Ne Okuyoruz

Bilimkurguda gazeteciler, fixer sorunu, Deepfakes yasası

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

“Ne Okuduk” bölümünde yine birçok farklı konuyu ele aldım. Basının dünya genelinde yaşadığı ekonomik sıkıntıların yeni dalgalarından “fixer”ların özellikle Batılı olmayan ülkelerde yaşadıkları sorunlara kadar birçok başlığı bu haftanın derlemesinde bulabilirsiniz.

“Haftanın Odağı”nda ise bu yaz günlerine uygun olacağını düşündüğüm bir derleme var, gazetecilerin ön planda olduğu bilimkurgu eserler. Hem yeni okumalar arayanlar hem de gazeteciliğe dair farklı bir perspektif peşinde olanlar için faydalı olacağını düşündüğüm bir derleme oldu.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu hafta ne okuduk?

KRİZ DEVAM EDİYOR: Gazetecilik ve medya sektöründe özellikle geçtiğimiz ocak ayında kendisini sert bir şekilde göstermeye başlayan kriz, her ne kadar işten çıkarma ve küçülme haberleri azalmış gibi görünse de, aslında tüm gücüyle devam ediyor. Özellikle dijital medyanın daha büyük ve etkili olduğu ABD ve Avrupa ülkelerinde bunu daha net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz.

Geçtiğimiz hafta da, ocak ayından bu yana geçirilen en sert haftalardan birisi oldu. The Intercept’in kurucusu olan First Look Media, çatısı altındaki Topic’i kapatıp ekibindeki 9 kişinin altısının işine son verdi ve yine yayınlarından birisi olan The Nib’in bütçesini kesti. Ohio, ABD’deki Youngstown kasabasının tek gazetesi olan The Vindicator da ağustos ayında kapanacağını duyurdu, bu da 65.000 nüfuslu bir şehrin gazetesiz kalması anlamına geliyor. New Orleans’ta iki yerel gazete birleşerek 161 gazete çalışanının işsiz kalmasına sebep oldu. Son olarak Quartz da küçülmeye gidenler arasında. 2019 başındaki işten çıkarmalar ile toplamda %10’luk bir küçülme yaşadı.

Tüm bunlar yıl başındaki küçülme akımıyla birleşince sektör açısından korkutucu bir tablo ortaya çıkıyor. Yalnızca ocak ve mayıs ayları arasında ABD merkezli kurumlarda 3000’den fazla medya ve gazete çalışanı işsiz kalmış durumda. Böyle yüksek seviyeler en son 2009’da yaşanan büyük krizde görülmüştü.

“FIXER” KAVRAMININ SORUNU: Gazetecilerin, çoğunlukla da Batılı ülkelerden dünyanın geri kalanına haber yapmak için giden gazetecilere, yol gösteren, tanımadığı bir yerde ona yardımcı olan ve bağlantılar bulmasını sağlayan kişilere “fixer” deniyor. “Fixer”lık ciddi bir meslek olduğu gibi içerisinde ciddi sorunları da barındırıyor.

Priyanka Borpujari’nin kaleme aldığı yazı, “fixer” kavramının altındaki sorunları ve özellikle ABD veya Avrupa’dan gelen gazetecilerin gittikleri ülkelerin önemli gazetecilerine birer “fixer” muamelesi yaparak onların emeklerini ve meslekteki yerlerini küçümsemelerini ele alıyor. Coğrafya temelli bir yukarıdan bakmanın ve hatta geldiği ülke sebebiyle kendisini daha iyi görmenin o ülkede yaşayıp çalışan gazeteciler ile dışarıdan gelenler arasında nasıl sorunlu bir ilişki yarattığını çok iyi bir şekilde özetliyor.

TEYİTÇİLERE KİM GÜVENİYOR?: Doğrulama ve teyit platformlarının en büyük sıkıntısı toplumun her kesimine ulaşabilmek ve onların güvenini kazanabilmek. Ama özellikle politikacılar tarafından beslenen kutuplaşma ve insanların basına olan güvenindeki azalma, bunu zorlaştırıyor. Kimi zaman bu kurumların şeffaflığı ve dürüstlüğü bile bunu kırmak için yeterli olmayabiliyor.

Pew tarafından ABD’de yapılan bir araştırma da bunu bizlere gösteriyor. Araştırmanın sonuçlarına göre Amerikalılar teyitçilerin tarafsız olup olmadığı konusunda neredeyse ikiye bölünmüş durumda. Özellikle Cumhuriyetçi partinin destekçisi olduğunu söyleyenlerin yüzde 70’i teyit ve doğrulama platformlarının taraflı olduğuna inanıyor.

Aynı araştırma Amerikalıların yüzde 72’sinin basının taraflı olduğuna inandığı sonucuna ulaşmış. Her ne kadar teyit platformlarının durumu genel olarak daha iyi görünse de, yine de yüzde 48’lik bir güven sorunu amacı tarafsızlık olan kurumlar için bir sıkıntı olarak değerlendirilebilir.

İlginizi çekebilir:  YouTube'da gazetecilik, Avustralya'da basın özgürlüğü, zamansız içerikler

SİSTEMİN BİR PARÇASI OLARAK BÜLTENLER: Dijital yayıncılıkta tekrar popülerleşen bir alan hâline gelen eposta bültenleri yayınlarının bir parçası hâline getirmeye çalışan birçok kurum var. En önemli nokta, bunun okurun gerçekten işine yarayacak şekilde nasıl yapılabileceğini bulmak.

The Economist bu konuda bültenleri yayının daha organik ve özgün bir parçası gibi görerek hazırlamayı tercih edenlerden. Economist yakın zamanda en sık takip edilen iki bülteninde önemli tasarım ve içerik değişiklikleri yaptı. Bülteni yayının tamamlayıcı bir parçası gibi görerek bu değişime gitmenin faydasını görüyor, bültenler üzerinden diğer yayınlara giden okur sayısında şimdiden bir artış gözlemlemeye başlamış. 

Görünen o ki, diğer yayınlardaki işlerinizi kuru bir şekilde paylaşmak yerine her parçaya ayrı bir özen göstermek ve tüm bunları bir sistem olarak düşünmek, okurlara ulaşabilmek adına önemli.

“DEEPFAKES” YASALARLA DURDURULABİLİR Mİ?: “Fake news” tartışmaları ilk başladığında tanık olduğumuz bir akımın benzerini, şu anda moda olan yeni kavramımız “deepfakes” ile de görmeye başladık. Hükümetlerin hemen her soruna karşı yasaklar ve cezalarla çözüm bulabileceğini düşünmesi ve bunların yaratabileceği yan etkileri hiç hesaba katmaması da sanırım bu döngüyü tekrarlayıp durmamızdaki en büyük etken.

Bahsettiğim örnek ABD’den. “Deepfakes” konusunun giderek popülerleşmesi üzerine, bir grup politikacı “deepfakes” üretimini ve paylaşımını yasaklayacak ve gerçek olmadığını belirten bir “watermark” ile paylaşılmamasını suça çevirecek bir yasa önerisi sundu. Fazlasıyla sorunlu ve tanımları bulanık olan bu yasanın tam olarak nasıl işleyeceği, neleri kapsayacağı ve nasıl bir yaptırım uygulayacağı konusunda ciddi kafa karışıklıkları var. Özellikle tanım sıkıntısı ve “watermark” zorunluluğu ifade özgürlüğü açısından da ciddi sorunları beraberinde getiriyor. 

Her ne kadar yasanın kabul edilip edilmeyeceği konusu belirsiz olsa da, tıpkı “fake news” örneğinde olduğu gibi dünya genelinde oldukça sıkıntılı bir akımı başlatma ihtimaline de dikkat çekmek gerek.

Haftanın odağı: Bilimkurguda gazeteciler

Bilimkurgu her türlü sorunu ve konuyu özgürce ele alıp günümüzde konuştuğumuz meseleleri zihin açıcı bir perspektiften görmemize yardımcı olabilen bir edebiyat türü. Belki de bu sebeple George Orwell, Frank Herbert, Bruce Sterling, H. G. Wells, Laurie Penny ve Terry Pratchett gibi birçok isim hem gazeteci hem de bilimkurgu yazarı.

Bilimkurgunun medyayı ve gazetecileri ele aldığı örnekleri de bizim için oldukça faydalı olabilir. Bültende çoğu zaman gazeteciliğin geleceğini konuşurken günümüzden bakıyoruz fakat gelecekten bir gazetecilik bakış açısı ile bunu düşünmek çok daha farklı noktaları konuşmaya başlamamızı sağlayabilir. Ya da hiç deneyimleyemeyeceğimiz koşullarda bir gazeteciliğin nasıl sorunları olabileceğini görmek, günümüz koşullarına da daha yaratıcı yaklaşmamıza yardımcı olabilir.

Bu yüzden bu haftanın odağına bilimkurgu eserlerde başrolü oynayan gazetecileri aldık. Elbette listeye almadığımız veya gazetecilerin yan karakter olduğu birçok örnek de var ama okuma listesini de kısa tutmak adına böyle kısa bir derlemeyi tercih ettim. Ayrıca konuyla ilgili oldukça faydalı bir makale de listenin sonunda yerini aldı. Sıcak yaz günlerinde şimdiden iyi okumalar.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü, yazar, gazeteci ve çevirmen. Felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu üzerine çalışıyor. Yazılarının yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Journo, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Eski alışkanlıklardan vazgeçip çalışma düzeninizi değiştirmenizin vakti geldi: Trello

Önceki içerik

R ekosisteminde veri setleri nasıl birleştirilir?

Sonraki içerik