Ne Okuyoruz

21. Yüzyılın haberleri, insan-robot dayanışması, sızıntı gazeteciliği

0

NewsLabTurkey Ne Okuyor’dan Herkese Merhaba!

“Bu Hafta Ne Okuduk?” bölümünde ağırlıkla yeniliklerden ve gazeteciliğin yeni koşullar içerisinde geçirdiği değişim üzerine haberlerden bahsediyoruz. Bunların arasında değişen haber başlıkları, farklı hikâye anlatım yolları ve insanlarla robotların haber odasındaki birliği gibi konular var. Dünyanın her noktasında ve hayatımızın her alanında yaşadığımız değişimler işimize de birçok farklı yönden yansıyor ve bunları takip etmek her zaman kolay olmuyor. Bu yüzden umuyoruz ki bu derlemelerimiz size yardımcı oluyordur.

“Haftanın Odağı”nda ise sızıntı gazeteciliği var. ABD’nin Wikileaks’e ve Julian Assange’a dava açma çabasının tekrar gündeme gelmesiyle birlikte sızıntı gazeteciliği de konuşulan başlıklardan birisi oldu. Herkesin bu konuya farklı bir bakışı var elbette. Kimisi bir ihtiyaç ve gazeteciliğin olmazsa olmazı olarak görürken, kimisi de bu sırların sır olarak kalması gerektiğinden yana. Bu yüzden bu haftanın odağında bunlara dair konuşurken sizlere hem tarihten hem de günümüz teknolojilerinin yardımıyla farklı şekillerde gerçekleşen sızıntı gazeteciliği işlerinden önemli örnekleri derledik.

Şimdilik benden bu kadar. Görüş ve önerilerinizi her zaman bekliyoruz.

Haftaya görüşmek üzere!

 —Ahmet A. Sabancı

Bu Hafta Ne Okuduk?

HABER ODALARI 21. YÜZYILI NASIL ELE ALIYOR?: İçinde bulunduğumuz yüzyılda teknolojinin geçirdiği değişim hayatımızın her alanına yansıyor. Yeni teknolojik gelişmeler gündelik hayatımızdan ekonomiye ve siyasete kadar birçok konuda etkisini gösteriyor. Bu da gazetecilerin bu konuları daha ciddi bir şekilde ele almasını ve bundan birkaç on yıl önce alanlarında adı bile olmayan konular hakkında haber yapmalarını gerekli kılıyor. Bu başlıkların arasında uzay, blockchain, yanlış bilgi ve emeğin geleceği (otomasyon ve emek ilişkisi) var.

Axios, bu konuya dikkat çekmek adına bu yeni teknolojiler ve sorunlar üzerine hangi yayın kurumlarının nasıl değişikliklere gittiğini derlemiş. Örneğin, ekonomi odaklı Quartz, Forbes ve Business Insider blockchain ve emeğin geleceği konusuna özel olarak odaklanıyor ve bu başlıklara ciddi bir alan ayırıyor. Diğer yandan hem ekonomi hem de politikayı birlikte ele alan New York Times, Axios ve The Information gibi yayınlar otomasyonun hem emek hem de taşımacılık alanlarındaki yansımalarına ve bunların politika üretimindeki yansımalarına odaklanıyor. CNN, BuzzFeed ve NBC gibi yayınlarsa yanlış bilgi konusuna odaklanan özel bölümler üretiyor ve hepsi bu alanda uzman muhabirleri ve gazetecileri işe almaya çalışıyor.

Hayatımızda yaşanan bu değişimlerin gazeteciliğe yansımalarını görmemiz oldukça doğal gelebilir. Fakat çoğu zaman bu konuların ayrı bir uzmanlık ve alanın jargonuna hâkimlik gerektirdiği unutuluyor ve bu da her ne kadar bu konularda haber yapılsa da, bu haberlerin bilgilendirmeden uzak ya da eksik olmasına neden oluyor. Diğer yayınların bu yeni konulara nasıl yaklaştığını incelemek, doğru yaklaşımın nasıl olabileceği konusunda bir fikir verecektir.

BİR OKUR KAÇ GAZETEYE ABONE OLABİLİR?: Gazetelerin ve dergilerin dijitalde temel gelirlerini reklam üzerinden elde etme çabaları hepimizin tecrübe ettiği üzere çok başarılı olmadı. Bunun ardından şu sıralar en çok tercih edilen yöntem abonelik sistemleri kurmak. Ancak burada da başka bir sorunla karşılaşıyoruz. Bir okur en fazla kaç tanesine abone olabilir? Joshua Benton, NiemanLab’deki yazısında bu soruyu ele almış ve Twitter takipçilerinin görüşlerini de yazıya eklemiş.

Yazıda abonelik sistemi kurmayı planlayanlar için önemli içgörüler ve detaylar var. Bunların en başında insanları abone olmaya ikna etmek için gerçekten istediğiniz ücretin hakkını verebilmeniz geliyor. Örneğin yakın zamanda abonelik sistemini hayata geçiren Quartz, sitesine bir ödeme duvarı koymak yerine, aboneleri için özel haberler ve yazılar üretmeyi ve onlara editörlerle iletişim kurup paylaşımda bulunabilecekleri özel bir platform sunmayı tercih etti. Quartz’ın ekonomi alanında rekabet ettiği birçok büyük yayın olduğunu düşünürsek kendilerini bu şekilde ayırmaları onlar için bir avantaj, her ne kadar ayda 15$ kulağa çok gelse de. Diğer yanda ise yine geçtiğimiz günlerde abonelik sistemine geçen New York Magazine için ise tam tersi geçerli. Okurlarına her zamanki tecrübe dışında bir şey sunmadıkları için yazıya yorum sunanlar dergiyi okumaktan vazgeçeceklerini söylüyor. Sebebi basit, üretim yaptıkları alanda özel bir şey sunmuyorlar ve hâlihazırda birçok okur bir de onlara para vermeye gerek olmadığını düşünüyor.

İnsanlar yavaş yavaş habere eskisi gibi ücretsiz erişmenin gazetecilere zarar verdiğini anlamaya başladılar ama eğer okurun gözünde o parayı hak etmek istiyorsanız ya gerçekten özel bir şeyler teklif etmeniz ya da “bir abonelik daha” olacağınız için istediğiniz ücreti buna göre belirlemeniz gerekiyor.

İlginizi çekebilir:  Ön yargılar, dijitalde birleşme dalgası, çevre gazeteciliği

BERLİN’İ DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI: Yeni teknolojilerle gazetecilik de değişim geçirmeye ve hikâye anlatımı için yeni yollar keşfetmeye başlasa da, çoğu zaman görsellik ön planda kalıyor ve diğer yollar yeterince denenmiyor. Ancak özellikle ses, yaratıcı bir şekilde kullanıldığında gerçekten kullanışlı bir hikâye anlatım yolu olabilir. Bunun en başarılı örneklerinden birisi de Google ve Financial Times ortaklığında gerçekleştirilen “Hidden Cities” projesinin bir parçası olan Hidden Berlin(₺).

Google Asistan üzerinden Berlin’i dinlemeye başlamak için tek yapmanız gereken Google Asistan’a proje için eklenmiş komutlardan birisini söylemek. Ardından asistan sizi Berlin’de bir yolculuğa çıkarıyor. Eğer daha şiirsel bir tecrübe olsun isterseniz, Orhan Veli gibi gözlerinizi kapatıp da dinleyebilirsiniz.

YALAN HABERLER GİZLİ KAPILAR ARKASINDA YAYILIYOR: Geçtiğimiz haftalarda genel yayın yönetmenimiz Sarphan Uzunoğlu sitemizde “dark social” kavramı üzerine kapsamlı bir yazı yazmıştı. Geçtiğimiz hafta yayınlanan iki araştırma, internetin bu karanlık bölgelerinde yalan haberlerin ve propagandanın büyük bir hızla yayılmaya devam ettiğini gösteriyor.

İlk araştırma ABD’de yapılan ara seçimler ve Facebook’un yalan haberler için nasıl kullanıldığı üzerine Jonathan Albright’tan geldi. Araştırmayla ilgili NiemanLab’de kendisiyle yapılan röportaj geniş bir özet sunuyor. Özetleyecek olursak araştırma özellikle bu tarz haberlerin ve propagandanın kapalı gruplara ve genel olarak Facebook’un daha kapalı yanlarına taşındığını gösteriyor. Bu da Facebook’un 2016’dan bu yana verdiği sözlerin ve çabaların pek işe yaramadığı anlamına geliyor.

İkinci araştırma ise BBC World Service tarafından gerçekleştirilen ve birçok farklı ülkeyi ele alan haber dizisinin Hindistan bölümü. Hindistan, özellikle yalan haberlerin ve propagandanın WhatsApp üzerinden nasıl yayıldığına dair iyi bir örnek. BBC’nin çalışması da bunu detaylı bir şekilde gösteriyor. Bu bölümün yanı sıra Beyond Fake News serisinin tamamını okumanızı tavsiye ederiz. Seride Türkiye üzerine de bir bölüm bulunuyor.

REUTERS’DA İNSAN ROBOT DAYANIŞMASI: Yapay zekâ geliştikçe gazeteciliğe ne olacak ya da ne olmalı soruları soruluyor. Çoğu zaman da ya gerçek dışı ya da fazlasıyla karamsar cevaplar veriliyor bu sorulara. Bir araç olarak yapay zekânın nasıl iyi bir şekilde kullanılabileceğine dair örnekler de mevcut. Reuters bunlardan birisi.

Reuters ekibinden Reg Chua, newsrewired etkinliğinde gerçekleştirdiği konuşmasında, yapay zekâ ve algoritma teknolojilerinin veriyi hızlı bir şekilde toplama ve analiz etme gücünü insanların haber yazma ve hikâye anlatma gücüyle nasıl birleştirdiklerini anlatmış. Örneğin Reuters’ın Twitter için tasarladığı algoritma günde 700 milyon tweeti gerçek zamanlı olarak inceliyor ve eğer son dakika haberi olma potansiyeline sahip bir şey görürse muhabirlere iletiyor. Bu sayede insanlar çok daha hızlı bir şekilde internette olanları görebiliyor ve haberin peşinden gitmeye başlayabiliyor. 

Haftanın Odağı: Sızıntı Gazeteciliği

Sızıntı gazeteciliği, geçmişten bu yana mesleğin bir dalı olsa da teknolojinin getirdiği yeni imkânlar ile başka bir boyuta taşındı. Yeni imkânlar sayesinde gerçekleşecek sızıntıların nasıl değerli olabileceğini ve yaratıcı bir şekilde okura sunulabileceğini ilk gösterenlerden birisi Wikileaks oldu. Sonrasında birçok yeni grup ve teknoloji ortaya çıktı, çoğu büyük yayıncı bu teknolojilerden bazılarını, en başta Securedrop ve Signal olmak üzere, benimsedi.

Ancak sızıntı gazeteciliği herkes tarafından hoş ve iyi karşılanmıyor. Özellikle sızıntının kaynağı olan taraf devletler veya şirketler ise gazeteciler saldırı altında kalabiliyor. Kimi ülkelerde böyle durumlar karşısında gazetecileri koruyan yasalar olsa da, bu yasalar her zaman işe yaramayabiliyor ya da gazeteciler başka suçlamalarla karşı karşıya kalabiliyor.

Bunun en güncel örneklerinden birisini de şu anda Wikileaks ve ABD üzerinden izliyoruz. Her ne kadar Wikileaks 2016 ABD seçimleri döneminde ve sonrasındaki politik motivasyona dayalı tavırları ve Assange’ın saldırgan tutumları yüzünden ciddi bir sempati kaybına uğrasa da, ABD’nin ona karşı yayınladığı sızıntılar yüzünden dava açmak istemesi, tüm gazetecilerin bir kırmızı çizgi çekmesiyle ve böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceklerini açıklamasıyla karşılandı. Bu haberle birlikte de tekrar sızıntı gazeteciliği üzerine bir tartışma başladı.

Biz de bu haftanın odağını sızıntı gazeteciliği olarak belirledik ve bu alanın önemli örneklerinden bir kısmını sizler için derledik.

Ahmet A. Sabancı
NewslabTurkey Bülten Editörü, yazar, gazeteci ve çevirmen. Felsefe, insan hakları, teknoloji, bilgi güvenliği, gelecek çalışmaları ve bilimkurgu üzerine çalışıyor. Yazılarının yayınlandığı yerler arasında The Guardian, Journo, Global Voices, Daily Dot bulunuyor.