🗞 Haberden Kaçınanlar Haksız mı?

Bu haftanın anahtar kelimeleri: haberden kaçınma, Zetland, Highsnobiety, özel okullar.

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!

“Haberden kaçınma” konusu üzerine konuşulurken hemen herkes insanların neden daha az haber tükettiği kısmına odaklanıyor ve sorunu haber tüketicisi tarafında çözmeye çalışıyor. Bu haftanın odağında bunun neden yanlış bir yaklaşım olduğunu ve sorunun kaynağını günümüz medya ekosisteminin yapısında aramamız gerektiğini yazdım.

“Ne Okuduk” bölümünde İngiliz medyasındaki sınıf sorunu, moda medyasındaki dönüşüm ve daha fazlası var.

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet Alphan Sabancı

Highsnobiety'nin ürettiği moda ürünlerini sattığı Berlin'deki özel mağazasının dışarıdan çekilmiş bir fotoğrafı. Eski Alman mimarisi bir binanın zemin katında bulunan mağazanın camları ve kapılarından içeride minimalist bir mağaza görülüyor.
Highsnobiety

Bu Hafta Ne Okuduk?

Moda Medyasındaki Dönüşüm

Eğer medyanın moda ve popüler kültür tarafını takip ediyorsanız başlıkla birlikte aklınıza ilk olarak Anna Wintour ve onun Vogue’daki görev teslim süreci gelmiş olabilir. Başlıkta bu büyük gelişmenin ve beraberinde getirmesi muhtemel büyük değişikliklerin de payı var. Wintour ve onun yönetimindeki Vogue uzun yıllar boyunca hem moda hem de medya dünyasındaki en büyük aktörlerden birisiydi.

Ancak son dönemlerde giderek büyüyen ve etki gücü artan yeni isimler Wintour’un etkisinin azalmasında ve bu emeklilik haberinin beklenenden daha az bir etki yaratmasında önemli bir rol oynadı. 2005’te bir sneaker blogu olarak başlayıp şu anda en büyük moda ve popüler kültür yayınlarından birisi hâline gelen Highsnobiety bunların başında geliyor. Giderek büyüyen ve basılı bir dergi de çıkaran yayın, yeni gelen genel yayın yönetmeniyle birlikte bunu devam ettirmenin peşinde.

Wintour’un gidişi ve Highsnobiety gibi yayınların yükselişi aynı zamanda medyadaki dönüşümün şeklini de bize gösteriyor. Highsnobiety’nin yayıncılık yaklaşımı ve yaptıkları işlerin çeşitliliği onu hem günümüz koşullarına daha dayanıklı kılıyor hem de sadece bir dergi olmanın ötesine geçerek okurlarıyla daha farklı bir ilişki kurmalarını sağlıyor. Bunun ne kadar önemli olduğunu da yakın zamandaki birçok başarılı örnekte görüyoruz ve görmeye devam edeceğimize eminim.

Medyanın Reklamcılıkla İlişkisi Dönüşüyor

Medyanın ekonomik yapısı ve gereklilikleri, bu alanın bir parçası olan gazeteciler için çoğu zaman büyük bir zorluk kaynağı. Bu yapıyla yaptıkları işin etik boyutu arasındaki dengeyi kurmak zor bir iş, özellikle de içerisinde bulunduğumuz türdeki dönüşüm süreçlerinden geçerken.

Bu yüzden özellikle gazetecilerin ve onların okur kitlesinin —ama genel olarak bütün medya dünyasının— hem içerisinden geçtiğimiz bu süreci hem de medyanın ekonomisini anlamak için zaman ayırması şart. Çünkü bu yazıda da anlatıldığı üzerealışık olduğumuz gelir modellerinin iyice değersizleşmeye başladığı ve medyanın ekonomik yapısının değişmeye zorlandığı bir sürece giriyoruz. Yazı doğrudan gazetecilik örneklerine bakmıyor ama medya ve reklamcılık arasındaki ilişkinin geçirmekte olduğu dönüşüm ve bunun beraberinde getireceği kaosun gazeteciliği çok daha ağır bir şekilde etkilemesi ihtimal dahilinde. Hazırlıksız yakalananlar için bunun sonuçları çok ağır olabilir.

Zetland’ın Popüler Gelir Modeli

Gazeteciliğin ekonomik anlamda en avantajlı olduğu bölgelerden birisi Kuzey Avrupa ülkeleri. Hem basına güven konusunda hem de gazeteciliğe para ödeme konusunda listelerin başını onlar çekiyor. Böyle olunca da bu ülkelerde başarılı gelir modelleri bulmak daha kolay oluyor.

Danimarka merkezli ve üyelik temelli bir gelir modeline sahip olan Zetland da bu örneklerden birisi. Onu diğerlerinden ayıran ise bu modelini başka ülkelere de ihraç edebiliyor olmaları. Bir yıl önce Finlandiya’daki Uusi Juttu’ya kendi modellerini öğreten ve başarılı olmalarını sağlayan yayın şimdi de Norveç’teki Demo isimli startup ile çalışmaya başlamış. Daha Norveç’teki çalışmaları devam ederken modellerini götürecekleri bir sonraki ülkeyi de belirlemişler ve Almanya’da bir ekip kurmak için hazırlıklara başlamışlar. Bana kalırsa Zetland gazetecilik alanındaki her girişimcinin incelemesi gereken bir örnek.

İngiliz Medyasının Sınıf Sorunu

Ekonomi temelli sınıf ayrımı her ülkede kendisini farklı şekillerde gösteren ve çoğu zaman toplumsal dinamiklerde sorunlara sebep olan faktörlerden birisi. Bu sorunların başında da ekonomik durumu daha iyi olanların toplum içerisinde daha yüksek pozisyonlarda sayıca sahip oldukları üstünlük geliyor. Konu medya olduğunda da bu dengesizlik ciddi kopukluklara sebep olabiliyor.

Birleşik Krallık’ta Sutton Trust tarafından yapılan geniş bir çalışma özel okullardan mezun olanların farklı sektörlerde ne kadar pozisyona sahip olduğunu incelemiş. Ülkede özel okul mezunu olanların oranı yüzde 7 seviyesinde ama köşe yazarlarının yarısı, politik yorumcuların %47’si, BBC yöneticilerinin de %38’i bu okulların mezunlarından oluşuyor

Böyle bir ortamda insanların medyaya karşı önyargılı olması veya medyanın toplumdan kopuk olduğu hissini yaratması kaçınılmaz. Bunun karşısına internette içerik üreten büyük isimlerde özel okul mezunu oranının %18 gibi düşük bir seviyede olmasının getirdiği kontrastı da ekleyince insanların medya algısının neden değiştiğini ve farklı tercihlerde bulunduklarını anlamak daha da kolaylaşıyor.

Kısa Kısa

🌍 Reuters, İngilizce ve Japoncadan sonra Arapçayı özel olarak yayın yapacakları üçüncü dil olarak seçmiş.

📈 Reklam gelirleri azalsa da Financial Times’ın gelirleri 2024 yılında da artarak 540 milyon pound’a ulaşmış.

🇮🇱 İsrail’in Yemen’de 31 gazeteciyi öldüren saldırısı, son 16 yılda gazetecilere yönelik tek seferde gerçekleştirilen en ölümcül saldırı oldu.

🇮🇳 Hindistan’daki yeni vergi yasası düzenlemesi gazetecilere karşı ciddi bir tehdit oluşturabilir.

🇳🇵 Nepal’deki “Discord Devrimi” ülkedeki ve dünyadaki geleneksel gazeteciler için büyük bir sürpriz oldu.

Terk edilmiş bir binanın içerisinde oturan birisi elindeki alev almış gazeteyi okuyor.
Unsplash

Haftanın Odağı: Haberden Kaçınanlar Haksız mı?

“Haberden kaçınma sorunu” son dönemin en popüler gazetecilik tartışmalarından birisi. İnsanların giderek haber tüketiminden uzaklaştığı veya eskisi kadar çok haber tüketmediği, bunun da büyük toplumsal sorunlara sebep olabileceği şeklinde özetleyebileceğimiz bu sorun, arka planında gazeteciliğin böyle bir ortamda nasıl hayatta kalabileceğini de içerdiği için sektör gündeminde kendisine bolca yer bulabiliyor. 

Digital News Report gibi çalışmalar gerçekten haberlerle arasına mesafe koymayı veya daha sınırlı bir şekilde haber tüketmeyi tercih edenlerin sayısında bir artış olduğunu gösteriyor. Bu konuyla ilgili yapılan haberler de insanların özellikle aşırı anksiyete ve stresten kaçınmak ya da medyaya güvenlerini kaybetmek gibi sebeplerden dolayı böyle bir değişikliğe gittiğini söylüyor. Belki bir kriz seviyesinde değil ama böyle bir akım olduğu kesin.

Eğer bu bülteni okuyorsanız büyük ihtimalle ya gazetecilik ve medya sektörünün içerisinden birisiniz ya da gerçekten kendisini farklı konularda da güncel tutmayı önemseyen birisiniz demektir. Yani konu haber tüketimi ve medya diyeti olduğunda ortalama bir vatandaşa kıyasla çok daha ileri seviyedesiniz. Bizim için daha yoğun bilgi akışını yönetmek, gündemi daha yoğun bir şekilde takip etmek oldukça doğal bir durum ve hatta mesleki bir zorunluluk. Hatta benim gibi biraz daha uçlardaysanız bundan keyif bile alıyorsunuzdur.

Fakat haberden kaçınma dediğimiz durumu yaşayan insanlara baktığımızda çoğu ortalama diyebileceğimiz kesimden geliyor. O yüzden bu durumu konuşurken onların haberle ve teknolojiyle olan ilişkisini, güncel haberlere olan ihtiyacını hesaba katmamız lazım. Çok kısa bir süre içerisinde sadece gazeteler ve televizyon gibi daha kontrollü ve sınırları belli bir haber akışından günün her anında yeni haberlere maruz kaldıkları ve kontrol etmelerinin imkansız olduğu bir bilgi akışının altında kaldılar. Çoğu insan için bunu kontrol etmek bir yana, başlarına geleni anlamak bile çok zor. Toplumun büyük bir kesimi özellikle internet ile gelen bu sonsuz haber ve bilgi yağmuruna hazırlıksız yakalandı ve kendilerine yol gösterebilecek birilerini bulmakta zorlanıyorlar.

Bir de bu şokun üstüne sadece son on yılda ülkemizde veya dünyada yaşanan şokları ve olayları bir düşünün. Pandemi, ekonomik krizler, darbe girişimi, savaşlar, iklim krizi, teknolojik gelişmeler, politik çalkantılar… Bütün bunları kontrol edemediğiniz bir bilgi yağmurunun içerisinde anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorsunuz. Üstelik takip ettiğiniz haberlerin sizin ihtiyaçlarınıza ve merakınıza ne kadar cevap vereceği de ayrı bir soru işareti. Bütün bunların yanında da normal hayatınızı ve işinizi de sürdürmeniz gerekiyor. İnsanlar asıl böyle bir durumda anksiyete ve stres yaşamıyorsa sorun var demektir bence.

Bence durumu haberden kaçınma sorunu olarak adlandırmamız yanlış bir teşhis. Çünkü bu şekilde yaklaştığımızda aslında kendisini korumaya çalışan insanları suçluyoruz ve sorunun kaynağını görmezden geliyoruz. Burada sorunumuz insanların haberden kaçınması değil, mevcut medya ekosisteminin haberlere sağlıklı bir şekilde erişmeyi aşırı zorlaştırmış olması. İnternetin bilgiye erişim konusunda getirdiği çok büyük avantajlar var ve yeterince çaba gösterirseniz bundan maksimum fayda elde etmek mümkün ama çoğu insan için yönetmesi imkansız bir medya ekosistemi kurduk ve bu da etraflarında olan biteni takip etmelerini aşırı zorlaştırdı. İnsanlar da hissettikleri çaresizlik karşısında tamamen uzak durmayı veya haber tüketimlerini minimuma indirmeyi tercih etmeye başladı.

Eğer insanların haberlerden kaçınmamasını ve daha bilinçli bir hayat sürdürmelerini istiyorsak onlar için bunu kolaylaştırmanın yollarına bakmamız lazım. Ben bir şekilde bu kaosu yönetebiliyorum çünkü bu hem benim işimin bir parçası hem de bundan keyif alıyorum. Ama eğer dünyadaki herkesin haberlere ve ihtiyaçları olan bilgiye sağlıklı bir şekilde erişmek için buna tam zamanlı bir iş gibi emek harcaması gerekiyorsa, bir şeyleri gerçekten çok yanlış yapmışız demektir. Bu noktada da sorunun kaynağını o insanlarda değil, bu sistemlerde ve onu tasarlayanlarda aramamız gerekiyor.


Bu bülten Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği’nin maddi desteği ile hazırlanmıştır. İçerik tamamıyla NewsLabTurkey sorumluluğu altındadır ve Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.

Yazar hakkında

Ahmet Alphan Sabancı

Eleştirel fütürist. NewsLabTurkey Strateji Koordinatörü ve Bülten Editörü.