New York'taki Times meydanının geniş açıyla çekilmiş bir fotoğrafı. Fotoğrafta gökyüzü dışında neredeyse her yer reklam panoları ve ekranlarıyla kaplı.

Gazeteciliğin “marka güvenliği” sorunu

Bu haftanın anahtar kelimeleri: TikTok, Long Read, reklam, Washington Post.
Getting your Trinity Audio player ready...

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!

Haftanın odağında Jezebel’in kapanışıyla birlikte gündem olan marka güvenliği kavramını ve bunun gazeteciliğin ekonomisi üzerindeki negatif etkilerini inceledim.

“Ne Okuduk” bölümünde Bin Ladin’in TikTok’ta viral olan mektubu, Guardian’ın yeni dergisi ve daha fazlası var.

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet Alphan Sabancı

Guardian'ın neon turuncu renkli bir kapağı olan Long Read dergisi, ahşap bir kitaplığın önünde duruyor. Kitaplığın görünen iki rafı da çeşitli kitaplarla tamamen dolu.

Bu hafta ne okuduk?

Bin Ladin TikTok’ta Viral Olursa

İnternette ne zaman ne olacağını kestirmek uzun süre önce imkânsız hâle gelmişti ama bazen öyle olaylarla karşı karşıya kalıyoruz ki değil öngörmek, hayal etmek bile mümkün olmuyor. Tıpkı Bin Ladin’in 2023 yılında TikTok’ta viral olması gibi.

Olay Bin Ladin tarafından 2002 yılında yazılan ve neden savaştıklarını anlattığı mektubun The Guardian’da yayınlanan İngilizce çevirisinin internette, özellikle de TikTok’ta dolaşıma girmesiyle başlıyor. Mektuptaki İsrail ile ilgili bölümlere vurgu yapan ve ağırlıkla gençler tarafından çekilen videolar herkese bunu okumalarını öneriyor. Bir anda Bin Ladin ve mektup önce TikTok’ta, sonra Twitter ve diğer platformlarda viral olunca da haberlere konu olmaya başlıyor.

Olay büyüyünce önce TikTok agresif bir engelleme ve video silme operasyonu başlatıyor. Öyle ki, 404 Media’nın bu olayla ilgili haberini paylaştığı videosu da bir süre platformdan kaldırılıyor. Bu sırada daha fazla yayılmasını önlemek için de The Guardian sitedeki mektubun yerine bir bilgilendirme notu ekliyor. Ama merak edenler için farklı arşivler üzerinden mektuba ulaşmak hâlâ mümkün.

Elon Musk’a Reklam Şoku

Çok da uzun sürmeyen bir aranın ardından X ve yeni bir kriz haberiyle karşı karşıyayız. Krizin sebebi bir kez daha Elon Musk ve söylediği şeyler.

Platformu satın aldığından bu yana aldığı bir sürü kötü kararın yanı sıra özellikle içerik yönetimi ve moderasyon konusunda aldığı her kararla X’in ABD’li ve Batılı aşırı sağcılar için daha cazip bir yer hâline gelmesini sağlayan Musk, onlara verdiği desteği de giderek daha açık bir şekilde ifade etmeye başladı. Son olarak da geçtiğimiz günlerde genellikle neo-naziler tarafından kullanılan bir antisemitist komplo teorisinin altına “Asıl gerçekleri söyledin” şeklinde bir cevap yazınca birçok kurum ve şirket platformla ilişkilerini en sonunda daha ciddi bir şekilde gözden geçirmeye başladı.

Bu olayın üzerinden geçen son birkaç günde IBM, Apple, Disney, Sony Pictures, Warner Bros ve birçok diğer şirket X’e reklam vermeyi durduracaklarını açıkladı. Şirketlerin yanı sıra AB Komisyonu da platformda reklam vermeyi bırakacağını açıklayan kurumlar arasında. 

Washington Post’un Şiddet Görselleri İstisnası

Haberin konusu bir şiddet eylemi olduğunda görsel medyanın nasıl kullanılması gerektiği en önemli etik sorunlardan birisi. Bir yandan görsellerin yaşananları daha iyi aktarma gücü olsa da, diğer yandan travmatik bir etki yaratması ve şiddetin mağduru olan tarafa zarar vermesi gibi ihtimaller de söz konusu.

ABD’de her yıl onlarca kez yaşanan toplu silahlı saldırılar bu tartışmayı hep güncel tutuyor. Amerikan medyası da genellikle bu haberlerden görsel kullanmamayı tercih ediyor. Ancak Washington Post sürekli yaşanan bu cinayetlere dair özel dosyası “Terror on Repeat” için bir istisna uygulamaya karar vermiş ve bu saldırıların, özellikle de AR-15 model silahla yapılanların etkisini okurlarına doğrudan göstermeyi tercih etmiş.

Burada Post’un böyle bir özel durumu ele alma şeklini kesinlikle bütün gazetecilere ders olacak derecede başarılı buldum. Gazetenin genel yayın yönetmeni Sally Buzbee, haberin arkasındaki yaklaşımı ve süreci anlatan kapsamlı bir yazı yazmış. Ayrıca birçok farklı etik detayı hesaba katmanın yanı sıra haberde kullanmayı planladıkları görsellerdeki insanların aileleri ile iletişime geçip hem izinlerini almışlar hem de haberi görmek istemeyebilirler diye düşünerek ne zaman yayınlanacağını da haber vermişler. 

Eğer haberde şiddet görseli nasıl kullanılmalı diye merak ediyorsanız bu dosyayı ve Buzbee’nin yazısını ders kitabı okur gibi okuyabilirsiniz.

Guardian’ın Yeni Dergisi Long Read

Guardian dünya gündemini takip etmek için düzenli olarak baktığım kaynaklardan birisi olsa da en çok okuduğum bölümü kesinlikle derin araştırmalara ve yazılara yer verdikleri Long Read bölümü. 

Anlaşılan Long Read bölümünün genel başarısı ve topladığı ilgiyi Guardian yönetimi de fark etmiş ve bunun üzerine gitmeye karar vermişler. Seçtikleri yol ise dikkat çekici: basılı bir dergi. İlk sayısı yayınlanan dergi 100 sayfadan oluşuyor ve Long Read bölümünde yayınlanan yazıların özel bir seçkisini oldukça iyi bir tasarımla okurlara sunuyor. Kapaktan anladığım kadarıyla da yılda iki kez yayınlamayı planlıyorlar.

Bana kalırsa bu oldukça mantıklı bir strateji. Geçmiş bültenlerde dergi yayıncılığının yaşadığı dönüşümden ve bu tür özel dergilerin popülerliğinden bahsetmiştim. Long Read bölümünün düzenli okurları büyük ihtimalle bu tür dergileri de takip eden bir kitle ve böyle bir yayına ilgi gösterecekleri kesin. 

Kısa Kısa

🤥 BK’da bir PR şirketinin yerel haber sitesiymiş gibi gösterdiği bir yığın site üzerinden basın bildirilerini Google News ve MSN’de yayınladığı ortaya çıktı.

🤖 Telegraph, gazetecilerine ChatGPT ile üretilen metinlerin haberde kullanımının intihal ile aynı şekilde cezalandırılacağını duyurdu.

🤝 Girişimci ve eski model Karlie Kloss, moda ve kültür dergisi i-D’yi iflas eden Vice Media’dan satın aldı.

🇭🇺 Uzmanlar Macaristan’ın “dış güçleri” hedef alan yeni yasa tasarısının medyayı kötü yönde etkileyeceğini söylüyor.

🇸🇰 Slovakya’nın yeni başbakanının bazı medya kurumları hakkında yaptığı saldırgan açıklamalar ülkede basın özgürlüğüne dair tehlikeli bir döneme işaret ediyor.

Haftanın mezunları

Şoperêç: Kürtlerin zengin mirası ve özgün kültürü, Şoperêç adlı YouTube kanalında hayat buluyor. Kürtlerin kendi dilinden anlatılan hikâyeler, sanat, kültür ve tarih, bu kanalın ana odak noktalarını oluşturuyor. İzleyiciler etkileyici bir yolculuğa çıkarılarak Kürt halkının derin köklerine ve renkli geçmişine bir pencere açılıyor.

Toprağın Uyanışı: Bu sinematik belgesel serisi, onarıcı tarımın gıda sistemimizi dönüştürme potansiyelini keşfetmek için karakter odaklı bir araştırma sunuyor. Çiftçilerin dönüşüm hikâyelerini onların gözünden anlatarak, sürdürülebilir tarımın zorluklarını ve fırsatlarını inceliyor. Bu hareketin sağlık, çevre, iklim krizi, biyoçeşitlilik ve genel olarak toplum üzerindeki geniş etkilerini derinlemesine inceliyor.

New York'taki Times meydanının geniş açıyla çekilmiş bir fotoğrafı. Fotoğrafta gökyüzü dışında neredeyse her yer reklam panoları ve ekranlarıyla kaplı.
Unsplash

Haftanın odağı: Gazeteciliğin “marka güvenliği” sorunu

Geçtiğimiz hafta Jezebel’in kapanışından ve bunun neden internet medyası açısından önemli bir haber olarak görüldüğünden bahsetmiştim. Bu hafta da Jezebel hakkında yeni yazılar yayınlansa da beklemediğim bir şekilde aslında uzun zamandır tartışmamız gereken bir konuyu da gündeme taşıdığını gördüm. O da dijital gazetecilik ve medyanın “marka güvenliği” sorunu.

Reklamcılık ve marka yönetimi gibi alanlara uzak olanlar için kısaca özetlemek gerekirse, marka güvenliği bir markanın insanların aklında bıraktığı izlenimi ve ilişkileri olabildiğince markanın istediği yerde tutmayı ve negatif ilişkileri önlemek için alınan önlemleri tanımlamak için kullanılan bir terim. Gazetecilikle ilişkili kısmı ise genellikle reklam kısmında öne çıkıyor.

Sektördeki önemli bir kesimin marka güvenliği konusundaki temel argümanı şu şekilde: markanın reklamının hangi içeriklerin yanında göründüğü insanların o marka hakkındaki izlenimlerini etkileyebilir. O yüzden reklamlarımızın olabildiğince güvenli ve bize uygun yerlerde görüldüğünden emin olmalıyız.

Bu belirli noktalarda çok mantıklı bir argüman. Örneğin yukarıdaki X/Twitter örneğindeki gibi markaların neo-nazi paylaşımlarıyla yan yana görünmek istememesi doğal bir talep. Ya da bir çocuk markasının kimi sitelerde reklamının görünmesini istememesi gibi.

Ama bu durumun kontrolden çıktığı bir senaryoyla karşı karşıyayız. Özellikle reklamcıların aşırı korkuyla hareket etmesi ve mevcut reklam teknolojilerinin kelime seviyesinde ayarlamalara fırsat vermesi yüzünden agresif bir marka güvenliği stratejisi benimsenmiş durumda. Bu stratejilerin internet yayıncılığı ekonomisindeki etkisi ise genellikle görmezden geliniyor.

Bu filtreler ve ayarlamalar da çoğu zaman haber sitelerinin asıl içeriklerinin reklamdan mahrum kalmasına neden oluyor. Yani ciddi haberler yapıyorsanız, önemli ama “güvensiz” konuları ele alıyorsanız bu filtreler yüzünden en çok geliri sağlayacak şirketlerin reklamlarından mahrum kalmanız yüksek bir ihtimal. Ne kadar çok okunursanız okunun, o filtrelere takıldığınız sürece şansınız çok az. 404 Media’nın bu konuyu gündeme taşıyan yazısında da söylediği gibi ana gelir kaynağınız böyle filtrelendiğinde hayatta kalma şansınız da azalıyor.

Marka güvenliği bu kadar agresif uygulandığı için de internette eğlence odaklı, haber ve bilgi seviyesi minimum içerikler giderek artıyor. Çünkü bu agresif yaklaşımın gözünde bu tür içerikler daha “güvenli” ve filtrelere takılma ihtimalleri daha düşük. Böyle içerikler hem daha fazla hem de daha çok para kazandıran reklamlar alabildikçe de internette para kazanabilmek için bu tür içerik üretme motivasyonu artıyor. Bu da hem böyle içerik üretenlerin büyümesine hem de haber sitelerinin reklam geliri için sitelerini boş içeriklerle doldurmasına neden oluyor.

Özetle marka güvenliği takıntısı internette önemli konularda haber ve içerik üretmek isteyenlerin motivasyonunu kıran bir yaklaşım. Çünkü böyle haberler yeterince reklam alıp para kazandırmadıkça kaçınılmaz olarak bunları üretecek kurumlara ve gazetecilere ayrılan kaynaklar küçülüyor ve bunun yerine reklam alabilen boş içeriklere kayıyor.

Peki bu sorunu çözmenin bir yolu var mı? En başta marka yöneticilerinin ve ajansların bu korkak stratejiden vazgeçmesi gerekiyor. Digiday’e konuşan Ad Fontes Media yöneticisinin de söylediği gibi çoğu zaman reklam veren şirketler haberlerden bu seviye kaçındıklarının farkında bile değiller. Çoğu zaman bu güvenlik takıntısı işin reklamcılık tarafından çıkıyor.

Diğer yanda teknoloji ve tasarım temelli kimi çözümlere de ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Günümüzde dijital reklamlar ile tükettiğimiz içerikler fazlasıyla iç içe girmiş durumda. Özellikle de aşırı kötü ve reklamı öne çıkarmak için haberle veya diğer içeriklerle arasındaki sınırı ortadan kaldırma seviyesine gelen tasarımlar da okurun gözünde her şeyin karışmasına neden oluyor. Durumun böyle kötü olması da agresif marka güvenliği yaklaşımının kendisini gerekçelendirmesine fırsat veriyor. Eğer internette de reklam ve haber ya da diğer içerikler arasındaki ayrımı daha iyi bir şekilde koyabilirsek bunun üstesinden gelmek daha kolay olacaktır. 

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir