Ne Okuyoruz

Kitap satsın diye haber saklamak

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bu haftanın odağında efsane olarak adlandırılan bir gazetecinin yarattığı skandal var. Pandemiye dair Trump’ın şubat ayındaki itiraflarını kitabına ve aylar sonrasına saklamayı tercih eden Woodward ve ABD’deki bu sorunlu akımı ele aldım.

“Ne Okuyoruz” bölümünde ise konularımız oldukça çeşitli. Extinction Rebellion’ın tabloid gazetelerin dağıtımını yavaşlatması, Politico’nun başarılı stratejisi ve Deadspin’in geri dönüşü bunlardan birkaçı. 

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

extinction rebellion blocking the distribution of daily mail, sun

Bu hafta ne okuduk?

İKLİM KRİZİNE DİKKAT ÇEKMEK İÇİN GAZETE DAĞITIMINI GECİKTİRMEK

İklim krizi, bilimsel gerçekliği inkâr edilemez olduğu hâlde politikleştirilen ve hakkında sıkça yanlış ve manipülatif bilgi yayılan konulardan birisi. Özellikle Avrupa ve ABD’de sağ eğilimli ve tabloid gazeteler bu yanlış bilginin kaynaklarından biri olarak görülüyor.

İklim krizi konusunda “petrol şirketleriyle ilişkileri” yüzünden kasıtlı olarak yanlış bilgiler yaydıklarını söyledikleri gazeteleri protesto etmek isteyen Extinction Rebellion grubu, dikkat çekici bir yol seçerek Daily Mail, Sun ve Daily Telegraph gazetelerinin dağıtıldığı merkezlerin önünde 5 Eylül Cumartesi gecesi boyunca eylem yaparak gazetelerin dağıtımını geciktirdi. 

Eylem her ne kadar bolca destek görse de birçok kesim tarafından da “özgür basına saldırı” olarak nitelendirildi. XR ekibinin de bu gazetelerin sahibi şirketlerin kişisel çıkarları için özgür basına saldırdıklarını söyleyerek bu protestoya karar vermiş olması, herkesin ifade özgürlüğü düşmanı olduğu garip bir ortamın oluşmasına neden oldu.

DEADSPIN DEFECTOR OLARAK GERİ DÖNDÜ

Bundan yaklaşık bir yıl önce, ABD merkezli dijital spor yayını ve çok daha fazlası olan Deadspin’in hikâyesinden ve G/O Media’nın bu yayının sonunu getiren hamlelerinden bahsetmiştim. Aradan geçen zamanda ayrılan ekip boş durmamış ve yeni bir isim altında toplanmış.

Defector ismiyle yayına başlayan ekip, ilk iş olarak başlarından geçeni detaylı bir şekilde anlatan oldukça önemli bir metin kaleme almış. Bu metin yalnızca Deadspin’in yaşadıklarını detaylandırmakla kalmıyor, spor gazeteciliğinin ve medyanın önemli sorunlarına da değiniyor. Suya sabuna dokunmayan bir spor gazeteciliğinin neden mümkün olmayacağını, medya kurumlarının alakasız şirketler tarafından satın alınmasının ve kâr odaklı yayın politikası diye bir şeyin neden olamayacağını çok iyi bir şekilde anlatan bu metnin mutlaka birkaç kez okunması gerekiyor.

POLITICO VE NİŞ YAYINCILIĞIN GÜCÜ

Eğer büyük bir yayın olmak veya sürdürülebilir bir gelir yaratmak istiyorsanız, genellikle ilk seçilen yol büyük kitlelere hitap etmek oluyor. Ancak bu aynı zamanda onlarca hatta yüzlerce rakiple yarışmak demek. Bir de hepsinin aynı kurallarla oynamadığını düşünürsek, işiniz zor.

Niş ve yüksek kalite bir yayın olmak pek düşünülmese de çoğu zaman bu daha uzun ömür ve sağlıklı gelir modelleri demek. Politico bunun en iyi örneklerinden. Asıl hedef kitlesi politikacılar, stratejistler ve benzer seviyede çalışan kişi ve kurumlar olan Politico, buna odaklı bir yayın politikası izliyor ve abonelik ücretleri de buna göre belirleniyor. Örneğin şu anda ortalama bir abonelik sözleşmesi ücreti on iki bin euro.

Peki sonuç? Politico Europe, 2019 yılı sonunda 18.2 milyon euro gelir ve net yedi yüz bin euro kâr elde etti. Gelirlerinin yüzde 60’ı aboneliklerden geliyor ve abonelik yenileme oranları yüzde 91. Pro abonelerin siteyi günlük kullanma oranı ise yüzde 40’ın üstünde. Bu da aynı zamanda daha üst segment reklamlar alabilmeleri anlamına geliyor. Üstelik bu rakamlar, abonelerinin toplam ziyaretçi sayısına oranının yaklaşık olarak %0.1 olduğu bir koşulda gerçekleşiyor. Tüm bunlar, kalite ve odağı kesin bir gazeteciliğin ne kadar değerli olabileceğinin bir kanıtı.

SOSYAL MEDYA, BİLGİ KİRLİLİĞİ VE ÖNLEM ÇABALARI

Özellikle ABD seçimlerinin de yaklaşması ile birlikte sosyal medya platformları ve yanlış bilgi konusu her hafta gündeme gelir oldu. Bu hafta ise odak ağırlıkla platformların bunları önlemeye dönük çabalarındaydı.

Google ve Twitter özellikle seçim günü ve yakın dönemde daha sıkı bir kontrol mekanizması geliştireceklerini duyurdu. Amaçları özellikle erken açıklanan yanıltıcı sonuçları ve hile odaklı yanlış bilginin yayılmasını engellemek olacak. Benzer önlemleri, seçimden bir hafta önce siyasi reklamları engellemek gibi eklerle, Facebook da geçtiğimiz hafta duyurmuştu. Ama kimse bunların yeterli olacağını düşünmüyor.

Ek Okuma: Tüm bu tartışmalar elbette Rusya teorilerini de beraberinde getiriyor. The New Yorker için “Rusya müdahalesi” konusunu yazan Joshua Yaffa ise böyle korku hikâyelerine odaklanmak yerine neden insanların böyle manipülasyonlardan etkilendiği üzerine de düşünmek gerektiğini söylüyor.

İlginizi çekebilir:
Basın özgürlüğü, gazetecilik yarışmaları, uzun haber takipleri
KISA KISA
  • Cuties filminin Netflix’in sorunlu reklam kampanyası yüzünden nasıl eleştirdiği şey zannedildiğini merak ediyorsanız bu yazı tüm hikâyeyi anlatıyor.
  • 2017 yılında Sarah Palin’in NYT başyazı sayfasına dava açma öyküsü oldukça ilginç.
  • İspanya’nın en büyük gazetelerinden El País, 64.000’den fazla dijital aboneye ulaştı. Bu da İspanya’daki dijital gazete aboneliklerinin neredeyse yüzde 25’i demek.
  • Çin’in İngiltere büyükelçisi Twitter hesabında cinsel içerikli bir tweete beğeni verince, Çin devleti şirketten bu “saldırıyı” incelemesini talep etti.
  • Julian Assange’ın ABD’ye teslim edilmesine dair dava, avukatlardan birisinin COVID-19 testi sonuçlanana kadar ertelendi.
  • Kara Swisher NYT için Sway isimli yeni bir röportaj podcast programına başlıyor.
  • Rusya’nın yeni taktiklerinden birisi de serbest gazetecileri kolay para kazanma yolları sağlayarak kendi saflarına çekmek. 
  • Haber sitelerinin alt kısmında gördüğümüz tık avcısı linkleri dağıtan iki şirket Taboola ve Outbrain birleşme kararından vazgeçti.

Photo of Bob Woodward. KENA BETANCUR/AFP

Haftanın odağı: Kitap satmak mı gazetecilik mi?

Diyelim ki elinizde kimsede olmayan, konuştuğunuz kişinin görünürde yaptığı her şeyin bilinçli bir yalan olduğunu kanıtlayan bir kayıt var. Üstelik bu kaydı röportaj yaptığınız kişi hiçbir kısıtlama olmaksızın kendi isteğiyle vermiş. Bunu haberleştirirseniz kritik bir dönüşüm yaratabilir, hatta hayatlar kurtarabilirsiniz.

Bu kaydı anında haberleştirir misiniz, yoksa röportajın asıl yapılma sebebi olan kitap için altı ay boyunca saklar mısınız?

Washington Post’un Watergate ile ünlü olan gazeteci ve editörü Bob Woodward, ikincisini yapmayı tercih etti. Şubat ve mart aylarında yaptığı röportajlarda, Donald Trump açık bir şekilde COVID-19’un ne kadar ölümcül ve tehlikeli olduğunu iyi bildiğini ve buna rağmen bunu önemsiz göstermeyi ve böyle bir politika izlemeyi tercih ettiğini Woodward’a itiraf ediyor. Bu röportaj o zamanlarda haber olsa Trump’ın politikasının değişmesine, insanların onun bu konudaki sözlerini daha az ciddiye almasına sebep olabilirdi. Böylece komplo teorileri azalabilir, daha az insan umursamazlıktan dolayı virüse yakalanıp ölürdü.

Fakat Woodward bu röportajı şimdi yeni çıkacak olan kitabında yayınlıyor. Yani ABD çoktan COVID-19 yüzünden yaklaşık 200.000 insanı kaybetmiş ve her geçen gün daha fazlasını kaybederken. İşin daha acıklı tarafı ise bunu neden yaptığına dair elle tutulur hiçbir açıklaması olmaması. Washington Post ise konudan uzak durmak için çabalıyor.

Onu savunmaya çalışan diğer gazeteciler ve medya çalışanları da aynı durumda. Çünkü bu hareketin savunulabilecek hiçbir tarafı yok. Böyle kritik bir bilgiyi, kendisine gazeteci diyen herhangi birisinin saklaması için hiçbir gerekçe olmamalı. Söz konusu toplumun sağlığı ve insanların hayatıyken bir gazetecinin başka bir şeyi düşünmemesi gerekiyor. Eğer gerçekten amaç gazetecilik yapmaksa.

Odağın başlığını biraz spekülatif atmamın sebebi de bu aslında. Çünkü düşünebildiğim tek açıklama bu. Böyle bir bilginin daha fazla kitap sattıracağını düşündükleri için bunu haber yapmamaları. Çünkü ABD’de bu bir alışkanlık hâline gelmiş durumda.

Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde özellikle Trump yönetimine dair çıkan kitaplara baktığınızda bu akımı fark etmemek imkânsız. Zamanında bir şeyler yapabilecek, bir değişim başlatabilecek kişiler bunu yapmayıp üzerinden biraz vakit geçtikten sonra kitabını yazıyor ve bunun üzerinden hem para hem de prestij kazanıyorlar. Çok satan olabilmek için bir gazeteci veya politikacı olarak yapmaları gereken şeyleri yapmamayı tercih ediyorlar. 

Bu fazlasıyla tehlikeli ve sorunlu bir akım. Yine de en azından ABD içerisinde bu akımın yakın zamanda sona ereceğini sanmıyorum çünkü Woodward gibi bir gazeteciyi bile bu hareketinden sonra eleştirme cesaretini gösterebilen insan sayısı çok az. Özellikle ABD medya sektörü bunun ne kadar kârlı olduğunu bildikleri için göz yummayı tercih ediyor.

Tüm bunlar da bizi gazetecilik, medya ve etik tartışmalarının en büyük başlıklarından birisine getiriyor. Evet, bu bir meslek ve para kazanmak lazım. Ama bu işin amacını ve ahlaki boyutunu hiçe saymak tek seçenek olmamalı. Kurulacak her yeni model, yapılan her yeni plan bu dengeyi korumak için özen göstermeli. 

Özellikle gazetecilik ve gelir modelleri, sürdürülebilirlik gibi başlıkları sıkça duyduğumuz şu günlerde bu tartışmanın güzel bir hatırlatıcı olacağına inanıyorum. Çünkü Woodward ve WaPo örneğinde de gördüğümüz gibi bunları unutmaya çok yatkınız.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Sürdürülebilir gazetecilik için dayanışma ve iş birliğinin önemi

Önceki içerik

Ahmet Ercanlar Sansürsüz Futbol’u anlatıyor

Sonraki içerik