Haber Odası

Deprem döneminde sorumlu ve etik habercilik

    0

    30 Ekim’de İzmir’in Seferihisar ilçesi açıklarında meydana gelen depremde 116 kişi hayatını kaybetti, 1034 kişi yaralandı. Enkazda arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği sırada CNN Türk muhabiri Ceylan Sever’in canlı yayında ağlaması ve sonrasında stüdyodaki spiker Semiha Şahin’in de ağlamaya başlaması medya çevrelerinde tepkiyle karşılandı.

    Konuyla ilgili NewsLabTurkey’e konuşan CNN Türk muhabiri Ceylan Sever, depremin 6. saatinde enkaz alanına gittiğini söylüyor. Deprem günü, sabah İstanbul’da başlayan mesaisine İzmir’de devam eden Sever, “İlk gün 24 saat aralıksız yayın yaptım. Daha sonra farklı ekipler geldi ve mesai usulü çalışmaya başladık. Dinlenmeye fırsatım olsa da psikolojik olarak çok etkilendim,” diyor.

    Basına yansıyanın aksine Seda Dinçer’in cansız bedeninin enkazdan çıkarıldığı haberini sunarken değil, stüdyodaki spiker Semiha Şahin’e enkazda şahit olduklarını aktarırken ağladığını belirten Sever, “Haberi sunarken ağlamış olsaydım daha çok üzülürdüm,” diyor.

    “Ağladığım için şov yapmakla suçlandım”

    İzleyicileri yönlendirebileceği için canlı yayında soğukkanlılığını koruyup ağlamaması gerektiğini söyleyen Sever, “Duygularımı belli eden biri değilim. Adliye muhabiriyim ve pek çok olaya tanıklık ettim. İstiklal Caddesi’ndeki patlama sonrası alanda çalıştım. Ama burada durum biraz farklıydı. Enkaz alanında sürekli depremzedelerle birlikteydik. Muhabir de olsam sonuçta insanım ve etkilendim. Ben de ağlamamam gerektiğini düşünüyorum; ne var ki ağladığım için şov yapmakla suçlandım. Beni ne kadar tanıyorlar da şov yapmakla suçluyorlar,” diye soruyor.

    Kendisini eleştirenler kadar destek olanların da olduğunu belirten Sever, “İzleyicilerden olumlu tepkiler aldım. Benimle birlikte ağladığını söyleyenler oldu. Böyle olunca daha çok üzüldüm; çünkü izleyici yönlendirmiş olmak istemezdim,” diyor.

    İzmir depremi sonrası medyaya yöneltilen bir başka eleştiri ise, enkaz altında çıkarılan özellikle çocuk yaştaki bireylerin haklarını ihlal ederek her anlarının medyada yer alması.

    Türkiye’nin sık yaşadığı afetlerden biri olan deprem anındaki kriz haberciliğini Prof. Dr. Emel Baştürk, Doç. Dr. Burak Özçetin ve gazeteci Rengin Arslan NewsLabTurkey için değerlendirdi.

    “Tarafsızlık talebi liberal söyleme yakın”

    Prof. Dr. Emel Baştürk

    Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Baştürk, gazetecinin deprem gibi duygusal olarak zorlayıcı zamanlarda tarafsız ve sakin kalması gerektiği görüşüne katılmayarak, “Habercinin tarafsız ve sakin kalması, duygularını yansıtmadan haberi aktarması liberal söyleme yakın,” diyor.

    Muhabirin, mağdur olandan yana taraf olmak zorunda olduğunu belirten Baştürk, “Muhabirin, mağdurdan yana olmasını, bir savaş durumunda barıştan yana taraf olmasını beklerim,” diyor.

    “Çocukların yer aldığı haberlerde kamu yararı aranmalı”

    Deprem döneminde sorumlu ve etik habercilik için medyanın, gerçek ve somut bilgiler içeren bilgiler vermesi gerektiğine dikkat çeken Baştürk, “Dramdan beslenmek ve reyting kaygısı gütmek etik bir davranış değil. Haberi verirken doğrudan kamu yararının varlığı önemli. Enkaz altından çıkarılan özellikle çocukların görüntüleri konusunda kamu yararı olup olmadığı iyice düşünülmeli; çünkü çocukların görüntülerini yayınlamada herhangi bir kamu yararı yok,” diye konuşuyor.

    “Deprem bölgesinden yayın yapmak duygusal ağırlığı olan bir iş”

    CNN Türk muhabiri Ceylan Sever’in canlı yayında ağlamasını değerlendiren Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burak Özçetin, “Söz konusu yayını izledim. Çok zor bir iş. Özellikle kriz anlarında afet bölgesinden yayın yapmak ciddi duygusal ağırlığı barındırıyor,” diyor.

    “Dram da eğlencenin başka bir türü”

    Doç. Dr. Burak Özçetin

    Tartışılması gereken konunun, muhabirin duygularını izleyiciyle paylaşmasından ziyade medyanın izleyiciye duygulardan başka bir şey sunmaması olduğunu söyleyen Özçetin, “Gazetecinin bizimle birlikte ağlamasını değil, bizimle birlikte sorgulamasını, irdelemesini; mikrofonu sesini duyamadığımız kişilere yöneltmesini bekleriz. CNN Türk ve diğer medya kurumları izleyiciyi duygu sağanağı ve duygu sömürüsüyle baş başa bırakıyor. Olay tamamen dramatik hale getiriliyor; çünkü dram da eğlencenin başka bir türü,” diyor.

    Enkaz altından çıkarılanların hikâyelerine sık sık yer verilmesine değinen Özçetin, afetin bireysel hikâyelere indirgenmesinin nedeninin sistemi belirleyen yapısal eşitsizlikler olduğunu söylüyor:

    “Deprem ve savaş gibi kriz anlarında gazeteciler, ilk olarak halkı sağlıklı bir şekilde bilgilendirmeli. İkinci olarak olayı araştırmalı, hesap sormalı ve meseleyi farklı görüşleri içerecek şekilde ele almalı. Sesi duyulmayanların sesinin duyulması, dertlerinin gündem olabilmesi için mikrofonu dezavantajlı gruplara yöneltmeli,” diyor.

    Enkazdan kurtulan çocukların ve yetişkinlerin enkaz altında kalan özel eşyalarının teşhir edilmesiyle medyanın gösteri peşinde olduğunu ifade eden Özçetin, “Bu hikâyelerin malzeme edilmesi gazetecilik kültürü ve pratiği açısından sorunlu bir durum. Yapılan, insanların gerçek yaşamları ve psikolojileri üzerinde derin etki bırakıyor. Hem çocuk hakları hem de insan hakları açısından son derece sakıncalı,” diyor.

    “Gazeteci tüm verileri aktarmalı”

    İzmir depreminin büyüklüğünü Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) 6,6; Kandilli Rasathanesi 6,9 ve ABD Jeoloji Araştırmaları Merkezi 7,0 olarak açıkladı. Bu farklı açıklamalar sonucu çoğu medya kurumu deprem büyüklüğünü 6,9 olarak verdi. Aradaki bu farkın nedeni pek az medya kurumu tarafından tartışıldı.

    Rengin Arslan

    Gazetecilerin farklı verileri aktarmakla sorumlu olduğunu söyleyen gazeteci Rengin Arslan, halkın doğru bilgi alması açısından medyaya iki görev düştüğünü anımsatıyor: 

    “İlki farklı ölçümleri izleyici, okuyucu ya da dinleyiciye aktarmak. İkincisi ise bu farkın neden kaynaklandığını uzmanlarıyla konuşmak. Böylece halk arasında deprem kadar ciddi bir konuda, verilerle ilgili kafa karışıklığı önlenebilir,” diyor.

    Medyanın depremzedelerin bireysel hikâyelerine yer vermek yerine, gerçekleşen deprem özelinde; binaların neden yıkıldığı, yıkılan binaların denetiminin kimin sorumluğunda olduğu, denetimle ilgili mevzuatın ihtiyaca yanıt verip vermediği gibi soruları sorması gerektiğine dikkat çeken Arslan, “Bu soruların yanıtını aramak gazetecinin işi. Örneğin sorumluluğu olanları yayına çıkarmak, onlara hem söz hakkı vermek hem de kamu adına soru sormak gazeteciliğin bir parçası. Bunlar yapılmadığı zaman ekranın duygu seli içinde, yüksek tondan ajitasyon yapılan bir yere dönüşmesi kaçınılmaz” diyor.

     

    CNN Türk muhabiri Ceylan Sever’in canlı yayın esnasında ağlamasını değerlendiren Arslan, Sever’in daha önce sunumlarını izlediğini ve kendisinin soğuk kanlı bir muhabir olduğunu düşünüyor:

    “Gazeteciler bu tür travmatik olayları haberleştirirken yorulabilirler ve duygusal olarak çökebilirler. Bir yakınını depremde kaybetmiş olabilir. Hiçbir şey olmasa bile sadece gördükleri nedeniyle duygusal bir çöküş yaşayabilir.”

    “Muhabirin yorulduğunu söyleyecek iş güvencesi olmalı”

    Gazetecilerin editörleri tarafından ara ara kontrol edilmesi gerektiğine dikkat çeken Arslan, “Muhabire iyi olup olmadığı, haber sunumuna devam edip edemeyeceği sorulmalı. Bunun karşılığında muhabir duygusal olarak çöktüğünde devam edemeyeceğini söyleyebilmeli. Ancak muhabir bunu söyleyebilecek güvenceyi hissetmeli. İşinden olmayacağını, herhangi bir mobinge uğramayacağını ve görünür ya da görünmez herhangi şekilde mesleki açıdan cezalandırılmayacağını bilmeli. Bunlar işimizin bir parçası,” diye konuşuyor.

    “İnsan ağlamaya başlayınca yayına devam edilmez”

    Muhabir canlı yayında ağlarsa stüdyodaki sunucunun, sunucu ağlarsa yönetmenin müdahale etmesi gerektiğine dikkat çeken Arslan, “Hiç kimse müdahil olmuyorsa bunun reyting kaygısıyla yapılmış, duyguların sömürüldüğü bir program olduğu düşünülür. Bu olay özelinden ben kabahati biraz da yönetmende buluyorum. İnsanlar ağlamaya başlayınca ağlamaya devam etmelerine izin vermemek lazım. Zaten stüdyodaki sunucu Semiha Şahin ‘arkadaşlar bana yardım edin’ dedi,” diyerek sözlerini tamamlıyor. 

    Seda Karatabanoğlu
    İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu. Gazeteciliğe Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak başladı. Ardından çeşitli internet sitelerinde editörlük yaptı. Serbest gazetecilik yapmakta.

      Yorum

      "Yorum kapalı"