Ne Okuyoruz

Kitlesel fonlama, dijital yayıncılık, Beyaz Saray’ın medya ilişkileri

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

“Bu Hafta Ne Okuduk?” bölümünü derlerken linkler arasında ilginç bir ilişki dikkatimi çekti. Bu hafta okuduklarımız arasında bir yandan sektör için hâlâ yeni kabul edebileceğimiz kitlesel fonlama yolları ve bültenler gibi konulardan bahsederken diğer yanda ise cinsiyetçilik ve gazeteciler üzerindeki siyaset baskısı gibi uzun zamandır hayatımızda olan ve bir türlü kurtulamadığımız konular var. Gazetecilerin şu anda içinde bulundukları koşulları çok iyi özetleyen bir durum aslında. Bir yandan sürekli yenilikleri kovalamaya ve onlara uyum sağlamaya çalışırken diğer yandan da yakamızı bir türlü bırakmayan sorunlar üzerine düşünmeye devam ediyoruz. Bunların bir araya gelmesiyle de şu anda içinde bulunduğumuz medya koşulları oluşuyor. Bu hafta ele aldığımız Reuters Dijital Haberler 2018 Raporu’nun Türkiye Özel Eki de tam olarak bunun üzerinde duruyor.

“Haftanın Odağı”nda sizinle dijital yayıncılık ve gazetecilik üzerine ilginç ve yaratıcı örneklerden bir derleme paylaştık. Bu derlemeyle ilgili en önemli bulduğum nokta, elimizdeki imkânları ve onlarla neler yapabileceğimizi daha iyi görmemize yardımcı olacağına inanmam. Çoğu zaman şu anda yaptığımız işlere ve içinde bulunduğumuz koşullara o kadar gömülüyoruz ki, biraz kafamızı kaldırıp farklı ne yapabiliriz diye düşünme fırsatı bulamıyoruz. Elimizdeki öyküyü daha iyi nasıl anlatabilirim, yazdığım haberi nasıl daha güçlü ve ilgi çekici bir şekilde sunabilirim diye kafa yormaya vaktimiz kalmıyor ya da bunlar için bize ilham verecek şeyleri nerede bulacağımızı bilemiyoruz. Bu derleme umarım az da olsa bu döngüyü kırar.

Ayrıca bu haftadan itibaren NewsLabTurkey Ne Okuyor bülteninin tüm sayılarını sitemizde bulabileceksiniz. Bu sayede çevrenizde ilgilenebileceğini düşündüğünüz arkadaşlarınızla veya sosyal medya üzerinden bülteni daha rahat bir şekilde paylaşabilirsiniz. Bültenin tüm sayılarına sitedeki Ne Okuyoruz kategorisinden ulaşabilirsiniz.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu Hafta Ne Okuduk?

KICKSTARTER’DA GAZETECİLİK PATLAMASI: En büyük kitlesel fonlama sitelerinden birisi olan Kickstarter’da hemen her konuda proje bulmanız mümkün. Gazetecilik de bunlardan birisi. Geçtiğimiz yıllarda Kickstarter kullanmayı tercih eden gazetecilik projesi sayısı çok az olsa da 2018’de rekor sayıda gazetecilik projesi ihtiyaç duydukları bütçeyi bulmak için Kickstarter yolunu tercih etti. Bunun arkasında yatan en önemli sebeplerden birisi basın sahipliğinin beraberinde getirdiği sınırlar. Bir şirketin ya da zengin bir yatırımcının desteğiyle yayın yapmak gazeteciler için çıkar çatışmalarını ya da başka baskıları beraberinde getirebiliyor. Ancak ihtiyacınız olan parayı okurlarınızdan ve sizi koşulsuz desteklemek isteyenlerden aldığınız zaman daha özgür hareket edebiliyorsunuz.

Elbette kitlesel fonlamanın da kendine özgü sıkıntıları var. NiemanLab’in hazırladığı haber, her ne kadar Kickstarter’da gazetecilik projelerinin artış gösterdiğini ve büyük başarılara imza attığını gösterse de (Örneğin, geçtiğimiz haftalarda bahsettiğimiz İngiltere’deki yavaş gazetecilik projesi Tortoise, Kickstarter’ın en çok para toplayan projeleri listesine girecek gibi görünüyor) genel başarı oranı çok düşük. Güncel istatistiklere göre gazetecilik projelerinin başarılı bir şekilde fonlanma oranı %21.83. Yani her beş projeden yalnızca biri istediği miktara ulaşabiliyor. Aynı zamanda Kickstarter’ın Patreon’a cevap olarak kurduğu Drip de büyük başarı getirebilmiş değil. The National Observer, bu projeyi ilk deneyen kurumlardan birisiydi ama birkaç ay sonra vazgeçti. Drip ve Patreon gibi fonlanma yöntemleri yoğun emek ve ilgi gerektiren işler ve genellikle kişisel projeler burada daha fazla başarılı oluyor. Çünkü kurumsal olarak buraya girdiğinizde ayrı bir ekip ve emek gücü ayırma ihtiyacı doğuyor ve bu da oradan gelecek paranın verimini düşürüyor. Özetle, kitlesel fonlama yöntemleri kimi zaman başarılı olsa da, görünen o ki bu başarı oranı ciddi bir alternatif olma seviyesine şimdilik yaklaşamıyor.

REUTERS ENSTİTÜSÜ TÜRKİYE ÖZEL RAPORUNU YAYINLADI: Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü, hem dünya genelinde hem de ülkeler özelinde gazetecilik ve okurların haber alma alışkanlıkları üzerine önemli çalışmalar yapan bir kurum. Sundukları veriler birçok anlamda yol gösterici olabiliyor ve özellikle dijital teknolojiler ile giderek karmaşıklaşan gazetecilik ekolojisini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Bu yüzden 2018 yılı için hazırladıkları raporun Türkiye özel eki oldukça önemli veriler sunuyor.

Haberle ilgili kapsamlı bir Türkçe özeti, Orhan Şener Journo’da yazdı. Burada bir özet yerine, rapordaki birkaç önemli noktaya dikkat çekmek istiyoruz. Bunlardan birincisi otosansürün ülkemizdeki durumu. Bunun özellikle biz haber üretenler için birçok ciddi yan etkisi var. Örneğin, bu otosansür durumu insanların okudukları haberleri paylaşmasının ve hatta hayatlarını etkileyen bir konu olsa bile bu konuda haberleri takip etmesinin bile önüne geçebilir. Bu da bir haberin en önemli ihtiyacı olan yayılma gücünü ciddi bir şekilde zayıflatıyor. Bunun üzerine raporda geçen kutuplaşmayı da eklediğimizde, kimi haber konularına ve kurumlarına insanların doğrudan ön yargılı yaklaşması ve otosansüre bağlı korkularla bu haberleri okumamayı tercih etmesi yüksek bir ihtimal. Gazeteciler olarak bu engelleri nasıl aşabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor.

İkinci önemli nokta ise yanlış bilgiyle karşılaşma oranının yüksekliği. Her iki kişiden birisinin politik amaçlı yanlış bilgiyle karşılaştığını söylüyor olması ülkemizdeki gazeteciliğin en büyük sorunlarından birisi olarak ele alınması gerekiyor. Çünkü yalan haberler ve manipülasyon gibi konuların yaygınlığı, otosansür ve insanların sosyal ağlar yerine özel mesajlaşmayla haber paylaşmaya yönelmesiyle birlikte katlanarak büyüyebilecek bir problem. Yayılan yanlış bilgi kapalı kapılar ardında kaldığında müdahale etmesi zorlaşır. Bu da zaten basına karşı düşük olan güvenin iyice zayıflamasına sebep olacaktır.

BÜLTENLER HABER ODASININ CİDDİ BİR PARÇASI: Bültenler giderek gazetecilik için daha önemli bir araç hâline gelmeye başladı. Ancak bunu nasıl doğru ve başarılı bir şekilde yapabileceğimiz konusunda kesin bir şey söylemek zor. Shorenstein Center, haber odalarının bültenleri nasıl ele aldığını incelemiş ve 8 kâr amacı gütmeyen dijital haber odasının bülten üretim süreçlerini raporlamış. 

Rapordaki en önemli nokta, bültenlerin artık bir editoryal süreç olarak ele alınıyor ve ciddi bir şekilde üretiliyor olması. Kimi haber sitelerinin hazırladığı otomatik olarak en son manşetleri çekip e-posta olarak gönderen bültenler yerine belirli bir odağı olan, özenli bir şekilde hazırlanan ve en az bir editör kontrolünden geçen bültenler çoğunlukta. Bunun yavaş yavaş bir standart hâline geldiğini söyleyebiliriz. Aynı zamanda bültenler artık ya “okur” kategorisinde ya da “haber odası” kategorisinde ele alınıyor. Yani bir yan proje değil, üretimin bir parçası olarak kabul ediliyor.

Bununla beraber rapordaki bir diğer önemli nokta, bültenler için harcanan zaman. Buradaki önemli detay, haber odasının kaynaklarının ayrılan zamanda önemli bir belirleyici olması. Rapora konu olan haber odalarında bültenler için ayrılan zaman haftalık 4 saat ile 58 saat arasında değişebiliyor. Haber odaları, eğer ellerinde imkân varsa, bültenlerine olabildiğince çok zaman ayırıp özenli bir iş ortaya koymaya çalışıyor. 

CİNSİYET ROLLERİ KADINLARI HABERLERDEN UZAKLAŞTIRIYOR: Cinsiyet kalıpları ve cinsiyet temelli ayrımcılıklar hayatımızın birçok alanını şekillendirmeye maalesef devam ediyor. İngiltere’deki araştırmacıların çalışmasına göre bunların arasında kimin haber okuyacağı ya da okumaya vakit bulacağı da var.

Çalışmaya göre kadınlar birçok farklı sebepten dolayı haberlerden uzak kalıyor ya da kalmak zorunda bırakılıyor. Bunların arasında “haberlerin daha erkek işi” olarak görülmesi veya “erkeklerin haberleri takip edip kadınlara özet geçmesi” gibi daha doğrudan cinsiyetçi sebepler de var; kadınların hayatlarındaki duygusal emeği dikkatli harcamak istedikleri için haberleri takip etmekten vazgeçmeleri ya da çocuklarının maruz kalmalarını istemedikleri için takip etmemeyi seçmeleri gibi dolaylı olarak cinsiyet rollerine dayanan sebepler de. Ancak tüm bu sebeplerin altında yatan ortak nokta cinsiyet rollerinin ve kalıpların, kadınların dünyada ve etraflarında olan bitenleri bile takip etmesini zorlaştırdığı gerçeği.

CHROME KÖTÜ REKLAM KULLANAN SİTELERİ CEZALANDIRACAK: Reklamlar, dijital gazetecilerin temel gelir kaynağı ve onlar olmadan birçok yayının hayatına devam etmesi çok zor. Ancak dijital reklamlar aynı zamanda aşırı saldırgan, rahatsız edici ve zararlı da olabiliyor. Reklamlar üzerinden insanlara zararlı yazılım bulaşması, reklamların okuyucuları takip ediyor olması ve kimi sitelerde reklamlardan bir şey okumanın imkânsız olması reklam engelleyici eklentilerin gündelik internet kullanımının olmazsa olmaz bir parçası hâline gelmesine neden oldu.

Google Chrome da bu konuya kısmen müdahale etmeye karar verdi ve önümüzdeki ay gelecek olan güncelleme ile reklamları abartılı ya da kötü niyetli kullandığını tespit eden sitelerde tüm reklamları engellemeye başlayacağını duyurdu. Diğer sık kullanılan internet tarayıcıları Firefox ve Safari, hâlihazırda reklamların sizi takip etmesini veya rahatsız edici şekilde belirmesini engelleyecek özelliklere sahip. Google de bu durumun kontrolden çıktığını anlamış olacak ki böyle bir adım atıyor. Eğer gelir elde etmek için her boşlukta bulduğunuz her reklamı ekliyorsanız, sitenizi gözden geçirmenizde fayda var.

Ancak burada dikkat çekmemiz gereken bir nokta var. Google, gelirinin önemli bir kısmını reklamlardan elde ediyor, internetteki en büyük reklam dağıtıcılarından birisi ve Chrome da internette en çok kullanılan tarayıcı. Böyle güçlü bir şirketin hangi reklamın iyi, hangisinin kötü olduğuna karar vermesi ve buna dair yaptırımlar uygulaması ciddi çıkar çatışmalarına yol açacaktır. Bu yüzden ilerleyen dönemlerde yasal bir yaptırım ile karşılaşılması çok da şaşırtıcı olmaz.

TRUMP BASIN İLE KAVGASINA DEVAM EDİYOR: 5 yıldır CNN’in Beyaz Saray muhabirliğini üstlenen Jim Acosta’nın geçtiğimiz perşembe günü basın toplantısında ABD Başkanı Trump’a yüklenmesi üzerine Beyaz Saray Acosta’nın akreditasyonunu kaldırdı. Trump’ın basına karşı saldırgan tavrı adaylık sürecinden bu yana biliniyordu ancak en son yaşanan bu olay, işlerin farklı bir boyuta taşınması anlamına gelebilir. PEN America, bu yapılanın anayasal bir suç olduğunu söyleyerek ekim ayında benzer hareketleri yüzünden Trump’a açtıkları davayı hatırlatırken; Beyaz Saray Basın Sekreteri Sarah Sanders, InfoWars isimli komplo teorisi/haber sitesinden alındığı tespit edilen video ile Acosta’yı bir kadına vurmakla suçladı.

Konuyla ilgili ilginç bir yorum yazısı ise Poynter’da yayınlandı. Yazıda Acosta’nın fikrini söylemek yerine soru sormasını, hassas zamanlarda oldukları için bu yaptığının Trump’a malzeme vermek olduğunu söylüyor. Yazarların yaşanan olaydan nasıl böyle bir sonuç çıkardıklarını anlamak güç.

Haftanın Odağı: Dijital Yayıncılık

Gazeteciler için dijital teknolojiler ve internet artık çalışma hayatının olmazsa olmazı. Hem çalışma araçlarımız hem de yayınlarımız giderek dijitalleşiyor. Bazılarımız tamamen dijital yayın yapan yerlerde çalışıyor bazılarımız da böyle projelerde zaman zaman yer alıyor. Ancak dijital gazeteciliğe ve yayınlara genel olarak baktığımızda, bunu hâlâ tam verimle kullandığımızı söylemek güç.

İnternet, gazetecilik için gerçekten önemli imkânlar ve farklı öykü anlatım teknikleri üretebilme şansı veriyor. Ancak çoğu yayın kendisini bir web sitesine ve siteden tek farkı bildirim vermek olan bir uygulamaya kısıtlamış durumda. Elimizdeki imkânları kullanma konusunda sıkıntı yaşıyoruz. Elbette bunun arkasında ekonomik sıkıntılardan insan gücü eksikliğine kadar birçok sebep yatıyor ama kimi zaman gerçekten öne çıkabilmek için, elinizdeki haberi en iyi şekilde sunabilmek için risk almak gerekiyor. Bazen de tamamen deneysel işler yapıp yaratıcı ve okura güzel gelen bir şey üretip üretemeyeceğinizi denemek gerekebilir.

Bu haftanın odağını dijital yayıncılık olarak belirledik; sizlere yaratıcı ve “farklı” dijital gazetecilik ve yayıncılık denemelerinden bir derleme yaptık. Aralarında gerçekten yaratıcı olanlar da var, “buna ne gerek vardı ki” dedirtecek olanlar da.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü, yazar, gazeteci ve çevirmen. Felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu üzerine çalışıyor. Yazılarının yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Journo, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.