Haber Odası

Dünyanın bilgisini kim nasıl düzenlemeli?

0

İnternet, 1970’li yıllarda yaygınlaşmaya başladığında, dönemin fütüristlerince bilginin hiyerarşik olmayan, eşit düzlemde, ucuz maliyetle ve limitsizce aktarılabileceği bir iletişim platformu olarak hayal ediliyordu. Gelinen noktada internet kullanımı birçok insan için Google ya da Facebook gibi sitelerde geçirilen vaktin toplamını ifade eden bir pratik hâline geldi. İnternet dünyasının ağır topları olan bu siteler, artık internetin kendisi ile internet kullanıcıları arasında birer aracı durumunda. Dahası, yaşadığınız coğrafyanın dahil olduğu değerler sistemi, internete bağlanırken hangi aracıyı kullanacağınız üzerinde belirleyici olabilir.

İnternetin aracılarının ortaya çıkışına giden süreç

İnternetin gerek ülkemizde gerekse dünyada birçok insan için çağrıştırdığı her şeyin ortaya çıkışı, aslında www ifadesinin açılımı olan, World Wide Web (WWW) teknolojisi ile başladı. 1989 yılında Tim Berners-Lee tarafından İsviçre’deki CERN laboratuvarlarında geliştirilen bu teknoloji, en temel ifade ile belirli kişisel bilgisayarların isimlendirme (domain) ve konumlandırma (URL) yöntemleri ile sunucularda depolanan dosyalara internet şebekesi aracılığıyla ulaşabildiği ağ ortamını sağlıyordu. Bu ortam dahilinde bir sunucuda yer alan herhangi bir dosyaya (dolayısıyla bir internet sitesi sayfasına) ulaşmak isteyen kişi, dosyanın ilgili isim ve konum adres bilgisini kullanarak ulaşabiliyordu. Ancak bir bilgisayarın internet şebekesi üzerinden sunucularda depolanmış bir dosyayı bulması için gereken adresler karmaşık numaralardan oluşmaktaydı. Ezberlenmesi oldukça zor olduğundan insanların hafızalarında tutabilecekleri kolaylığı sağlamak amacıyla numaraları belirli yazılımlar üzerinden kelimelerle eşleştirecek teknoloji yine WWW ile beraber geliştirildi ve bu teknolojiye internet tarayıcıları adı verildi. Erken dönem internet tarayıcılarından en bilindik olan Internet Explorer, 1995’de Microsoft tarafından geliştirilmişti.

WWW ortamında internet aracılığıyla birbirine bağlanan sunucu ve bilgisayarda tutulan dosyalar, artık tarayıcılar üzerinden kendilerine has adresleriyle kolaylıkla bulunabiliyordu. WWW teknolojisinin küresel çapta genişletilebilir olması ve tarayıcılar ile gelen kullanım kolaylığı internetin 90’larda tam anlamıyla patlamasını sağladı. Ancak bir problem vardı. Her ne kadar istenen siteleri ziyaret etmek tarayıcılar üzerinden kolaylaştırılsa da internetin devasa şebekesi içerisindeki bütün adresleri kelime olarak akılda tutmak da yine oldukça zordu. Hatta bunun için tıpkı telefon rehberleri gibi internet sitesi rehberleri dahi oluşturulmuştu. İnternetin büyümesine paralel olarak, istenen adreslerin bulunmasını kolaylaştıracak arama motorları geliştirildi. 90’lı yılların başından itibaren Archie, WebCrawler Magellan ve Yahoo! gibi arama motorları internet ortamındaki çok sayıda içerik arasından kullanıcıların ilgilendiklerini barındıran siteleri bulabilmelerini sağladılar. O dönem arama motorları teknolojisi zamanla işlevsel gelişmeler gösterse de karlı bir iş alanı olarak düşünülmüyordu. 1998’de kurulan Google bunu tamamen değiştirdi.

Neden Google?

Google’ın şu anda olduğu noktaya gelebilmesinde iki temel faktör söz konusu. Her ne kadar sektöre görece geç bir giriş yapsa da internette yapılan aramalarda kullanılan ifadelerin bir market üzerinden pazarlanabileceğini ilk öngören Google oldu. Nitekim internet aramaları esnasında kullanılan ifadeler, özellikle internet operasyonlarını pazar araştırmaları için kullanacak şirketler için oldukça kıymetli veriler olarak karşımıza çıkmaya başladı. Arama ifadelerinin pazarlanması fikrine ek olarak, Google internet sitelerinin önemini derecelendirebileceği ve arama sonuçlarında ilgili öneme göre sıralayabileceği algoritmalar geliştirdi. Bu algoritmalar, internet kullanımını Google üzerinden yapan kullanıcıların belirli sitelerde yoğunlaşmasının önünü açtı. Google büyüdükçe, internet sitelerinin algoritmalara uyumlu olması da özellikle internet üzerindeki reklam gelirlerinin dağıtımı söz konusu olduğunda hayati öneme sahip oldu.

Geçtiğimiz on yılda Google, bünyesindeki arama motoru dışında yine internet ve teknoloji odaklı çeşitli hizmetler sunan milyar dolarlık bir şirket hâline geldi. Google’ın geliştirdiği arama motoru özellikle ABD pazarının tartışmasız lideri. Şirketin Google Türkiye gibi ülke versiyonları kendi ülkelerinde en çok ziyaret edilen internet siteleri olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanında, internet tarayıcısı olarak geliştirilen Google Chrome hâlihazırda kullanıcılar tarafından en çok tercih edilen tarayıcı. Şirketin Google Mail, Google Drive ve Google Documents adlı internet tabanlı elektronik posta, depolama ve ofis hizmetleri her ay milyonlarca insan tarafından düzenli olarak kullanılıyor. Google’ın konum ve haritalandırma servisi olan Google Maps, daha önce de değinildiği gibi, coğrafi hizmet vermesinin yanında konumsal medya olarak adlandırılan yeni bir multimedya ortamının oluşmasını sağlıyor. Her geçen an milyonlarca Google Maps kullanıcısı mobil cihazları vasıtasıyla elde ettikleri verileri Google Maps üzerinden konumlandırarak yaşadıkları coğrafyaların dijital katmanlarının inşasına katkıda bulunuyorlar.

Tüm bunlardan hareketle, Google’ın internet kullanımı üzerinde sahip olduğu ağırlık tahminlerin ötesinde kalıyor. Şirketin internete yönelik politikaları kullanıcıların internet kullanım alışkanlıklarını temelden etkileyebilecek potansiyele sahip. Dünyanın en çok ziyaret edilen sitesi olan Google, internetin kendisi ile kullanıcıları arasındaki en önemli aracı konumunda olmakla birlikte, hangi içeriklerin kullanıcıların karşısına ne boyutta çıkacağını belirlemede de oldukça önemli bir faktör. Google’ın internet politikaları, kullanıcıların hangi içerik ve bilgileri tükettiğine dair bütünsel veriler ışığında hangi içerik ve bilgileri tüketeceğine yönelik de etkilere sahip. Buna ek olarak Google, sağladığı konum ve iletişim hizmetleriyle kullanıcılarının yalnızca internet üzerindeki faaliyetlerini değil, internet dışı faaliyetlerinin, şehirleşmenin, iletişimin, insan ilişkilerinin vs., de şekillenmesi konusunda oldukça önemli rol oynuyor.

Google’ın misyonu. Kaynak: about.google

Dünyadaki bilginin aracıları

Google iddialı misyonunu “dünyadaki bilgileri düzenleyerek herkesin erişebileceği ve yararlanabileceği hâle getirmek” olarak belirtiyor. Dünyadaki bilgilerle insanlar arasında bir aracı pozisyonu üstlenen bir aktörün bu “görevi” nasıl yapacağı aslında her internet kullanıcısının merak etmesi gereken bir konu. İnternet olarak bildiğimiz şeyin neredeyse Google’ın servislerine denk hâle gelmesi ile şirketin internet içindeki ve dışındaki dünyanın kontrolü noktasında ulaştığı boyutun kaygı verici noktada olduğunu düşünen insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. 2017 yılında Oxford Üniversitesi’nden Joe Shaw ve Mark Graham tarafından hazırlanan bir çalışma, Google’ın internet ortamını şekillendirmedeki gücünü daha iyi anlamayı amaçlıyor.[1] Buna göre eski İşçi Parti milletvekili Tony Benn tarafından 2001 yılında İngiltere parlamentosundaki siyasi muktedirlere yöneltilen beş temel soru yazarlarca farazi bir senaryo ile Google’a yöneltiliyor:

  • Ne kadar güçlüsün? 

Yazarlara göre Google’ın internet üzerindeki içerikler ile insanlar arasında yer alıyor olması ne kadar güce sahip olduğu hakkında fikir veriyor. Örneğin, Google’ın sağladığı konum servisleri insanlar ile fiziksel alanlar arasında bir aracı görevi görüyor. Bu servisler, nihayetinde kullanıcılarının nerelere, nasıl ve ne zaman gittiğini, gittikleri yerlerde nereleri ziyaret ettiklerini, ne yaptıklarını etkileyebilecek hâle geliyor. Bu durum zaman içerisinde şehirleşmenin yapısından bölgelerin ekonomik ve politik durumuna kadar geniş çaplı etkilere sahip olabiliyor. Bir örnek olarak Graham’ın bir diğer çalışmasından alınan aşağıdaki görsel, Bangkok şehrindeki tapınakların Google Maps ile temsilinin İngilizce ve Tayca üzerinden ne kadar farklılaşabildiğini gösteriyor. Beklenildiği gibi şehre gelen çoğunluğu yabancı turistler Google Maps üzerinden planladıkları gezilerinde “tapınak” kelimesinin İngilizce geçtiği bölgelere daha çok ilgi gösteriyorlar. Bu sayede Google, bölgelerin merkezileşme durumunu belirleyebilecek hâle gelebiliyor.

“Tapınak” kelimesinin Bangkok’da Google Maps üzerinden İngilizce (sol) ve Tayca (sağ) gösterimleri. Kaynak: Graham, “The Virtual Dimension”, 2013.

  • Gücünü nereden alıyorsun?

Yazarlara göre Google’ın gücü inşa ettiği algoritmaların internet üzerindeki her türden içeriği, hizmeti ve bilgiyi düzenleyebilmesi ve sıralayabilmesinde yatıyor. Google, internet kullanıcıları tarafından kendisine sağlanan devasa boyutlardaki verileri işleyerek internet olarak bildiğimiz olguyu dizayn edebiliyor. Bu sayede, internet üzerindeki bilginin, nesnelerin yahut insanların akışını izleyebilecek ve kontrol edebilecek politikalar geliştirebiliyor.

  • Gücünü kimin için kullanıyorsun?

Yazarlar, bu noktada Fransız sosyolog Henri Lefebvre’nin toplumdaki güçlü aktörlerin belirli motivasyonlarını gizleyerek diğer belli başlı motivasyonlarını görünür kılmada oldukça başarılı olabileceğine dair düşüncelerinden destek alıyorlar. Bu bağlamda Google’ın, reklamlardan elde ettiği gelirin sadece 2014 yılında 66 milyar dolar olduğunu vurgulayarak, şirketin asıl operasyonunun reklamcılık olduğu anlatılıyor. Aslen kâr amaçlı hareket eden çokuluslu bir şirket olan Google’ın gelirlerinin önemli bir bölümünü servislerini kullanan milyonlardan elde edilen verilerin reklamcılık amaçlı pazarlanması oluşturuyor. Yazarlara göre Google’ın reklamcılık amaçlarını daha geride tutabilmesinde içinde bulunduğumuz teknoloji çağına yönelik bazı anlatılar çok önemli. Örneğin, Google ve Silikon Vadisi gibi olgular sürekli geliştirilen teknoloji üzerinden yaşadığımız çağın temsilcisi olarak addediliyor ve neredeyse kutsallaştırılıyorlar. Örnek gösterilen teknolojilerin aslen kâr amaçlı üretim modelinin birer parçaları olduğu ve temelde belirli ekonomik kaygılarla üretildiği gerçeği unutuluyor.

  • Kime karşı sorumlusun?

 Yazarlar, internet kullanımı üzerinden gelişen ve “sosyo-teknik” olarak adlandırdıkları gücün halkı temsil eden siyasilerce soruşturulmasının şaşırtıcı bir şekilde yetersiz olduğunu belirtiyorlar. Google gibi büyük şirketler internet sayesinde sahip oldukları etkinin sorumluluğu ve hesap verilebilirliği konusunda yeteri kadar şeffaf görünmüyor. Yazarlar, devlet aygıtlarının şirketleri sorumlu tutmasını beklemeden kullanıcılar olarak bizlerin yapması gerekenler olduğunu hatırlatıyorlar.

  • Senden nasıl kurtulabiliriz?

Google’ın sahip olduğu güç ve etkinin kapsamı söz konusu olduğunda belki de en kritik soru bu. Ancak soru Google’ın acil bir şekilde gitmesi gerektiğinden ziyade kendisine alternatifin görülebilmesi açısından önemli. Google şu an ismini İngilizce’nin günlük kullanımına bir fiil olarak yerleştirmiş, milyonlarca insan tarafından servislerinden faydalanılan ve internet kültüründe çok önemli yeri olan bir şirket. Ancak tüm bunlara rağmen internet ve sosyal hayatı etkilemediği bir senaryo her zaman mümkün olmalı. Bu durum aslen kâr amaçlı hareket eden tüm şirketlerin internete etkisi söz konusu olduğunda geçerli.

İlginizi çekebilir:  Sözcüklerle uğraşma sanatı: Edebiyat ve gazetecilik

Yazarlara göre, Google’ın olmadığı bir senaryo için, kişi internet kullanımında Google’ın büyük ağırlığının olduğu yerleşik sistemin dışına çıkabilmeli.[2] Bunun yanında, gelişen teknolojik cihazların ekonomik kaygılarının gizlenmesinin ve bu cihazların temsil ettiği değerleri kontrol eden şirket ve anlatıların yüceltilmesinin önüne geçebilmeli. Son olarak, şirket menfaatlerinin görünürleşmesini engelleyen ve “teknoloji çağında” yaşayan insanlara yönelik geliştirilen anlatılar doğrultusunda hareket etmeyi reddetmeli. Bu prensipler internet kullanımını bütünüyle etkileyen büyük aktörlerin olmadığı ya da en azından kişi için etkisiz olduğu senaryolara kapı açabilir.

Yeni bir küresel rekabet alanı

Her ne kadar Google’ın internet üzerindeki etkisine ağırlık verilse de tam bu noktada hatırlatılması gereken diğer bir nokta Google’ın bir aktör olarak yalnız olmadığı. Çin ve Rusya gibi farklı değer bloklarında yer alan ülkeler hâlihazırda kendi “internet aracılarını” geliştirmiş durumda. Çin çıkışlı Baidu ve Rusya çıkışlı Yandex kendi coğrafyalarında yoğun olarak kullanılıyor. Bu şirketlerin bölgelerindeki internet kullanımına olan etkileri Google’ın Batı dünyasındaki etkisi ile benzerlikler taşıyor.

İnternet zamanla kendisine biçilen rolden uzaklaştı ve gittikçe kişinin inisiyatifinden şirketlerin kontrolüne kaymaya başladı. İçinde bulunduğumuz süreçte kullanıcılar internet üzerinde ağırlığı olan devasa şirketler için potansiyel sermaye kaynağı hâline geldi. Bu sermayeyi artırmak ve daha fazla insanı global internete arzu edilen şekilde bağlamak için Project Loon ve Facebook Zero gibi yüksek meblağlı projeler geliştiriliyor. Bu sayede, özellikle Güneydoğu Asya ve Afrika gibi “pazar” bölgelerinde yaşayan kitlelerin internet bilinci gittikçe daha fazla Facebook ve Google gibi şirketlerin hizmetleri üzerinden şekillenmeye müsait hâle geliyor. Dahası, Rusya ve Çin gibi aktörler de kendi geliştirdikleri siteler üzerinden bu pazarlara dahil olmakta. Bu durum, internetin algılar üzerindeki gücü ile dünyadaki siyasi aktörlerce kıyasıya rekabet alanı hâline geldiğinin bir göstergesi.


[1] Graham, M. and Shaw, J. (2017) Our Digital Rights To the City.

[2] İlgili bir örnek için: https://spreadprivacy.com/how-to-remove-google/ (İngilizce)

Ali İhsan Akbaş
Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. Şimdiki adıyla İzlemedeyiz Derneği’nin Doğruluk Payı projesi bünyesinde içerikler yazdı ve çeviriler yaptı. Çeşitli dergi ve projelerde sosyal medya editörlüğü görevini üstlendi. Uppsala Üniversitesi'nin Dijital Medya ve Toplum programında yüksek lisans yapıyor. Dijitalleşme ile beraber internetin politik ve sosyal süreçlere etkileri üzerinde çalışıyor.

Spotify’ın hamleleri ve podcast sektörünün geleceği

Önceki içerik

NYT’de bir gün, Kim Jong-Un’a ilk soru, mutfağı okurlara açmak

Sonraki içerik