Ne Okuyoruz

Her gazete herkese açık olmalı mı?

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bir gazete yayın politikası ve yayın programıyla uyuşmayan bir fikir yazısına yer verdiğinde tepkiyle karşılaşabiliyor. Bunun üzerine yürütülen tartışmalar hafta boyunca uluslararası medya camiasının gündeminde büyük yer kapladı, ben de sizler için bu haftanın odağında konuyu ele aldım.

“Ne Okuduk” bölümünde de gündemin geri kalanını bulabilirsiniz. Geçtiğimiz aylarda gündemimizde olan iki konunun birden bu hafta tekrar gündem olması ilginç bir tesadüf oldu.

Bu haftalık benden bu kadar. Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu hafta ne okuduk?

BBC’NİN AKILLI ASİSTANI “BEEB” GELDİ

Uzun zaman önce bültende BBC’nin özel bir akıllı asistan üzerine çalıştığını ve büyük teknoloji şirketlerinden bağımsız bir teknoloji geliştirmeyi planladığını anlatmıştım. Projeyi neredeyse herkes unutmuşken BBC Beeb’in herkesin kullanımına açıldığını duyurdu.

Henüz kamuya açık beta sürecinde olan Beeb, şimdiden klişelere başvurmayacağını gösterdi. Alışılanın aksine bir erkek sesine sahip olan Beeb, aynı zamanda İngiltere’de hâkim olan ve herkesin “BBC İngilizcesi” olarak tanımladığı aksan yerine Kuzey İngiliz aksanıyla konuşuyor. BBC’nin Amazon, Google ve Apple gibi şirketlerin düştüğü ön yargılı yaklaşımları en başından dışlamış olması güzel bir yenilik. Ne kadar büyüyüp yayılacağını ise zaman içinde göreceğiz.

CIVIL PROJESİ BU SEFER GERÇEKTEN SONA ERİYOR

Bültenimizi sıkça ziyaret eden ama bir türlü yüzü gülmeyen girişim Civil bu sefer son kez bültenimizin konuğu oluyor gibi görünüyor. Neredeyse ilk zamanlarından bu yana sürdürülebilir bir model yaratmayı başaramayan ve ayakta kalmak için farklı yollar deneyen “gazeteciler için blockchain” projesi Civil, en sonunda yaptıkları açıklama ile projeyi tamamen sona erdireceklerini duyurdu.

Dürüst olmam gerekirse bu habere şaşırdığımı söyleyemeyeceğim. Her ne kadar dışarıdan cazip görünse de özünde kapsamlı bir şekilde düşünülmemiş ve sadece dönemin blockchain modasından esinlenmiş bir projeydi. Şimdi o heyecan geçtiği için de projenin değeri kalmadı. Burada suç blockchain teknolojisinde değil, teknolojik gelişmeleri birer moda akımı gibi gören mevcut yaklaşımda.

GAZETECİLER IRKÇILIĞA KARŞI NE YAPABİLİR?

ABD’de George Floyd’un öldürülmesinin ardından başlayan eylemler dünya çapında gündem oldu. Bu da hem ABD’de hem de diğer ülkelerde ırkçılık konusunun tekrar gündeme gelmesini beraberinde getirdi. Tartışmanın bir boyutu da basının bu noktada nasıl bir sorumluluğu olduğu ya da neler yapabileceği.

ABD örneğinde de gördüğümüz üzere, kurumlarda çok sesliliğin olmaması genellikle sıkıntının ana kaynağı. Eğer kurum olarak ülkede yaşayan farklı kesimlere ve özellikle de azınlıklara yeterli alanı sağlamıyorsanız ya da o insanları ciddiye almıyorsanız, bunu kullandığınız dilden konulara yaklaşma şeklinize kadar birçok yerde gösteriyorsunuz.

Bu yüzden atılabilecek en önemli adımlardan birisi ayrımcılığın hedefinde olan kesimlerin kendi perspektiflerini anlatabileceği, okura böyle zamanlarda gerekli bağlamı sunabileceği imkânları kurumsal olarak yaratmak. Ve bunu sırf yapmış olmak için değil, gerçekten önemli olduğunu bilerek ve anlayarak yapmak gerekiyor. Özellikle ülkemiz gibi ırkçılığın ve ayrımcılığın normalleştirildiği toplumlarda basının daha fazla sorumluluk alması şart.

AMERİKAN GÜREŞİNİN ÖNEMİ

Genellikle bu bölümde güncel konuları ele almayı tercih etsem de kimi yazıların asla eskimediği ve her zaman faydalı olabileceği de bir gerçek. Bu yüzden 2016 yılında yayınlanan ama geçtiğimiz günlerde ilk kez okuduğum “Is Everything Wrestling?” başlıklı yazıyı sizlerle de paylaşmak istedim.

Sunumu gerçek spor gibi yapılan ama aslında kurgu bir eğlence formatı olan “Amerikan Güreşi”, birçok noktada incelemeye değer bir medya ürünü. Bu yazı da hem bu formatın medyaya ve kültüre olan etkisini hem de bu kapsamlı kurgu yaratma tekniğinin özellikle Amerikan kültürüne nasıl bir iz bıraktığını ele alıyor. Popüler kültürün sınır tanımama özelliği sayesinde bizim de bu etkilerden farkında olmasak da nasibimizi aldığımızı yazıyı okurken siz de fark edeceksiniz.

KISA KISA
  • Güvenli mesajlaşma uygulaması Signal, yeni güncellemesinde fotoğraflardaki yüzleri silme özelliğini getirdi.
  • Kendi kişisel verisini toplamak isteyen The Guardian okurlarını sitede hesap açmaya teşvik ediyor.
  • Yeni bir araştırmaya göre, merkez ve sağ görüşe yakın kişiler destekledikleri partiler iktidardaysa yanlış bilgiye daha açık olabiliyorlar.
  • Eğer Twitter’da Anonymous hesaplarının tekrar aktifleştiğini ve K-pop fanlarının desteğini aldığını görüp de hiçbir şey anlamadıysanız, bu yazı size yardımcı olabilir.

Haftanın odağı: Gazetenin kapısı herkese açık olmalı mı?

Geçtiğimiz hafta boyunca internette New York Times’ın nerede hata yaptığının tartışılması, basın kuruluşlarının ve gazetecilerin tarafsız olması ya da bir konudaki her görüşe yer vermesi gerektiği gibi argümanları gündeme getirdi.

İlginizi çekebilir:
Ölü kedi stratejisi, Bloomberg'ün başkan adaylığı, 2010'lar ve BuzzFeed

NYT, geçtiğimiz hafta içerisinde ABD’de devam eden sokak hareketlerine karşı Cumhuriyetçi siyasilerin dillendirmeye başladığı “ordu göreve” argümanını aynı partiden bir senatörün gerçekten kötü bir şekilde yazılmış bir köşe yazısı ile gazeteye taşıdı. Bunun ardından hem birçok gazeteci ve okur tepkilerini dile getirdi, hem de birçok NYT çalışanı yazıyı ve kurumlarını protesto etti.

Ardından her geçen gün durum daha da ilginç bir hâl almaya başladı. Önce gazetede Fikir köşesinin başındaki James Bennet kötü bir savunma yazdı. Ardından gazetede çalışan bazı isimler bu tepkinin NYT içerisinde bir nesil savaşı olduğu iddiasında bulundu. Gazete içerisinde yapılan toplantılarda ise hem Fikir köşesinin bu yazısı senatör Cotton’dan istediği hem de düzgün bir editoryal süreçten geçirmeden ve hatta Fikir köşesinin yönetimi tarafından okunmadan gazetede yayınlandığı ortaya çıktı. Şu anda yazının girişinde uzun bir özür metni var, yazının sahibi Cotton ise tam bir troll gibi NYT’nin düştüğü durumla dalga geçiyor.

Konunun büyümesinin en önemli sebeplerinden birisi ise NYT’nin sicilinin bu konularda çok kötü olması. Haber yazımıyla ilgili yakın dönemde yaşadıkları sıkıntıların yanı sıra Fikir köşesinde benzer sorunları ve kötü kararları tekrar ediyor olmaları olayın artık çözülmesi gereken ciddi bir sorun olarak algılanmasına neden oldu.

Burada üzerine düşünülmesi gereken önemli noktalar var. Birincisi, gazetelerin herkese açık bir alan olup olmadığı konusu. Elbette bir haber yazıyorsanız haberin kapsamına giren her konuyu ve özneyi ele almanız gerekiyor. Fakat özellikle Fikir ve köşe yazılarında gazetelerin nasıl bir yol izleyeceklerini açık bir şekilde belirlemesi lazım. Eğer her fikre ve herkese açık olma yolunu tercih edecekseniz bunu neden yaptığınızı iyi düşünmeniz ve aldığınız bu kararı istisnasız bir şekilde uygulayabilmeniz lazım. Unutmayın ki her fikre açık olmak dediğiniz noktada gerçekten bunun arkasında durabilmeniz ve gerektiğinde —ki kesinlikle gerekecektir— okurlarınıza karşı bunu savunabilmeniz lazım.

Diğer seçeneğiniz ise yayın politikanızı net bir şekilde belirlemek ve dahil edeceğiniz fikir yazılarına da bu politikayı uygulamak. NYT için sorunun bu kadar büyük olmasının en temel sebebi bunu yapamamış olması. Yayınladıkları köşe yazısında Cotton’ın iddia ettiği olayların ve tespitlerin neredeyse tamamı kendi muhabirlerinin yaptığı haberler tarafından çürütülüyor. Aynı gazete içerisinde yayınlanan bir yazı, o gazetenin yaptığı haberler ile hiçbir şekilde uyuşmuyorsa bunu yayınlamanın ve ona bir güvenilirlik kazandırmanın anlamı var mı?

Bu son nokta özellikle önemli. Gazeteler ve haber kurumları için güvenilirlik olmazsa olmaz. Yayınlamayı tercih ettiğiniz her yazı ve her isim, sizin üzerinizden bir güven kazanarak başlıyor. Bir kurum olarak bu güveni kimlerin kullanmasına izin verdiğinizi iyi düşünmeniz ve bu konuda katı bir editoryal yapınızın olması lazım. Haber kurumlarının isimleri, duruşları ve hatta tasarımları ile birer güven kaynağı olduklarının bilinciyle hareket etmesi lazım.

Dediğim gibi NYT içerisinde durum gerçekten karışık ve görebildiğim kadarıyla Fikir köşesinde bir dönüşüm yaşanması kaçınılmaz. Eğer bir haber kurumu yönetiyorsanız ya da bir kurumun parçasıysanız, bu örneği fırsat bilerek kurum içerisinde bu konuları netleştirmenizde ve benzer sorunları yaşamadan önlem almanızda fayda var.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Yerel basın nasıl normalleşecek?

Önceki içerik

Koronavirüs foto muhabirleri nasıl etkiledi?

Sonraki içerik