Beeple isimli sanatçının açık artırma ile satılan kolajı.

İngiliz basınının karanlık yönü

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bu haftanın odağında Harry ve Megan’ın Oprah röportajı ile gündemin ortasına düşen İngiliz tabloid basını ve ırkçılık sorununu ele aldım. İngiltere’deki sorunlu tabloid gazete kültürüne dair bir giriş olarak düşünebilirsiniz.

“Ne Okuyoruz” bölümünde ise Reply All podcastin yaşadığı kriz, NFT meselesi, Rusya’nın sansür kazası ve daha fazlasını bulabilirsiniz.

Sizi bültenle baş başa bırakmadan önce iki kısa hatırlatma: Kuluçka Programımız için başvurular açıldı, eğer hayata geçirmek istediğiniz bir fikriniz varsa beklemeden başvurun. Ayrıca bültenimizi artık Aposto! üzerinden de okuyabilir ve takip edebilirsiniz.

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu hafta ne okuduk?

MEDYA KURUMLARI İÇİN ÖZELEŞTİRİNİN ÖNEMİ

Medyadaki ayrımcılık sorunu özellikle ABD’de giderek daha sık ele alınıyor ve bununla ilgili bazen göstermelik bazen gerçekten değişimi hedefleyen çabaları görüyoruz. Ama medya kurumları kendi sorunlarından önce başka kurumları konuşmaya başlayınca durum ilginç bir hâl alabiliyor.

Reply All ve Gimlet Media içerisinde yaşananlar bunun iyi bir örneği. Sruthi Pinnamaneni ve P.J. Vogt, “Test Kitchen” adını verdikleri dört bölümlük mini podcast serisinde dijital yemek dergisi Bon Appétit içerisinde yaşanan ayrımcılık ve diğer sorunları ele almayı planlıyordu. Fakat ilk bölümün ardından eski ve mevcut Gimlet çalışanlarının kurum içerisindeki ayrımcılığı ve çalışma koşullarındaki sıkıntıları dile getirmeye başlaması projenin ters tepmesine neden oldu. Projenin başındaki ikilinin Gimlet’teki sendikalaşma mücadelesine karşı durmuş ve diğer sorunlar konusunda sessiz kalmış olması da durumu daha da kötüleştirdi.

İkili “Reply All”dan ayrıldı ve tamamı kaydedilmiş olmasına rağmen seri ikinci bölümünde bitirildi. Seriyi bitirmemek için hiçbir sebep yok ve Gimlet kurucusu gibi bu konuda çok daha büyük payı olduğu kesin olan isimlerin bu özeleştiriden payını almamış olması da tüm özürlerin ve diğer açıklamaların havada kalmasına neden oluyor.

Alakalı: Bon Appétit içerisinde yaşananlar başka yayınların da ilgisini çekiyor. HBO Max burada yaşananları temel alan bir sitcom serisi için çalışmalara başladığını duyurdu. Nasıl bir dizi ortaya çıkacak çok merak ediyorum.

NFT’Yİ CİDDİYE ALMANIZA GEREK VAR MI?

Medya ve gazetecilik sektöründeki birçok kişi ve kurum için en önemli sorulardan birisi yaptıkları işi ekonomik anlamda da sürdürülebilir kılmak. Özellikle ödeme duvarları ve abonelik sistemleri geliştirmek ve bunları iyi bir şekilde yönetmek üzerine en çok kafa yorulan başlıklar.

Geçtiğimiz haftaların en büyük olaylarından birisi olan NFT —Non-Fungible Tokens— ve etrafında oluşan ekonomi medyanın da ilgisini çekiyor ve acaba demesine sebep oluyor. Özetle anlatmak gerekirse NFT, blokzincir teknolojisini kullanarak ürettiğiniz dijital eserlerin bu zincirde bir temsilini oluşturmanıza ve bunu bir sanat eseri açık artırmasına benzer şekilde satabilmenize imkân sağlayan bir teknoloji. Üretilen bu “token”ı alan kişi her ne kadar dijital eserin tek sahibi olmasa da bu blokzincir sözleşmesine göre sahibi olduğunu söyleyebiliyor. İşin teknik kısmı elbette bu özetten daha karmaşık.

Her ne kadar bir dijital sanatçının 69 milyon dolara bir eserini satabilmesi ve Twitter’ın kurucusunun ilk tweetini satışa çıkarması gibi örnekler heyecan yaratsa da bu heyecanın altının ne kadar dolu olduğu büyük bir soru işareti. İşin ekolojik boyutunu ve sistemin sanatçılar ve dijital yaratıcı kesimler için büyük bir devrim olmaması ihtimali var. Ayrıca şimdiden bu sistemin dolandırıcılık için kullanılmaya başlanması da birçok detayın ve sorunun hiç hesaba katılmadığını gösteriyor. 

Bana göre en önemli sorun NFT’nin altındaki ekonomik yaklaşımın ne kadar gerçekçi olduğu. Genel olarak kripto para ve blokzincir teknolojisine dair şüpheciliğimin temelinde yatan bu teknolojinin nasıl bir ekonomik sistem istediğine dair belirsizlik, uzun vadede güvenilirliği sarsan bir şey. Tamamen “hype odaklı” bir yapının nasıl ekonomik güvenlik sağlayabileceği sorusu cevaplanmadan gelir modelinizi ve geleceğinizi buna bağlamak da ne kadar mantıklı olur bilemiyorum.

RUSYA VE MYANMAR İNTERNETTE SESSİZLİK İSTİYOR

Artık her politik gelişmede internete ve gazetecilere müdahale etmek küresel bir geleneğe dönüşmüş durumda. Devletler her fırsatta gazetecileri susturmaya, insanları gözetlemeye ve interneti sansürlemeye çalışıyor.

Myanmar’da darbenin ardından ordu tavrını giderek sertleştiriyor ve daha sert yöntemler izliyor. Darbeden bu yana internete düzenli bir şekilde gerçekleştirilen müdahalelerin yanında dijital gözetim yöntemlerini çeşitlendiren ordu, aynı zamanda beş bağımsız medya kurumunun lisanslarını iptal etti.

Rusya ise geçtiğimiz hafta sansür konusunda oldukça ironik bir kaza yaşadı. Rusya, Navalny protesto videolarını silmediği için Facebook ve Twitter gibi platformlara dava açmaya hazırlanıyor ama bununla da yetinmiyor. Twitter’a bağlantıyı daraltmak ve dolaylı olarak sansürlemek için platformun link kısaltma adresi t.co’yu engellemek isteyen Roskomnadzor, alan adında “t.co” bulunan tüm adreslere ve nasıl olduysa kendi devlet sitelerine erişimi engelledi. Regex kullanımının ne kadar zor olduğunu kanıtlayan bu kazadan etkilenen siteler arasında microsoft.com ve reddit.com gibi birçok büyük site de vardı. 

SIRADA AŞI KOMPLO TEORİLERİ VAR

Yanlış bilgi sorunu artık sektörün ve hayatımızın bir parçası hâline geldi desek abartılı olmaz. Bu sorun üzerine konuşmaya ve çözümler üretmeye devam ediyoruz ama her yeni gündemle birlikte bir yanlış bilgi dalgası gördüğümüzde de maalesef şaşıramıyoruz.

Son dönemde başlığımız ise Koronavirüs aşıları. Pandemi başladığı zamandan bu yana aşılar hep hedefteydi fakat artık uygulama sürecine geçilmesiyle birlikte yanlış bilgi dalgası da artışta. Tabii bu yaygınlıkta yanlış bilgiyi kendileri için gelir kaynağına dönüştürmüş kişi ve kurumlar büyük bir rol oynuyor. Eğer yanlış bilgi sorununu kökten çözmek istiyorsak, onun kolay gelir kapısı olarak görülmesine bir son vermemiz gerekiyor. Aksi takdirde bu konuda bir ilerleme kaydetmek çok da mümkün görünmüyor.

Ek Okuma: Yanlış bilginin internette nasıl yayıldığı konusunda sıklıkla sosyal medya platformlarına odaklanıyoruz. Bunun için haklı gerekçelerimiz var ama gözden kaçan önemli bir yanlış bilgi kaynağı da hepimizin ilk başvuru noktası olan arama motorları.

KISA KISA

👩‍💻 Reuters Institute, kadınların habercilik dünyasında ne kadar liderlik konumu alabildiğini inceleyen bir rapor yayınladı. Maalesef sonuçlar hiç iyi değil.

🌪 Covering Climate Now, iklim gazetecileri için faydalı olabilecek kaynakları sitesinde topluyor.

💸 Washington Post, kendi üretimleri olan ve diğer yayınlara da lisansladıkları platformlarına Zeus Prime isimli bir self servis reklam sistemi dahil ediyor.

🦠 GIJN, 2020 boyunca COVID-19 üzerine yapılan veri ve görsel gazetecilik çalışmalarından bir derleme yaptı.

✋ ABD’nin Texas eyaleti, sosyal medya platformlarının kullanıcıları engellemesini engellemek istiyor.

🎧 Apple, Podcasts uygulamasındaki “Abone Ol” butonunu kafa karışıklığını önlemek için “Takip Et” şeklinde değiştirecek. İnsanlar daha fazla abonelik ücreti ödemekten korktukları için podcastlere abone olunca da para ödeyeceklerini düşünüyormuş.

🕺 TikTok üzerinden geniş kitlelere ulaşmayı başaran en son haber kurumu Yahoo News oldu. Şu anda platformda 1.1 milyon takipçileri var.

📉 BuzzFeed, satın almanın üzerinden bir ay bile geçmeden HuffPost Canada operasyonunu kapattı ve 47 kişiyi işten çıkardı.

Meghan ve Harry röportajı sonrası İngiliz gazetelerinin ilk sayfaları.

Haftanın odağı: İngiltere’de tabloid basın ve ırkçılık meselesi

Sanırım İngiliz Kraliyet Ailesinden istifa eden Harry ve Meghan’ın geçtiğimiz hafta içerisinde Oprah’ya verdiği röportaj ile dünya çapında bir kraliyet dedikodusu başlatmasından herkes haberdardır. Eğer değilseniz burada bir özetine bakabilirsiniz.

Bültenin odağında bu konuyu açmamın sebebi ise yaşananların ve özellikle Meghan Markle’ın maruz kaldığı taciz ve saldırıların arkasında İngiltere basınının en kötü geleneklerinden birisi olan tabloid gazetelerin ve onların gazetecilik anlayışının olması. Gündemi fırsat bilerek sizlere biraz İngiliz tabloid gazetelerinden bahsetmek istedim.

Öncelikle en yeni olaydaki rollerini konuşalım. Markle’ın Prens Harry ile birlikte olmaya başlamasından itibaren İngiliz tabloidlerinin ırkçı tavrı kendisini göstermeye başlamıştı. Markle hakkındaki her haber onu hedef göstermeye, küçümsemeye ve ona saldırmaya odaklıydı. Bu konuda ne kadar ikiyüzlü olduklarının en güzel örneği ise diğer “kraliyet gelini” Kate Middleton hakkında aynı konularda yaptıkları haberlerin kıyasında karşımıza çıkıyor.

Bu saldırgan ve tacizci tavır Mail on Sunday’in Markle’ın babasına yazdığı mektupları gazetede yayınlaması gibi bir zirve nokta da gördü. Bu röportajdan günler önce Markle gazeteye karşı açtığı davayı kazanmış ve gazeteyi ilk sayfadan bir özür dilemeye mecbur bırakmıştı. Fakat tüm bu yaşananlara rağmen, Society of Editors, önce “biz ırkçı değiliz ya” şeklinde özetlenebilecek bir açıklama yayınladı ardından da “ya aslında öyle demek istemedik” dedi. Guardian ve Financial Times yönetiminden isimler ise bu açıklamayı eleştirerek İngiliz basınının kendisini sorgulaması lazım dedi.

Fakat girişte de söylediğim gibi tüm bunlar İngiliz tabloid basınını bilenler için oldukça normal. Elbette bir yanda aynı gazetelerin geçmişte Prens Harry’nin annesi Prenses Diana’ya karşı aldıkları tavır ve kimileri için ölümüne sebep olmaları gerçeği var. Elbette durum sadece bununla sınırlı değil. Burada genel olarak sorunlu bir gazetecilik anlayışı söz konusu. Bu “ne satıyorsa onu yayınlarız” yaklaşımı ve agresif duruşu cesur gazetecilik gibi gösterme çabası aslında İngiliz tabloid gazetelerinin ırkçılığını ve ayrımcılığını gizlemek için kullandıkları bir araç. 

İşin daha kötü yanı ise bu taktiklerinin kısmen işe yarıyor olması. Gazeteler hâlâ bolca satıyor ve bu tavırları kraliyet ailesini bile onlarla bir tür anlaşma yapmaya zorlamak için yeterli oldu. Bir röportaj ile İngilizlerin tüm bunlardan kurtulmaya başlayacağını düşünmek iyimserlik olur; özellikle de ırkçılık konusunun sadece tabloid basınla sınırlı olmadığını düşünecek olursak. Ama işin iyi yanından bakacak olursak, hiç değilse İngilizler Piers Morgan’danbir süreliğine olsa dakurtuldu.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir