Dijitalleşen futbol medyası ve yozlaşma

2000’lerin başından bu yana birçok medya kategorisi kaçınılmaz olarak dijital platformlara kaydı. Son birkaç yılda yükselişe geçen kategorilerden biri de futbol medyası. YouTube üzerinde yayın yapan CNN Türk, TRT Spor, beIN Sports, A Spor vb. geleneksel televizyon kanallarının yanı sıra Vole (670K+ abone), Socrates (500K+ abone), Hastalık Bu Futbol (1 milyon+ abone), NutSpor (400K+ abone), De Marke (100K+ abone), Gurmespor (150K+ abone), Sports Digitale (360K+ abone), Asist Analiz (110K+ abone), Futbolik (55K+ abone), Football Plus (120K+ abone), Markaj (67K+ abone), SkySpor (158K+ abone), Transfer Plus (78K+ abone) gibi görece yeni kanallar epey ilgi ve izleyici çekiyor. Bu kanalların da yanı sıra Karakullukcu (300K+ abone), Serbest Sekiz/Mustafa Demirtaş (79K+ abone), Hakan Şükür (130K+ abone), Özgür Sancar (17K+ abone) gibi bazısı bu kanallarda yer alıp bireysel yayın yapan çok popüler hesaplar da var.

Bunların kimisi anlık gündem canlı yayını ağırlıklı kimisi zamansız konular işleyen; kimisi evde bilgisayarın karşısında düşük çözünürlüklü kimisi stüdyo ortamında çok kamerayla yayın yapan; kimisi daha amatör kimisi daha profesyonel; kimisi az bilindik kimisi yıldız isimlerle çalışan; kimisi 1000 küsur kimisi yüzbinlerce izleme alan kanallar.

Demokratikleşme

Dijitalleşme ve yeni medyanın önemli kazanımlarından biri (kısmi de olsa) demokratikleşme. Futbol medyası özeline bakacak olursak; doksanlardan bu yana futbol programlarında hep aynı eski futbolcuları, hep aynı eski teknik direktörleri, hep aynı eski hakemleri ve daha az da olsa hep aynı futbol gazetecilerini görürdük. Çoğu köşe tutulduğu için, futbolu daha iyi bilen bir yorumcu olsanız dahi, bu network’ün dışından ana akım futbol medyasına girmek oldukça zordu.

Dijitalleşme sayesinde televizyon kanallarının oligopol gücü zayıfladı. Rıdvan, Güntekin, Serhat, Mehmet, Erman, Ahmet tekelini kırıp televizyon kanallarına giremezdiniz belki ama artık iptidai ve düşük maliyetli yöntemlerle bile olsa YouTube üzerinden yayın yaparak, eğer özgün bir içerik üretebiliyorsanız, geniş kitlelere ulaşabilir ve YouTube’dan reklam geliri elde edebilirsiniz. Böylece az bilinen ama potansiyeli yüksek, eğitimli, genç futbol muhabirleri kendilerine bir alan bulabildi.

Sonuçta ben de, eskiden olsa medyada kendime bir köşe bulmam oldukça zorken, dijitalleşmeyle birlikte (kısmen) demokratikleşen medyada çeşitli gazete ve platformlarda fikir/araştırma yazıları yazmaya başladım. Hatta şimdi YouTube üzerinden yayın yapan BSM TV’de 120 Dakika diye program bile yapıyoruz. Dijitalleşme olmasaydı böyle şeyler yapmak bizim gibi insanlar için hiç de kolay olmazdı. Yetkin olmadığımızdan değil medya kulübüne dışardan girmek zor olduğundan…

Dolayısıyla futbol medyasının televizyon oligopolünden çıkıp YouTube platformuna yayılarak genişlemesi bir ilerlemedir. Girişte saydıklarım da büyük ölçüde bu ilerlemeden istifade ederek yayıncılık yapan kanallar. Şüphe yok ki bu kanalların çoğu da geleneksel televizyon kanallarından daha kaliteli içerik sunuyor. Program katılımcılarının çoğunun futbol bilgisi eski televizyon programlarındaki yorumculardan daha yüksek. Bunlar tamam…

Dijitalleşmenin getirdiği yozlaşma

Elbette her yeni teknoloji birçok avantaj sağlarken beraberinde bazı gerilemelere de sebep oluyor. Bunlardan biri “aşırı rekabet”. Herkesin laptop kamerasından yayın yapabildiği bir ortamda aşırı rekabet kaliteyi artırmak yerine aşağı doğru yarış yaratıyor. Zira girişte saydığım kanalların çoğunun içerik kalitesi birbirine yakın.

Bu kanalların çoğu epey yüksek izleme istatistiklerine ulaşıyor. Fakat birbirleri arasındaki yoğun rekabet nedeniyle kaliteyi düşüren işler yapma eğiliminde oluyorlar. Mesela güzel bir canlı yayın izlerken bir anda diyalog şuna evriliyor:

  • Hocam savunma hattı konusunda bence de çok haklısın, bu arada 10 dakika geçmeden 25 bin izleyiciye ulaşmış durumdayız, inanılmaz bir rakam bu!!
  • 25 bin mi? Gerçekten muazzam. 30 bin olur mu dersin, Mustafa?
  • Daha önce canlı yayında hiç 30 bin görmedik. Eğer şimdi 30 bin olursa izleyicilere 3 tane Icardi forması hediye edelim o zaman?
  • 30 bin olursak 3 forma, hatta bir de Uğur’dan gelsin, 4 forma diyelim mi Uğur, senin güzel formaların var, Hollanda’dan falan?
  • Tamam, o zaman 40 bini görürsek 4 forma veriyoruz!
  • Peki şimdi Galatasaray bu kadroyla Şampiyonlar Ligi’nde iş yapar mı?

Eğri oturup doğru konuşalım; bu bir saçmalık. Yıllar önce Şahan buna benzer reyting parodileri yapıyordu. Eski televizyon programlarını birçok açıdan eleştirebiliriz ama, misal, 90 Dakika programında bu gibi düşük seviyeli reyting avcılığına da maruz kalmazdık. Bu dijital medyaya özgü bir şey. 

Mesela geçtiğimiz transfer sezonu Sergio Ramos’un Galatasaray’a transferiyle geçti. Belki yüzden fazla Sergio Ramos içeriği yapıldı YouTube’ta. Taktiksel analizler, teknik analizler, fiziksel analizler, sözleşmesiyle ilgili detaylar, futbolcunun özel hayatı, Galatasaray’a uyum sağlar mı sağlamaz mı, gelirse Nelsson yedek mi kalır satılır mı, neler neler… Sonuçta böyle bir transfer olmadı, olmayan bir transfer için haftalarca kaynak ve zaman israf edildi. Neden? Çünkü izleniyordu. Yalan da olsa. Tıpkı transfer dönemindeki Fotomaç, Fotospor, Fanatik manşetleri gibi. Arada zerre fark yok.

Mali meseleler

Diğer taraftan salt YouTube’dan gelen reklam gelirleri aslında tatminkâr seviyelerde olmadığı için futbol programlarının çoğu ekstra sponsor alıyor. YemekSepeti, Banabi, Getir vb. işçi düşmanlığıyla bilinen şirketler bu futbol programlarına sponsor oluyor. Bu kanallarda program yapanların ekseri çoğunluğun apolitik tavrı bu gibi şirketlerin “sportswashing” ile aklanmasına vesile oluyor.

Son olarak da tıpkı Instagram’daki influencer ekonomisinde olduğu gibi YouTube’daki içerik ekonomisinin sorunlarından biri kayıt dışılık. Bu kanalların elde ettiği gelirler ne kadar beyan ediliyor? Ne kadarı IBAN’la gönderiliyor? Ne kadarı anonim hesaplara yatırılıyor? Ne kadarının vergisi ödeniyor? Bu soruların cevapları belli değil. Köşe başındaki berber, üniversitedeki doçent, parktaki simitçi vergisini verirken Instagram’da makyaj ürünü tanıtan influencer’ın ya da YouTube’da futbol goygoyu yapan yorumcunun/yapımcının var olan kimi mekanizmalara rağmen sorgulanmaya muhtaç olmasını meşrulaştıracak hiçbir makul gerekçe olamaz. Kayıt dışı büyüyen bu alanların mutlaka takibi ve denetimi yapılmalıdır.

Son kertede, doksanlarda televizyondaki futbol programları da daha kaliteli başlamıştı. Fakat artan rekabet ve reyting kaygısı nedeniyle Televole, Telegol, Beyaz Futbol gibi programlar türemişti. Benzer bir yönelimin dijital medyada da olduğunu söyleyebiliriz sanki…

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir
yerel-basin-tedbirler
Daha fazlasını oku

Tasarruf tedbirleri ve yerel medya

30 Haziran tarihinde yayınlanan “tasarruf tedbirleri” konulu Cumhurbaşkanlığı genelgesi, yerel basın açısından önemli maddeler içeriyor. Genelgenin yayınlanmasından bu…