Ne Okuyoruz

Akıllı asistan Beeb, dijital medyanın savunmasız koşulları, tarafsızlık tartışması

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

Bu hafta “Ne Okuduk” bölümünde hafta boyunca dünyada yeni medya ve gazetecilik alanında gündem olan başlıkları özetledim. “1619 Project” için oluşan kuyruk, BBC’in akıllı asistanı ve tarafsızlık meselesi bunlardan birkaçı.

“Haftanın Odağı” ise Gawker olarak başlayan ve artık G/O Media olarak andığımız grubun hikâyesi. 2016 yılından bu yana bu medya grubunun yaşadıkları, dijital yayıncılığın içerisinde bulunduğu hassas koşullar hakkında birçok önemli noktayı görmemizi sağlıyor.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet A. Sabancı

Bu Hafta Ne Okuduk?

BBC ÖZEL BİR AKILLI ASİSTAN GELİŞTİRİYOR: Akıllı asistanlar ve teknoloji ile ses ile kullanılabilen teknolojiler giderek yaygınlaşıyor ve hemen her büyük şirket bir şekilde bu piyasada yer edinmeye çalışıyor. Medya kurumlarının çoğu için bu alanda barınmanın yolu Amazon, Google ya da Apple gibi şirketlerin ürettikleri sistemlere entegre olmaktan geçiyor. Bu da gazetecilerin bu şirketlere bağımlı oldukları yeni bir alan anlamına gelebiliyor.

Ne var ki BBC farklı bir yol izlemeyi tercih etmiş. “Beeb” isimli akıllı asistan tamamen BBC ekibi tarafından geliştiriliyor ve BBC’nin tüm dijital uygulamaları ve platformlarına entegre bir şekilde çalışacak. Ana odağı BBC’nin platformlarında ses ile etkileşimi artırmak ve özel içerik üretimini sağlamak olan bu sistemi isteyen diğer geliştiriciler de kendi akıllı asistan cihazlarına entegre edebilecek. Ayrıca BBC asistanı ülkedeki herkes için erişilebilir kılmak adına tüm diyalektleri de asistana öğretiyor.

Beeb, birçok anlamda bir medya kurumunun nasıl teknoloji geliştirmesi gerektiğini bizlere gösteren bir örnek. Kurum her türlü kontrolü kendi elinde tutuyor ve başkalarının yapacağı sürprizlerle uğraşmak yerine kendi istek ve ihtiyaçlarına göre geliştirme şansına sahip. Aynı zamanda herkes için erişilebilir kılmak adına da önemli bir çaba sarf ediliyor. Bunların hepsi olması gereken ama başkalarının teknolojilerini temel aldığınızda yapamayacağınız şeyler.

“1619 PROJECT” KUYRUĞA SEBEP OLDU: İki hafta önceki sayımızda The New York Times Magazine’in ABD’de köleliği ele alan 1619 Project özel sayısından ve bunun öneminden bahsetmiştim. Geçtiğimiz haftalarda bu proje yalnızca büyük bir ilgi toplamakla kalmadı, NYT ofisinin önünde kuyruğa sebep oldu.

Özel sayının baskısı tükendi ve yeni baskıları çıkartılacak. Hatta bir bağış bütçesi ile NYT 29 Ağustos’ta bu sayının bir miktarını ofisin önünde ücretsiz olarak dağıttı. Derginin daha çok insana ulaşması için yapılan bu özel hareket, NYT binasının önünde insanların kuyruk oluşturmasına ve sosyal medyada birbirlerine haber vererek ufak bir seferberlik yaratmalarına neden oldu. Buna yetişemeyenler ise yeni baskıyı beklemek ile ebay’de 100 dolar verip vermemek arasında kararsız kalmış durumda.

Böyle önemli bir projenin bu derecede bir ilgi görmesi çok güzel. Bence bu aynı zamanda “Basılı yayın ölüyor mu?” tartışmalarına da farklı bir boyut getiriyor. Gördüğümüz gibi eğer gerçekten kaliteli ve özel bir şey üretebiliyorsanız, insanların bir dergi için kuyruk olmasını sağlamak hâlâ mümkün.

SORUN TARAFLI OLMAK DEĞİL, ADINI KOYMAMAK: Gazetecilik üzerine en sık tartışılan konulardan birisi gazetecilerin taraflı olup olmaması gerektiği. Bu tartışmadaki en büyük sıkıntı ise taraflı olmakla neyi kastettiğimiz ve gazetecilikte taraflı olmanın ne anlama geldiğini tam olarak bilmememiz.

Bill Adair, Columbia Journalism Review için kaleme aldığı yazısında bu sorunu kapsamlı bir şekilde işlemiş ve aslında sorunun gazetecinin taraflı olup olmaması değil, bunun açık bir şekilde dile getirilmemesi olduğunu anlatmış. Adair, tamamen veri odaklı veya bir olayı aktaran objektif haberler gibi tamamen tarafsız işler ve fikir yazıları gibi tamamen bir fikri desteklemek odaklı işler dışında diğer tüm gazetecilik işlerinin tarafsızlık anlamında ikisinin arasında bir yere düştüğünü ve bunun aksinin zaten mümkün olmadığını söylüyor. 

Bu noktada da ihtiyacımız olan aslında tarafsızlık veya tarafsız görünmek için zorlamak değil, bu konuda açık ve dürüst olmak. Bunu başarmanın yolu ise farklı haber ve gazetecilik türlerinin ne olduğu ve nasıl süreçleri kapsadığı konusunda okura daha açık olabilmek.

SANDERS’IN GAZETECİLERLE İLİŞKİSİ: Politikacıların gazetecilerle ve medya ile olan ilişkisi sürekli ele alınan ve bu alanda çalışan hemen herkesin konuştuğu konulardan birisi. ABD’de yaklaşan seçimlerle birlikte birçok aday adayının da bu alandaki ilişkileri gündemde sık sık yer alıyor. Bu konuda en ilgi çekici ve tartışmalı ilişkiye sahip olanlardan birisi de Bernie Sanders.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Sanders’ın sağlık borçları yüzünden yılda yarım milyon Amerikalının iflasa sürüklendiği iddiası The Washington Post tarafından sorgulanmış ve “büyük anlamda yanlış” olduğu yazılmıştı. Fakat Rolling Stones dergisinden Tim Dickinson bu doğrulamayı ele alıp aslında iddiayı yalanlayan hiçbir delil olmadığını, kaynak olan akademik çalışmanın Sanders’ın iddiasını doğruladığını ve buradaki yanlış olduğu söyleminin kasıtlı olabileceğini iddia etti. Bunun üzerine devam eden tartışmalarda hiçbir ilerleme veya The Washington Post tarafından bir düzeltme olmasa da, doğrulama taktiklerinin politik amaçla kullanımı konusu tekrar gündeme taşındı.

İlginizi çekebilir:  Çevrim içi haberin tanımı, gonzo gazetecilik, Facebook ve Alman basını

Bu olaydan birkaç gün önce, Sanders Columbia Journalism Review için yazdığı özel köşe yazısında gazetecileri ve gazeteciliği korumak için nasıl planları olduğunu anlattı. Bu konuda kapsamlı bir açıklama yapan ve gazeteciliğin önemi ve bağımsızlığının korunması gerektiğini vurgulayan nadir adaylardan biri olması, gazetecilerin hakkında daha fazla konuşmasını beraberinde getirdi. Fakat, büyük şirketlerin gazeteleri kontrolünün zararlarından bahsetmesi ve özellikle Jeff Bezos’u (The Washington Post’un ve Amazon’un sahibi) ismen anması, birçok gazetecinin bu iki olay arasında bir ilişki olabilir mi diye sormasına da sebep oldu.

Kesin olan bir şey varsa, bu tartışmaların (özellikle de ABD’de seçimler yaklaştıkça) daha da büyüyeceği. Özellikle de politikacılar ve gazeteciler arasındaki ilişkinin neredeyse dünyanın her yerinde tartışma konusu olmaya başladığını düşünecek olursak, bu konuları daha çok konuşacağız gibi görünüyor.

BİLİMSEL KANITLARI DOĞRU HABERLEŞTİRMEK: Bilimsel araştırmaların sonuçlarını ele alan haberler yazmak her ne kadar kolay görünse de, aslında gazetecilerin en sık hata yaptıkları ve birçok sorunla karşılaştıkları alanlardan birisi. Bunun altında yatan en önemli sebeplerden birisi de, gazetecilerin araştırmalarda elde edilen sonuçları ve kanıtları tam olarak anlayıp habere aktaramamaları.

Peter Cunliffe-Jones, en son çalışmalarını anlattığı yazısında farklı kanıt ve verilerin nasıl farklı anlamlara gelebildiğini, bilimsel bir çalışmayı haberleştirirken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ve gazetecilerin en sık nerelerde hata yaptıklarını kapsamlı bir şekilde özetlemiş. Bu hataların başında da gazetecilerin bilimsel çalışmaları haberleştirirken en temel noktalara bakmayı unutmalarının geldiğini söylüyor: iddiaların kaynağı, metodoloji ve çalışmayı kimin fonladığı gibi.

Haftanın Odağı: Gawker ve G/O Media’nın Öğrettikleri

Gawker ve çatısı altındaki yayınların yıllar içerisinde yaşadıkları, sektördeki herkes için dijital medyanın ne kadar savunmasız olduğunu gösteren karanlık bir tecrübeydi. 2016’da, kendisi hakkında yapılan bir haber üzerine dava açan Amerikan güreşçisi Hulk Hogan; PayPal ve Palantir’in kurucularından olan ve özellikle Trump’a desteğiyle de bilinen Peter Thiel’in davaya yaptığı maddi destek ile davayı kazandı ve Gawker grubunu iflas etmeye zorladı. Bu süreçte birçok gazeteci Thiel’in bu desteğinin arkasında zamanında Gawker’ın kendisi hakkında yaptığı haberler olduğunu da yazmıştı.

Dava ile gelen iflas ardından grubu satın alan ve adını Gizmodo Media Group’a çeviren Univision’ın grubu bir özel sermaye şirketi olan Great Hill Partners’a satması ve adının tekrar değişerek G/O Media’ya dönüşmesiyle başlayan süreç, dijital medya ve büyük sermaye ilişkilerinin ne kadar zehirleyici olabileceğini ve bir dijital medya grubunun nasıl yönetilmemesi gerektiğini gösterdi. Bunları doğrudan görebilmemizi ise G/O Media çatısı altındaki Deadspin’in eski genel yayın yönetmeni olan Megan Greenwell’in ve Deadspin muhabiri Laura Wagner’ın yazdığı iki habere borçluyuz. 

Laura Wagner oldukça kapsamlı bir şekilde yazdığı haberinde yeni yönetim ile mevcut sistemin nasıl değiştirilmeye çalışıldığını, yönetimin nasıl CEO’nun arkadaşları ile doldurulduğunu, üretilen içeriklerin nasıl kontrol edilmeye çalışıldığını ve daha birçok kötü ve agresif yönetim pratiklerinin uygulamaya geçirildiğini anlatıyor. Yönetim bu haberin yayınlanmasını engellemek için de uğraşmış, fakat editörlerin ve sendikanın mücadelesi ile haber kurtarılmış. Megan Greenwell ise tüm bu yönetim pratiklerinin ve sorunlu yaklaşımın altında yatan sebepleri kapsamlı bir şekilde anlatıyor. Bir tür veda yazısı diyebileceğimiz bu yazıda değindiği bir nokta ise çok önemli. Tüm bu sorunların altında, şirket sahibi zenginlerin her şeyi bildiğini zannetmesinin ve bu sektörün içerisindeki insanların tecrübelerini ve birikimini hiçe saymasının yattığını söylüyor Greenwell. Kısa sürede para kazanıp tekrar satmak uğruna bu yayınları alıp onları değerli ve kazançlı kılan her şeyi çöpe atmalarının altında yatan sebep de bu diyor.

Gawker ile başlayan ve şu anda G/O Media olarak andığımız grubun yaşadıkları, aslında dijital medyadaki kurumların ne kadar savunmasız olduğunun kanıtı. Yaşadıkları süreç hem gazeteciliğin hem de genel olarak dijital yayıncılığın para ve güç sahibi olanlara karşı kendisini koruyacak ve gazeteciliği güçlendirecek mekanizmalara ihtiyacı olduğunu bizlere gösteriyor. Çünkü bu yapılamadığında hızlı para için elden ele dolaştırılan içi boş ürünlerden ibaret kalabiliyoruz.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü ve yayın kurulu üyesi. Serbest yazar ve araştırmacı. Çalıştığı alanlar içerisinde felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, medya çalışmaları, medya trendleri, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu bulunuyor. Yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.

Gelir modellerinde yeni taktik: Diğer medya şirketlerine yazılım satmak

Önceki içerik

Gazeteciler için altı ücretsiz dijital araç

Sonraki içerik