyoruz, derken yayından bir saat önce karar vermiş oluyoruz aslında. Uzun bir vakit geçirmiştik bir keresinde, orada 100 madde filan çıkmıştı.

Hasan Cömert: Overrated Kataloğu bölümünü seviyoruz.

Zeynep Ocak: Benim en sevdiğim yer orası.

Genel olarak medyada kültür sanat yayıncılığına dair üretim kalmadı. Hele video içerikleri çok çok az. Bir iki tane var ama onlar çok da internet formatlı sayılmaz aslında. Televizyon kanallarında da durum aynı.

Zeynep Ocak: TRT 2 geldi Allahtan! Çiçek miçek yollasaydık Alin Hanım’a hayırlı olsun diye. Yayın hayatlarında başarılar dilemek maksadıyla.

Kaan Karsan: Sinema üzerine yapılıyor ama filmler hakkında bütün muhabbetler şusu iyi busu iyi üzerinden gidiyor. Mesela Jeton Düştü daha çok filmi izlemiş insanlara hitap etsin, derinine insin istiyoruz. Spoiler derdi olmasın. Daha böyle makale yazısı gibi, Altyazı (Dergisi) gibi olsun istiyoruz. Belki daha sıkıcı oluyor ama daha kaliteli bir içerik oluşturmak da önemli.

Elbette ama böyle bir dönemde bu tip bir yayıncılığa soyunmak biraz macera değil mi?

Hasan Cömert: Doğrusu böyle bir misyon yüklenmedik. Yıllardır bu sektördeyiz, okuyan varsa okuyor, izleyen varsa da izliyor. Sevdiğimiz bir şeyi başka bir mecrada yapmaya çalışıyoruz. Ama YouTube’ta bir kitleye ulaşmak çok zor. O yüzden farklı dinamikleri gözeterek bir şeyler yapmaya çalıştık. Başarılı olup olmamayı birkaç yıl sonra görürüz. Her şeye söylenen ve hiçbir şeyi beğenmeyen bir insanım. Bu kadar şeyi beğenmeyip bir şey üretmemek de biraz saçma oluyor, oradan da çıktı biraz.

İlginizi çekebilir:  Radyonun ruhu ya da radyoculuğa giriş

Zeynep Ocak: Sana helal olsun Hasan, kendini attın ortaya. Sana da bu yakışır. Ben zaten diğer arkadaşlar kadar hâkim değilim kültür sanat ve sinema alanına.

Hasan Cömert: Hâkim hâkim, o öyleymiş gibi görünüyor.

Zeynep Ocak: Ben sadece izleyici tarafındayım meselenin, onlar biraz da eleştirel tarafında meslekleri bu olduğu için. Buluştuğumuz yer sadece orası olabiliyor. Melikşah (Altuntaş)’la yaptığımız “Yol Yordam” zamanları vardı bir de…

Bilmez miyim! Sizi konuk almak istediğimde inanamamıştınız önce.

Zeynep Ocak: Bizi niye konuk alsın ki, bu kadar münasebetsiz bir şey olamaz ki! (Gülüyoruz) Orda da gene aynı dinamikle, biz bize eğlenelim dedik, bakalım ne çıkacaktı. Harika bir işti, şimdi bile baktığımda iyi ki içinde olmuşum diyorum. Muhtemelen bu da öyle. İnsan hem arkadaşlarıyla eğlenirken bir şeyler üretiyor hem de bundan küçük de olsa para kazanıyorsa daha ne ister ki!

Konuk koordinasyon ve iletişimini nasıl yapıyorsunuz?

Zeynep Ocak: Kaan’la beraber yapıyoruz. Gelenlerin çoğu arkadaşımız zaten. Davet ediyoruz gelen olursa Allah razı olsun diyoruz, gelmeyene de ayı gibi sövüyoruz. Kaan bu sayede birkaç ajansla da bağlantı kurdu. Konuk koordinatörlüğünü ikimiz yapıyoruz diyebiliriz.

Yani gelmeyenleri Kıraathane’de gömüyor musunuz?

Zeynep Ocak: Gömmüyoruz ya.

Kaan Karsan: Ama yakındır.

Hasan Cömert: Biraz zaman veriyoruz.

Zeynep Ocak: Aslında ben konuklu iş yapmaktan hep nefret ettim. Özellikle ünlülerle… Konuk geldi gelmedi, ne zaman geldi stresi… Eşinle, dostunla bir iş münasebetine girmek… Dün goygoy yaptığın insana bugün programa gelsene diyor olma faslı beni inanılmaz utandırıyor ve geriyor. Ama ne bileyim bir sürü arkadaşım gelip mutlu ayrılınca da çok seviniyorum tabii ki. Ne güzel eğlendik duygusu insanı tatmin de eden bir şey. Bir de onların alışık oldukları televizyon formatları gibi de değil. Gittikleri programlarda kendi işlerini konuşuyorlar, PR’larını yapıyorlar, inanılmaz sıkıcı şeyler… Biz öyle yapmıyoruz işte. Ben kendi hayranı olduğum bir ünlüyü, örneğin Julianne Moore’un kariyerinin nasıl başladığını bin tane yerden okuyorum zaten. Ben o kadının evindeki doğal, kendi ruh halini görmek isterim, o yüzden ben de o şekilde ilerletmek istiyorum. İlk iki bölüm çok korkunçtu, yapamadım. Ama selam olsun kendisine, Uraz Kaygılaroğlu sayesinde, inanılmaz bir eşik aşıldı. Ben de açıldım, program da açıldı. O zaman kendi ritmini buldu. Şimdi karanlığa doğru koştuğumuz bir dönem aslında, ben de çok bilmiyorum. İzlediğim zaman aşırı nefret ediyorum kendimden, yalan yok.

Kaan Karsan: Programdan en büyük beklentimiz, konuğun kendisiyle de biraz da olsa dalga geçebilmesi. Konuk ne zaman açıksa ve kendisiyle dalga geçiyorsa program o zaman yürüyor. Çünkü Zeynep’in en güçlü tarafı birisiyle dalga geçebilmek. Bunu olumsuz anlamda söylemiyorum, aslında dalga geçerek yücelten bir tarafı da var. Konuk için de uzun vadede doğru PR bu oluyor aslında.

Hasan Cömert: Kanalın asıl ruhunu Zeynep yarattı, Aşırı Ünlüler’i izleyen birçok insan Zeynep için izliyor. Demin bahsettiği şeyi o yarattı; hem kendimizle dalga geçelim, hem konukla dalga geçelim hem de programla… Ben açıkçası dışarıdan bir izleyici olarak bu kafayla çok eğleniyorum.

Kaan Karsan: YouTube’ta konuklu çok program yapılıyor, bence de farklı kılan Zeynep’in personası. Ben veya Hasan otursa konuğun karşısında niye izlesin ki izleyici değil mi!

Hasan Cömert: Böyle bir fikrimiz vardı başlarda maalesef. Büyük bir sıçış olacaktı, kanal 25. gününde kapanıyordu “Arkadaşlar yapamadık” diye.

Zeynep Ocak: Vay arkadaş, kendinizi denediniz denediniz ve sonunda beni ortaya attınız.

Hasan Cömert: Kendimiz denemedik, birbirimize bile söyleyemedik ki kafada bile olmuyor!

Zeynep Ocak: Eyvallah, vallahi utandım Ayşenciğim, bu konuda ben bir şey demeyeyim.

Hasan Cömert: Yok ya de, çok güldüğüm insan.

Zeynep Ocak: Benim de sensin Hasan.

Şu an ekranda kalpler yükseliyor olmalı.

Zeynep Ocak: Hepsini çok seviyorum maalesef fakat ben bu kadar sevmeye alışkın değilim, tam gösteremiyorum. Utku’yu bile seviyorum.

Utku’dan bahsedelim ister misiniz?

Kaan Karsan: Yok.

Zeynep Ocak: Hiç istemeyiz be Ayşen!

Hasan Cömert: Şu an burada olsaydı keşke ama yok.

Kaan Karsan: Röportajda da “Utku’dan bahsetmek ister misiniz?” diyor, biz “YOK”! (Gülüyoruz)

Bunları yazacağım elbette. Adını geçireceğiniz de yoktu ben geçireyim bari. Mahşerin dördüncü atlısı sonuçta.

Hasan Cömert: Utku’nun yeni bebeği oldu, programların da ekmeğini yiyor. Durum bu.

Zeynep Ocak: İnanılmaz işi var başında da, bir sinema, bir dergi, yok Can bebesi, bütün bu sponsorluk işlerini Utku yapıyor söylesenize be! Sürekli birileriyle toplantı hâlinde olduğu için, kendi dergisiyle de alakalı olarak. O yüzden Utku daha çok bir CEO olarak katılıyor aramıza.

Hasan Cömert: Hepimizin işi aynı olmasına rağmen Utku da bu reklam sponsorluk işlerinde daha becerikli. Ben sıfır olduğum için o konuda Utku o işe bakıyor ama hepimiz her şeyle ilgiliyiz. Bugün burada olmasını istemezdim çünkü çok konuşuyor, lafı kesiyor, rahat rahat konuşamazdık bugün. Mesela Utku olsaydı bu deşifre çok korkunç olurdu Ayşen.

Siz Utku’yu kesin harcayacaksınız.

Kaan Karsan: Zaten arabasını da sattı.

Zeynep Ocak: Evet arabasını sattıktan sonra Utku’ya hiç ihtiyaç kalmadı.

Hasan Cömert: Bir sponsorluk daha ayarladıktan sonra gidebilir. Bu arada arabası olan yakınlarımıza bakıyoruz.

Biz de buradan duyurmuş olalım.

Zeynep Ocak: Arabası olan, sinemadan az buçuk anlayan biri. Az buçuk ama…

Kaan Karsan: Netflix ne bilsin, SİYAD ne bilsin yeter.

Evet arabalı ekip arkadaşı konusuna yeterlilik veriyorum ve şu sosyal medyadan aldığınız reaksiyonlara gelmek istiyorum. Unutamadıklarınız var mı?

Hasan Cömert: Benim çok sevdiğim var bir tane, saklıyorum hatta onu da.

Kaan Karsan: Sen soruları önceden almışsın.

Zeynep Ocak: Utku’yu pug’a benzettikleri yorum çok iyiydi.

Hasan Cömert: Zeynep’i ilk izleyenler antipati besliyor, kural gibi bir şey bu. Ama ikinci haftada değişiyor yorumlar, bunun aksi hiç olmadı. Bir arkadaş şöyle bir yorum yapmıştı: “Zeynep hanımın komple sansürlendiği bir versiyonu yükler misiniz kanala?” (Gülüyoruz) Bütün o yorumlarla dalga geçiyordu, çok iyiydi. Ha bir de bana mizantrop diyen biri vardı. Onu da seviyorum.

Zeynep Ocak: Her videomuza yorum yapan bir kitle var. Benim de merak ettiğim, ne yazacak bu hafta diye beklediğim yorumlar onlar.

Hasan Cömert: Haftanın yorumu diye bir bölümümüz de var artık. Güzel yorumlar geliyor, güzel dalga geçiyorlar, biz sürekli birileriyle dalga geçip ona buna laf ediyoruz. O yüzden bizimle de dalga geçilmesi güzel oluyor. Tipimize, konuşmamıza, yakaladıkları bir detaya laf etmelerini seviyoruz.

YouTube formatlarıyla ilgili çeşitli normlardan bahsediliyor; süreleri kısa olmalı, eğlenceli olmalı, kurgu dinamizmi olmalı gibi gibi… Sizin bu bakımından kendi deneyiminizde keşfettiğiniz neler var?

Hasan Cömert: Keşfettik değil ama artık daha uzun süreli şeyler ilgi çekiyor.

Kaan Karsan: Birahane’yi kısa koyarsak tepki geliyor hemen.

Hasan Cömert: On dakikayla başladık, şu anda 50 dakika…

Zeynep Ocak: Oha, on dakika şu an çok saçma geliyor.

Kaan Karsan: O bile fazlaydı o programa.

Hasan Cömert: Teaser gibi bir şeydi. Ama YouTube artık bir şey izleyip çıktığımız bir yer değil.

Zeynep Ocak: Baya bir kanal gibi.

Kaan Karsan: Socrates gibi, onlar da artırdı sürelerini. Talep o yönde oluyor sanki. Mesela Melikşah 4-5 dakika idi ama şimdi 20 dakikaya çıkardı. Bence harika bir iş yapıyor. Melikşah’ın programına gelen ve bizim programa gelen tepkilerden anladığım kadarıyla insanlar sosyal medyadaki boş övgülerden sıkılmış durumda. Sürekli birilerinin reklamına yarayacak övgülerden de öyle… Biraz daha altına bakan, üstündeki örtüyü kaldıran, ambalajı açan ve içindeki boşluğu görmeye çalışan şeyleri izlemeyi seviyorlar. Bunu fark ettik, keşfimiz bu oldu.

Bu övgü ve eleştiriyle yayıncılık ilişkisinde kendi tarzınızın karşılık bulacağını düşünüyor muydunuz?

Zeynep Ocak: Ben vallahi düşünüyordum. Çünkü benim sosyal medya kullanımım da öyle. Snapchat’te ve storylerde böyle bir şey yapmaya çalışıyordum. Öyle bir tip olduğum için o fikrin çalışacağını tahmin ediyordum. Buraya geleceğimiz belliydi. Çünkü nereye kadar o mesnetsiz övgü?

Kaan Karsan: Bazı şeylerin çok kolay övülebildiği bazı şeylerden de çok kolay nefret edilebildiği bir çağdayız. Büyük oranda sosyal medya yüzünden bu. İkisini biraz tersine çevirmeye çalışıyoruz. Yerilen şeylere de şüpheyle yaklaşıyoruz neden bu kadar yeriliyor diye. Yakın zamandan aklıma gelen, Brie Larson/Captain Marvel misal, öteki tarafta da NBC… Niye bu kadar dümdüz övgüler veya yergiler var. Biraz bunun dinamiklerini anlamaya çalışıyoruz.

Kafanızdaki diğer formatlardan yakın gelecekte hayata geçirmeyi hayal ettikleriniz hangileri?

Kaan Karsan: Türkiye’de sinema sektöründe gerçekleşmiş, çoğunun bildiği ama kimsenin ortalık yerde konuşmadığı bazı durumlar üzerine Billur Bolu’nun sunacağı bir program olacak. Orada örnek veriyorum, Nuri Bilge Ceylan-Zeki Demirkubuz kavgasının tarihçesini, basında çıkmış haberler üzerinden bir metin hazırlayıp anlatmak var kafamızda. Kişisel bilgilerimize yer vermeden. O beni bayağı heyecanlandırıyor. Sadece Türkiye sineması üzerinden de değil, dünya sinemasındaki böyle hikâyeler de konu olacak.

Hasan Cömert: Bir de yarışma programı düşünüyoruz. Onu da sunacak arkadaşımız belli. Hem sektördeki insanları da -ünlüler dâhil- bir araya getirip yapacağımız bir program olacak. Ama ne zaman yapacağız bilmiyorum. İlk başlayacağımız formatlar bunlar. Bunun dışında sinemayla ilgili farklı içerikler yapmak var aklımızda.

Kaan Karsan: Bir tanesine başladık. Yönetmenlerle yönetmenleri konuşturuyoruz. Mesela Emre Yeksan’la Ali Kemal Çınar’ın filmi üzerinden konuştular. Onu geleneksel bir programa dönüştürmeye çalışıyoruz. Söyleşiyi yönetmene yaptırmak gibi…

Nuri Bilge Ceylan ile Zeki Demirkubuz’a öyle bir program yaptırabildiğinizi hayal ettim. Kanal alır yürürdü.

Kaan Karsan: Sonumuz olur herhalde.

Siz YouTube’ta neler izliyorsunuz? Özellikle takip ettiğiniz içerikler var mı?

Kaan Karsan: Ben şu an çok feci YouTube’a düştüm, çıkamıyorum.

Hasan Cömert: Bütün içeriklere bakıyorum, ne var diye. Bütün leş, iyi, güzel, niş, ne varsa bakıyorum.

Kaan Karsan: Ben Caner Özyurtlu’nun programını sevdim epey, gerçekten akan bir muhabbet gerçekleştirmeyi başarıyor. Melikşah genel olarak favorim, inanılmaz metinler çıkarıyor, dokunduğu yerler harika. Ve inanılmaz bir kurgu yeteneği var.

Zeynep Ocak: Melikşah, “Yol Yordam”ın kurgusunu da yapardı. Zaten o kadar komik olmasının sebebi de Melikşah’ın kurgusuydu. Onun çıplak hâlini görsen bizi değil programa çağırmak, kanalın önünden geçirmezdin.

Kaan Karsan: Socrates’i izliyoruz.

Zeynep Ocak: Ben Şokopop’u izliyorum.

Hasan Cömert: 140 Journos’u söyleyebilirim, çok iyi işleri var. Ama “Üç Yabancı Bir Türk” gibi eğlenceli şeyleri de izliyorum.

Podcast hiç düşündünüz mü?

Hasan Cömert: Birkaç arkadaş da söyledi.

Kaan Karsan: Görsel kurgu üzerinden yürüyoruz aslında.

Hasan Cömert: Jeton Düştü olabilir aslında. Ama küçük bir ekibiz ve her şeyi kendimiz yapıyoruz malum. Yoksa podcasti de düşünüyoruz ama ne zaman yeter ona ne ekip.

Zeynep Ocak: Podcast çok iyi fikir ya!

Hasan Cömert: Bir sürü insan koşarken, arabada, başka yerlerdeyken dinliyor.

Kaan Karsan: Öyle öyle, keşke yapabilsek.

Hasan Cömert: Keşke yapabilsek.

Kaan Karsan: Bu arada abone olmayı unutmayın.

Ayşen Güven
Gazeteciliğe 2007 yılında Hayat Televizyonu ve Evrensel Gazetesi'nde başladı. Aynı dönemde Evrensel Kültür Dergisi yayın kurulunda yer aldı. Hayat Televizyonu'nda kameramanlık, muhabirlik, politika-bölge editörlüğü ve kültür-sanat programı yapımcı ve sunuculuğu yaptı. Zaman zaman Radikal Kitap ve Gazete Müstehak'ta yazdı. 2017-2018 yıllarında DasDas adlı kültür-sanat mekânında çalıştı. Şimdilerde Posta Kitap, Evrensel Gazetesi ve NewsLabTurkey'de yazı ve röportajları yayınlanmakta.

    Story Spheres: 360 derecelik sesli hikâyeler anlatmak

    Önceki içerik

    Sarı gazetecilik, işbirliğinin önemi, Rusya’da gazetecilik

    Sonraki içerik