Medya Özgürlüğü Yasası Türkiye’de de geçerli olsaydı neler olurdu?

Getting your Trinity Audio player ready...

AB Komisyonu tarafından, gazetecileri siyasi baskılara ve gizli gözetimlere karşı koruma amacıyla hazırlanan Medya Özgürlüğü Yasası (Media Freedom Act) Avrupa Parlamentosu’nda 13 Mart 2024 tarihinde oylanarak kabul edildi. Yasa, yalnızca Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelerde geçerli. Yani Türkiye AB’ye üye olmuş olsaydı bizde de geçerli olacaktı. Eğer böyle olsaydı bizleri neler bekliyor olurdu? Bunları kısa kısa anlatmak istiyorum.

Editoryal bağımsızlık vurgusu

Yasada editoryal bağımsızlık kavramı sık sık vurgulanıyor. Özellikle 14. maddede, editoryal bağımsızlığın korunmasının medya hizmet sağlayıcılarının faaliyetlerini ve mesleki dürüstlüklerini güvenli bir medya ortamında yerine getirmelerinin bir ön koşulu olduğu vurgulanıyor. Editoryal bağımsızlığın, haber sunan medya kuruluşları için zorunlu olduğunun altı çiziliyor ve üye devletlerden editoryal bağımsızlığı güvence altına alacak düzenlemeler yapmaları isteniyor.

Yasanın 20. maddesinde ise medya kuruluşlarının, kendi editoryal bağımsızlıklarını sağlayacak düzenlemeler yapmaları gerektiği vurgulanıyor.

Editoryal bağımsızlık, kavram olarak, haber merkezlerini gazetecilerin yönetmesini ve haberlerle ilgili kararların herhangi bir dış etken olmadan verilebilmesini anlatmaktadır. Elbette bu kavramın Türkiye medyası bağlamında da tartışılması ve hatta editoryal bağımsızlığı güvence altına alacak düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Mevcut durumda herhangi bir medya kuruluşunda editoryal bağımsızlığın varlığından söz edebilmek pek mümkün değildir.

Medya hizmetlerinden faydalananların da hakları var

Yasanın üçüncü maddesi, medya hizmetlerinden faydalananların haklarına vurgu yapıyor. Bu maddeye göre üye devletler, medya hizmetlerinden yararlananların editoryal açıdan bağımsız çok sayıda medya içeriğine erişim haklarına saygı gösterecek, özgür ve demokratik söylem yararına bu hakkı güvence altına alacak koşulları oluşturacaklardır. Yani yasa, devletlere medyada çoğulculuğu ve editoryal bağımsızlığı sağlayacak koşulları oluşturma görevi veriyor. Medyanın yüzde 90’ının iktidara yakın iş insanlarının denetimine girdiği bir ülkede bu yasanın uygulanması pek mümkün görünmüyor ancak demokratik bir medya düzeninin oluşturulabilmesi için de çoğulculuğu sağlamak gerekiyor.

Gazeteciler gizli haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamaz

Medya Özgürlüğü Yasası’nın getirdiği önemli güvencelerden biri de gazetecilerin gizli haber kaynaklarını açıklamaya zorlanamayacak oluşu. Yasanın dördüncü maddesine göre üye devletler, gazetecilerin kaynaklarının ve gizli iletişimlerinin etkili bir şekilde korunmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu güvence elbette kaynakların gazetecilere ifşa olma korkusu olmadan bilgi verebilmesini sağlamaya yöneliktir.

Casus yazılımlardan tam korunma yok

Medya Özgürlüğü Yasası’nın tartışmalı yönlerinden biri, bazı koşullar altında casus yazılımlarla gazetecilerin takip edilmesine izin veriyor olması. Yasanın dördüncü maddesine göre, hapisle cezalandırılabilecek ciddi suçları soruşturan adli makamların iznine bağlı olarak casus yazılımlar kullanılabilecek, ancak izlenen kişiler süreç sonunda bilgilendirilme hakkına sahip olacak ve mahkemede buna itiraz edebilecekler. Türkiye’de yakın geçmişte birçok gazetecinin sahte suçlamalarla telefonlarının dinlenmesine ilişkin birçok vaka var. Hatta İsrail tarafından geliştirilen Pegasus casus yazılımı ile Türkiye’de de bazı gazetecilerin izlendiğine yönelik haberler yayımlanmıştı.

Kamu hizmeti medyası bağımsız ve tarafsız olmalı

Yasanın beşinci maddesi, üye devletlere kamu hizmeti medyasının bağımsız ve tarafsız biçimde işlev görebilmesini sağlayacak önlemleri alma görevi veriyor. Bu madde, kamu hizmeti medyasının yöneticileri ile yönetim kurulu üyelerinin “saydam, objektif ve ayrımcı olmayan” ölçütlerle ve dönem sınırına sahip görev süreleri için seçilmeleri gerektiğini vurguluyor. Son yıllardaki uygulamalarla neredeyse tamamen iktidarın sözcüsü hâline getirilen, partizan yayıncılık yaptığı gerekçesiyle hakkında RTÜK tarafından soruşturma başlatılan TRT gibi bir kamu hizmeti medyasının yasaya uygun hâle getirilmesi bu bağlamda daha doğru olurdu.

Medya kuruluşlarının sahiplik yapıları saydam olmalı

Yasanın altıncı maddesi, medya kuruluşlarının iletişim bilgilerinin ve sahiplik yapılarının bir veri tabanında saydam bir biçimde yayımlanması gerektiğini vurguluyor. Bu konuda Türkiye’de zaman zaman tartışmalar yaşandığını biliyoruz. Hâlen bazı medya kuruluşlarının sahipleri bilinmiyor, bazılarının sahiplerinin açıklanan isimler olduğu konusunda ise kuşkular bulunuyor.

Medyada yoğunlaşmayı önleyecek tedbirler alınmalı

Yasa metninde tam 43 yerde medyadaki yoğunlaşmaya değiniliyor ve yoğunlaşmanın olumsuz etkilerinden söz ediliyor. AB düzeyinde bir sınırlama getirilmemekle beraber yasanın 21. maddesinde, ulusal düzeyde medyada çoğulculuğu ve editoryal bağımsızlığı olumsuz etkileyebilecek yoğunlaşmaların yasalarla önlenmesi için üye devletlere çağrı yapılıyor. Medyadaki yoğunlaşma Türkiye’de de ciddi bir sorun olarak önümüzde duruyor.

Medya kuruluşundan habersiz içerik kaldırma olmayacak

Yasanın 17. maddesine göre, sosyal medya platformları medya kuruluşlarının herhangi bir içeriğini kaldırmak veya ilgili kuruluşun hesabına erişimi kısıtlamak istediklerinde ilgili medya kuruluşunu bilgilendirmek ve yanıt vermesi için kuruluşa 24 saat süre tanımak zorunda. Medya kuruluşundan gelen yanıtın ardından veya yanıt verilmemesi hâlinde, sosyal medya platformu söz konusu içeriği kaldırma veya hesaba erişimi kısıtlama hakkına sahip olacak ve medya kuruluşunun karara itiraz hakkı bulunacak.

Resmi ilanlar ve devlet reklamları saydam biçimde dağıtılmalı

Yasanın 24. maddesine göre, resmi ilanlar ve devlet reklamları medya kuruluşları arasında saydam, objektif, orantılı ve ayrımcı olmayan kriterler çerçevesinde dağıtılmak zorunda. Türkiye’de resmi ilanlar Basın İlan Kurumu aracılığıyla dağıtılıyor. Bu devlet kurumu zaman zaman muhalif medya kuruluşlarını cezalandırmak anlamına gelen kararlar alabiliyor. Öte yandan, devlet bankalarının reklamlarını ağırlıklı olarak iktidara yakın televizyonlara ve gazetelere verdikleri de bilinen bir gerçek.

Özetlemeye çalıştığım Medya Özgürlüğü Yasası, demokratik bir toplumda medyanın nasıl olması gerektiğine ilişkin değerli bir çerçeve sunuyor. Hatta Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) bu yasayı sevinçle karşılayan bir açıklama yaptı: “Bu yasanın kabul edilmesi, Avrupa Birliği’nde bilgi edinme hakkı açısından ileriye doğru atılmış büyük bir adıma işaret ediyor. Editoryal bağımsızlığın sağlanmasından medyadaki yoğunlaşmanın önlenmesine, devlet reklamlarının düzenlenmesine ve haber medyası tarafından üretilen çevrimiçi içeriğin daha iyi korunmasına kadar RSF’nin önerileri dinlendi ve dikkate alındı. RSF bu ilerlemeyi memnuniyetle karşılıyor ve üye devletleri bu hükümleri kararlılıkla uygulamaya çağırıyor.”

Eğer AB üyesi olsaydık, bu yasa bizi de bağlayacaktı. Öte yandan, yasanın bir benzerinin Türkiye’de de yapılabilmesi için illaki AB üyesi olmamız gerekmiyor. Yeter ki niyet, özgürlükçü bir medya yasası yapmak olsun.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir