Gazeteciliğe sahip çıkmak gerekmez mi?

Getting your Trinity Audio player ready...

Medya, 20 Eylül tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bazı sosyal medya hesaplarının yöneticilerine yönelik bir gözaltı operasyonunu duyurdu. Haberlere göre, Aykırı, Muhbir ve Haber Report isimli sosyal medya hesaplarının yöneticileri dahil 27 sosyal medya kullanıcısı, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamalarıyla gözaltına alınmıştı.

Benim daha önce yazdığım bir yazıda “kırıntı haberciliği” yapmakla eleştirdiğim sosyal medya hesapları arasından gözaltına alınanların yöneticileri sadece gözaltına alınmakla yetinmediler, 3 günlük sorgulamanın ardından Aykırı isimli sosyal medya (X) hesabının ve haber sitesinin genel yayın yönetmeni Batuhan Çolak, Muhbir isimli sosyal medya hesabının (X) yöneticisi Süha Çardaklı ve Haber Report isimli sosyal medya (X) hesabının sahibi Furkan Güngör tutuklandı.

Sığınmacı, mülteci, göçmen, düzensiz göçmen, geçici koruma

Türkiye coğrafi konum itibarıyla son yıllarda ülkelerini değişik nedenlerle terk eden yabancılar için ya geçiş ülkesi ya da hedef ülke konumuna gelmiş durumda. 24 Mayıs 2023 tarihinde yayımlanan Anadolu Ajansı mahreçli bir habere göre, Göç İdaresi Türkiye’deki yabancıların 5 milyon olduğu bilgisini vermişti. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü web sayfasında yer alan güncel istatistiki verilere göre, geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin sayısı 3 milyon 284 bin 679; ikamet izni ile ülkede bulunan düzenli göçmenlerin sayısı 1 milyon 183 bin 710; uluslararası koruma kapsamında (mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma) 300 bin 720 olmak üzere, düzensiz göçmenler hariç ülkede 4 milyon 769 bin 109 yabancı bulunuyor.

Haliyle gazetecilerin işi zor. Daha önce bu konuda bir yazı yazmış ve kavramların doğru kullanılması gerektiğini hatırlatmıştım. Buradan bir kez daha aktarmakta fayda görüyorum.

Göçmen, iş bulma ve daha iyi ekonomik koşullara kavuşma arzusuyla ülkesinden kendi isteğiyle ayrılan ve başka ülkede yaşamayı seçen kişiye deniyor. Türkiye’de ikamet izniyle kalan yabancılar göçmen statüsünde. Göç İdaresi verilerine göre Türkiye’de bu statüdeki yabancıların uyruklarına göre dağılımları şu şekilde.

Düzensiz göçmen, ülkeye yasa dışı yollardan giriş yapan veya yasal yollarla giren, ancak yasal süresi içinde ülkeden ayrılmayan, izinsiz biçimde ülkede kalmaya devam eden göçmenlere deniyor. Türkiye’nin yaşadığı önemli sorunların başında düzensiz göç meselesi geliyor. Şu an ülkedeki düzensiz göçmen sayısını bilmek mümkün değil. Göç İdaresi, yakalanan düzensiz göçmen sayısını açıklıyor ancak yakalanan düzensiz göçmenlerin ne kadarı geri gönderiliyor, ne kadarı ülkede kalmaya devam ediyor belli değil. Dahası, hiç tespit edilmemiş düzensiz göçmen sayısı 1 milyon mudur, 5 milyon mudur o da belli değil.

Yakalanan düzensiz göçmenler daha çok Afganistan, Pakistan, Filistin, Türkmenistan, Bangladeş, Özbekistan, Fas, Yemen ve Irak’tan gelenler.

Geçici koruma: Geçici koruma, Göç İdaresi sayfasında, “kitlesel akın olaylarında acil çözümler bulmak üzere geliştirilen bir koruma biçimi” olarak tanımlanmakta. İşin aslı, Suriye’de 2012’de başlayan iç savaş sonrasında ülkemize sığınan Suriyeliler mülteci kapsamında kabul edilmediği için bu isimle anılıyorlar. Yani sadece Suriyeli sığınmacılar için kullanılan bir kavram. Ancak, Türkiye’deki Suriyelilere sığınmacı demek galiba en doğrusu.

Sığınmacı, savaş, sel, ölüm tehdidi vb. nedenlerle kendi ülkesini terkedip başka bir ülkeye iltica eden kişilere deniyor. Bu kişiler eğer yasalar uygunsa mülteci statüsü için başvurabiliyor. Dolayısıyla sığınmacı özünde mültecilik öncesinde kişiye verilen statü.

Mülteci ise BM Cenevre Sözleşmesi ile tanımlanmış bir uluslararası statü. 1951 yılında kabul edilen sözleşme mülteciyi şöyle tanımlıyor: “Irkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen kişi.” Türkiye Cenevre Sözleşmesini imzalamış ancak bölgesel kısıtlama da getirmiş: “Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir.” Yani sadece Avrupa’dan gelenlere mülteci hakkı tanımış. Türkiye’de resmi olarak mülteci statüsü kazanmış kimse var mıdır bilemiyorum. Bu konuda herhangi bir bilgiye ulaşamadım. Belki Ukrayna’daki savaştan kaçıp ülkemize sığınanlar bu statü için başvuru yapmış olabilirler.

Sığınmacı karşıtı olmak tutuklanmak için yeterli mi?

Türkiye’de son yıllarda artan düzensiz göçmen (Afganistanlı, Pakistanlı, Afrikalı vb) ve Suriyeli sığınmacı sayısı nedeniyle toplumda giderek artan bir yabancı hoşnutsuzluğu/düşmanlığı olduğunu söylemek durumundayız. Bunda elbette ekonomide yaşanan sorunlar ve işsizliğin de büyük payı var. Özellikle Suriyeliler, Afganistanlılar ucuz iş gücü olarak görüldükleri için işsiz yurttaşların tepkisi bunlara yöneliyor. Çünkü en kalabalık iki grup bu iki ülkeden gelenler. Sosyal medyada haber paylaşımı yaparak geçimlerini sağlayan gazetecilerin “sığınmacı karşıtı” oldukları haberlerde sık sık dile getirildi. Haliyle sığınmacı karşıtlığı tutuklanmak için yeterli bir nedenmiş gibi bir algı yaratıldı. Örneğin Medyascope’un tutuklama haberinin başlığı şöyleydi: “Aralarında Aykırı, Muhbir, Haber Report’un da bulunduğu sığınmacı karşıtı hesapların yöneticileri tutuklandı.”

Peki bu hesaplar sığınmacı karşıtı hesaplar değil mi, haber başlıklarında vurgulanmasının ne sakıncası var diye sorulabilir. Bunun iki nedenle doğru olmadığını düşünüyorum. Birincisi, bu hesaplar ayrıntılı incelendiğinde paylaşımlarının çok azının sığınmacı ve düzensiz göçmenlere ilişkin haberler olduğu görülecektir. O nedenle nasıl ki aynı haberleri paylaşan gazeteleri ve televizyonları sığınmacı karşıtı olarak yaftalamıyorsak bu hesapları da yaftalamamalıyız. İkincisi, ülkede artan sığınmacı ve göçmen karşıtlığının, “sığınmacı karşıtı” etiketi kullanıldığında bu hesapları daha da popüler hale getireceğini de hesaba katmak durumundayız. Yani hesap sahipleri bu etiketin kullanılmasından hoşnut bile olabilirler. 

Basın özgürlüğü tehdit altında

Gazeteci Murat Ağırel, X hesabından 23 Eylül tarihinde, tutuklanan Aykırı Genel Yayın Yönetmeni Batuhan Çolak’a yöneltilen suçlamaları ve kanıt olarak gösterilen haberleri paylaştı. Bu paylaşılan haberlere bakıldığında, örneğin suça karışmış sığınmacılara ilişkin haberlerde uyruk belirtmenin yanlış olduğu ve nefret söylemine yol açabildiği gibi etik kaygılar söz konusu olsa bile suç oluşturacak bir haber sunumu olduğu söylenemez. Dava dosyasında suç unsuru olarak nitelendirildikleri için söz konusu haberleri buraya almadım. İsteyen, Murat Ağırel’in paylaşımlarına bakabilir.

Bu haber paylaşımlarına ilişkin iki suç isnadı söz konusu. Birincisi, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçu. Yani bu hesapların söz konusu haberleri kasıtlı olarak halkı yabancılara karşı kışkırtmak için paylaştıkları iddia ediliyor. Açıkçası savcı bunu mahkemede nasıl ispat edecek göreceğiz. Söz konusu sosyal medya hesapları günde ortalama 30-40 “haber kırıntısı” paylaşan hesaplar. Binlerce paylaşım içinden 5-10 tanesini seçip halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ediyorlar demek problemli. Dahası, bir inceleme yapılırsa söz konusu olaylara ilişkin haberleri çok sayıda başka medya kuruluşunun da paylaştığı görülecektir. Zaten Murat Ağırel bu konuda örnek de vermiş paylaşımlarında.

İkinci suç isnadı daha da sorunlu. Bu suç, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” olarak tanımlanıyor. Yani yalan haberleri kasıtlı biçimde halkı yanıltmak için yaymakla suçlanıyor bu hesapların yöneticileri. Malum suç Türk Ceza Kanunu’na 2022 yılında eklendi. Ne diyordu bu maddeyi savunanlar? Sosyal medyada çok dezenformasyon var, bunu önlememiz lazım. Bir şey daha diyorlardı. Bu suç öyle kolay kolay isnat edilemeyecekti gazetecilere. Birtakım koşulları vardı. AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal Hande Fırat’a konuşmuş ve şunları söylemişti: “Suçun teşekkülü için tam beş maddenin, beşinin de varlığı aranacak. Yani; 1) Yayılan haber gerçek olmayacak. 2) Ülkenin güvenliği ve kamu sağlığı ile ilgili gerçekdışı haber olacak. 3) Halk arasında panik, korku ve endişe oluşturma kastı taşıyacak. 4) Kamu barışını bozmaya elverişli olacak. 5) Bunlar aleni biçimde yapılacak. Altını çiziyorum, beş unsurun bir aradalığı aranacak. Bu beş unsurdan üçü varsa suç teşkil etmeyecek.” Bu alıntıları tekrar tekrar yapıyorum ki geçmişte yaşananları, konuşulanları, söylenenleri unutmayalım.

Bu dava, gazeteciliğe karşı açılmış bir davadır

Elbette medya ve gazeteciler sığınmacılara ve göçmenlere ilişkin haber yaparken etik ilkelere özen göstermeli ve hatta var olan etik ilkeler de gözden geçirilmeli. Ben, sığınmacı ve göçmen haberlerinde yol gösterici olabilecek bazı etik ilkeleri buraya yazıyorum:

Sığınmacı ya da göçmenleri suçluymuş gibi yansıtan, “yasa dışı göçmen” ya da “kaçak göçmen” gibi sıfatlarla tanımlamak yanlıştır. Yasadışı göçmen ifadesi yerine “düzensiz göçmen” denilmelidir.

Sığınmacı ve göçmenlere yönelik nefret söyleminden kesinlikle kaçınılmalı, haber kaynaklarının nefret söylemi içeren açıklamalarını haberleştirirken dikkatli bir dil kullanılmalıdır. En doğrusu, nefret söylemine hiç yer vermemektir.

Sığınmacı ve göçmenlere yönelik şiddeti haklı gösteren ve özendiren şekilde haberler yapılmamalıdır.

Sığınmacı ve göçmenlere suç haberlerinde yer verirken uyruk ya da etnik kimlik bildirmek, o kimliği taşıyan herkesi suçla ilişkilendirmek anlamına gelmektedir.

Haberlerde sığınmacı ve göçmenler ötekileştirilmemeli; “tehdit” ya da “düşman” olarak nitelemekten kaçınılmalı; yaşadıkları sorunlar dile getirilmelidir.

Sığınmacı ve göçmenler, ülkede yaşanan işsizlik ve yoksulluk gibi sorunların tek nedeniymiş gibi haberleştirilmemelidir.

Etik ilkeleri vurgulamak yerine davalarla gazetecileri susturmaya çalışmak demokrasiyle ve basın özgürlüğüyle bağdaşmaz. Son olayda basın örgütlerinin de hiçbir açıklama yapmamasını açıkçası çok sorunlu buldum. Bu hesapların sahibi olan gazeteciler muteber kabul edilmiyor, hatta gazeteci olarak bile kabul edilmiyor olabilir. Ancak öyle olsa bile düpedüz gazetecilik faaliyeti olarak görülmesi gereken bir faaliyetin yargılanmasına karşı çıkmak da her gazetecinin görevi olsa gerek.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir