Ne Okuyoruz

Çin’in kontrol çabası, Le Monde’un editoryal bağımsızlığı, iş modellerinin matematiği

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bu hafta “Ne Okuduk” bölümümüzde iş modelleri ve ekonomi önemli bir bölümü oluşturuyor. ABD’de bir diğer girişimin kapanması ve Le Monde gazetecilerinin hisselerini satın almak isteyen milyardere karşı mücadelesi öne çıkan başlıklardan.

“Haftanın Odağı” ise Çin’in elindeki ekonomik gücü kullanarak dünyadaki bilgi akışını ve diyaloğu kontrol etme çabası. Her ne kadar doğrudan medya alanını ilgilendirmiyor gibi görünse de, dolaylı olarak bizleri de etkileyen ve takipte olmamız gereken bir konu.

Bu arada NLTR Akademi başvuruları hâlâ devam ediyor. Son başvuru tarihi 20 Ekim, eğer katılmak istiyorsanız geç kalmadan başvurunuzu gönderin.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu hafta ne okuduk?

SPLINTER DA KAPANDI: 2019, özellikle ABD’deki yeni nesil haber odalarının birer birer kapandığı yıl olarak anılacak gibi görünüyor. Pacific Standard, Into, Broadly, ThinkProgress gibi yayınların ardından geçtiğimiz hafta içerisinde Splinter’ın da kapanacağı öğrenildi.

G/O Media’nın bir parçası olan Splinter, 2016 sonlarında Fusion’ın politikaya odaklanma planıyla yeniden yapılanmasının sonucunda ortaya çıkmıştı ve özellikle ABD’deki 2020 seçimleri için büyük bir hazırlık içerisindeydi. Bu süreçte de birçok okurun sevdiği işler yayınladı. Fakat bu iyi gazetecilik şirket yönetimine yetmemiş olacak ki, “yeterince çok okur toplayamadığı” için Splinter’ın kapatılmasına karar verilmiş. 

Bu haberin daha iç karartıcı boyutu ise, yönetimin içeride bu haberi duyururken ilettiği bir not. Yönetim, Splinter’ın ve diğer G/O Media yayınlarının hiçbir şekilde bu kapanma haberi hakkında yazmamasını ve konuşmamasını istemiş. Nasıl bir tepki geleceğinden bu kadar emin olup da buna rağmen bunu sürdürmeleri ve üzerine gazetecilerini susturmaya çalışmaları da aslında sektörün içinde bulunduğu ekonomik duruma dair güzel bir özet.

DOĞRULAMACILAR DEEPFAKE YAPARSA: Artık bir ülkede seçimlerin yaklaşması, doğrulamacılar için ek mesai anlamına geliyor. Şu sıralar bu mesaiyi yapanlarsa Arjantinliler. Fakat Arjantin’de doğrulamacılar ilginç bir yol izlemeyi tercih etmiş.

Ülkedeki reklamcılarla yaptıkları ortak kampanyada, 1 dakikalık bir videoda “deepfake” teknolojisi ile seçimdeki büyük adaylara oldukça eğlenceli şeyler ve bir yandan da yanlış bilginin yaygınlığına dair insanları bilgilendiren bir konuşma yaptırdıkları video ile halkı bilinçlendirmeyi amaçlamışlar. Ülkedeki birçok televizyon kanalında yayınlanan bu reklam ile daha çok insana ulaşabilmeyi de hedefliyorlar. Bu çabanın ne kadar etkili olacağını kestirmek zor ama kesinlikle yaratıcı bir yöntem.

LE MONDE GAZETECİLERİ BAĞIMSIZLIKLARINI KORUYOR: Le Monde Fransa’nın en büyük gazetelerinden biri olmanın yanı sıra, editoryal bağımsızlık anlamında da gazeteciliğin en güçlü örneklerinden birisiydi. 2010 yılındaki krize kadar, ekip gazetenin hisselerinin bir kısmını kontrol ediyordu ve sonrasında da bağımsızlıklarını korumaya devam ettiler.

Ne var ki geçtiğimiz yıl içerisinde yaşanan kimi gelişmeler bu bağımsızlığı riske attı. Çek milyarder Daniel Kretinsky Fransa’daki birkaç yayının ardından Le Monde’un da bir kısım hissesini satın aldı. Bunun risk yaratmasının sebebi ise Kretinsky’nin geçmişte aldığı yayınlara sert müdahaleler yapıp yayın politikalarını bile değiştirecek değişimlere zorlamasıydı.

Fakat Le Monde ekibi bu konuda aylar süren sert bir mücadelenin ardından önemli bir zafer kazandı. Yönetime imzalattıkları yeni anlaşmaya göre eğer Le Monde ekibi şirketin çoğunluk hisselerini satın alacak kişiyi beğenmezse bu satışı altı aylığına veto edip yerine başka bir alıcı bulma hakkına sahip. Bu sayede Le Monde gazetecileri kendilerine ve bağımsızlıklarına zarar vereceğini düşündükleri birinin gazeteyi satın almasının önüne geçebilecek. 

İŞ MODELİNİN MATEMATİĞİNİ ANLAMAK: Dijital haber odaları için en büyük zorluklardan birisi, seçilen iş modelinin rakamlara nasıl döküleceğini anlamak. Çoğu yayın için bu hesapları yapmak zahmetli ve tam olarak kestirmesi zor bir süreç fakat seçeceğiniz yolu belirlemede büyük bir önem taşıyor.

İlginizi çekebilir:  Trump haberlerinin zararları, Patreon, gazeteciliğin değişimi

Matt Skibinsky bu konuyla ilgili kapsamlı bir yazı yazmış ve bu hesabı nasıl yapabileceğiniz konusunda da yol göstermiş. Birçok farklı modeli ve bunları nasıl karşılaştırabileceğinizi anlatan yazıda ayrıca kimi örnekler de mevcut. Eğer iş modeliniz üzerine plan yapıyorsanız mutlaka bu yazıyı incelemenizi öneririm.

KISA KISA: Teknoloji gazetecileri “Zuck kötü”den daha fazlasını söylemeli.

Kolombiya’da doğrulamacıların çalışması istihbarat şefini istifaya mecbur bıraktı.

Brezilya’da yerel gazetecilerin üzerindeki ekonomik baskı, devletin medyayı kontrolünü kolaylaştırıyor.

Patreon, sanatçılar ve yaratıcı mesleklerden insanlar için dijital bir zirve düzenliyor.

Araştırmalar, Facebook’ta beğenileri gizlemenin yanlış bilgiyi azaltıp kaliteyi artıracağını gösteriyor.

Quartz’ın genel yayın yönetmeni, yönetim değişikliğinin bir parçası olarak görevinden ayrıldı.

Haftanın odağı: Çin’in internetteki kontrol gücü

Çin denildiğinde akla ilk gelen şeylerden birisi ülkedeki interneti ve genel olarak bilgi akışını nasıl sert bir şekilde kontrol edebildikleri. “Great Firewall of China” olarak da bilinen Çin’in büyük sansür mekanizması, Çin’deki internet kullanıcılarının neleri görüp göremeyeceğini çok katı bir şekilde kontrol ediyor.

Bu kontrolden en büyük payı alanlar da büyük sosyal medya platformları ve uluslararası gazeteler. Facebook, Twitter ve Reddit gibi platformlara erişimin engelli olmasının yanında, Çin’deki internet kullanıcıları dünya genelinde yayın yapan The New York Times, BBC, The Guardian gibi birçok yayını da Çin’den okumanız mümkün değil.

Çin hükümetine sadece kendi ülkelerini kontrol etmek de yetmiyor. Aynı zamanda dünyanın geri kalanında da haklarında söylenenleri kontrol etmek ve hoşlarına gitmeyenleri susturmak için büyük çaba harcıyor. Bu çabanın sonuçları ise geçtiğimiz hafta birçok farklı örneğini gördüğümüz ilginç haberlere sebep oluyor.

Bir hafta içerisinde Çin NBA’yi, Apple’ı, Activision-Blizzard’ı ve Google’ı kullanarak Hong Kong hakkında kimsenin konuşmaması için uğraştı. NBA’de Houston Rockets takımının yöneticisi Hong Kong protestolarını desteklediği için neredeyse işinden oluyordu. Blizzard’ın oyunlarından birisi olan Hearthstone turnuvası sonrası röportajında Hong Kong protestolarını destekleyen Chung “blitzchung” Ng Wai altı ay boyunca turnuvalardan men edildi ve neredeyse ödül parasını alamıyordu. Apple ise Çin’deki iPhone’lardan Tibet bayrağı emojisini, Hong Kong’da insanların biber gazı ve polisten kaçınmak için kullandığı harita uygulamasını ve Quartz’ın uygulamasını kaldırmaya zorlandı. Google ise Hong Kong protestolarına dair bir indie mobil oyunu Google Play Store’dan kaldırdı.

Çin her ne kadar bunların “Çin halkının duygularını incittiğini” söylese de, Blizzard gibi firmalar aldıkları kararda Çin’in etkisi olmadığını iddia etse de bunların doğru olmadığını herkes biliyor. Elbette Çin’in bu kadar büyük bir etkiye sahip olmasının altında çok tanıdık bir şey var: para.

Yukarıda adı geçen kurumların (ve daha birçok başka kurumun) Çin konusunda hassas davranmasının altında Çin’in bir pazar olarak önemli olması ya da Çin merkezli firmalardan büyük yatırımlar alıyor olmaları geliyor. Yani bir noktada Çin, dünyanın geri kalanı üzerindeki etkisini satın alıyor. Çin merkezli şirketlerin ve yatırımcıların dünyanın geri kalanında giderek daha fazla etkiye sahip olması da, bu durumun ileride de devam edeceğinin bir işareti.

Gazetecilik ve medya sektörünün de bu durumdan yakın zaman içerisinde daha fazla etkilenme ihtimali var. Özellikle Çin merkezli yatırımların dünya genelinde giderek çeşitleniyor olmasını ve medya sektöründe satın almaların nasıl politik yönleri de olabileceğinin birçok örneğini (en yakın örneğini yukarıdaki Le Monde haberinde görebilirsiniz) hemen her gün görüyor olmamız, bu konuda sektörü daha dikkatli olmaya zorluyor. 

Medyada sahiplik ilişkileri hep sıkıntılı ve birçok anlamda dikkatli olmayı gerektiren bir konu. Geçtiğimiz hafta boyunca Çin tarafından gelen bu haberler de bunun uluslararası boyutu üzerine düşünmek ve medyanın kendisini bu gibi baskılardan korumak için neler yapabileceğine dair kafa yormak için önemli bir fırsat.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

The Guardian uzun videolarının sayısını ikiye katladıktan sonra YouTube’da 1 milyon aboneye ulaştı

Önceki içerik

Başarılı bir gazetecilik girişiminin liderinde olması gereken nitelikler

Sonraki içerik