“Succession”: Modern çağın parazitleri

Getting your Trinity Audio player ready...

“Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır” denmişse de binde birin binde birindeki ultra zengin burjuva ailelerin ortak bir mutsuzluk kaynağı vardır: İktidar mücadelesi. Türkçe’ye “Halefiyet” veya “Halefler” diye çevirebileceğimiz Succession dizisi de ultra zengin bir ailede hanedanlığı babadan sonra kimin kontrol edeceği meselesi üzerinden ilerliyor… Carnegielerden Murdochlara, Koçlardan Ağaoğlulara kadar çoğu ultra zengin ailede bu güç mücadelesi çeşitli işlevsizliklere (dysfunctional family) neden olur. Birkaç sene evvel filmi de yapılan Gucci ailesi bunun en marjinal örneklerinden biri.

Dizide, Murdochlardan esinlenildiği düşünülen, Roy ailesi de babası, kardeşi, çocukları, eşleri ve kuzenleriyle tam bir “işlevsiz aile.” Karakterlerin hepsi güvenilmez, züppe, fesat, aç gözlü, sinsi, içten pazarlıklı, kırılgan ve korkunç insanlar… Mesela bir bölümde damat Tom çalışanlarından birini ofiste ayak sehpası olarak kullanıyor. Başka bir bölümde, ki bence gelmiş geçmiş en rahatsız edici dizi sahnelerinden biridir, Logan şüphelendiği aile fertlerini domuz gibi yerde yürütüyor [boar on the floor].

Korkunç insanlar ama hepsi çok gerçek. O kadar gerçek ki diziyi izlerken kimsenin herhangi bir sahneye “hadi canım, bu kadarı da biraz abartı” dediğini sanmıyorum. Aile üyelerinin her biri ayrı bir skandal makinesi. Sürekli bir çatışma, sürekli bir entrika… Verilen hiçbir sözün tutulmadığı, bireysel menfaatten öte hiçbir ahlaki değerin olmadığı tam bir liberal distopya aslında Succession dünyası.

Meritokrasi vs. nepotizm

Bir kere odaklanmamız gereken noktalardan biri Roy ailesinin çocuklarının mutlak başarısızlıkları… Dizi boyunca hiçbir çocuğun anlamlı hiçbir işi başaramadığını görüyoruz. Başarısız oldukları gibi bulundukları yerde bulunmalarını açıklayacak herhangi bir becerileri, eğitim veya kariyerleri de yok. Gerçi bunlara gerek de yok. Çünkü kapitalizmde çok zengin veya ayrıcalıklı bir aileden gelmeniz konum, statü ve prestij sahibi olmanız için yeterli. Kapitalizm sınıflı bir toplumdur ve kapitalizmde yüzde 98 ihtimalle doğduğunuz sınıfta ölürsünüz. Bugün liberalizm (Amerikan rüyası), işte o yüzde 2’lik ihtimalin yüzü suyu hürmetine bir ideoloji olarak bize pazarlanıyor.

Greg the Egg’i ele alalım… Bir lunaparkta köpek kostümüyle maskotluk yapan kuzen Greg arabada ot içerken yakalanıp işsiz kalıyor; dedesi kardeşini arayıp onu işe almasını söylüyor ve aniden bir medya devinde yönetici asistanı olarak işe başlıyor; sonra daha senesi dolmadan ekip şefi oluyor; sonunda kulede özel ofisi oluyor ve büyük amcası olan holdingin sahibi onu şirketlerden birinde operasyon müdürü yapma vaadi veriyor. Greg’in işsizlikten zirveye giden bu yolda sahip olduğu tek vasıf “sinsilik.” Bakın bunu hiçbir kişisel gelişim kitabı yazmaz.

Dizide çocukların kendi başına elde ettiği/edebildiği hiçbir şey yok. Ne varsa babalarının sayesinde var. Hayat boyu her şey önlerine altın tepside sunulmuş. Siz ayağa kalkarken onlar yarışa finiş çizgisinde başlamış. Helikopterler, uçaklar, yatlar, katlar, malikaneler… Yani Kendall’ın, haftalık kirası bir milyon euro olan, altı katlı o süper yatın havuzunda yüzüyor olmasının sebebi babasının Logan Roy olmasından başka bir şey değil. Siz ne kadar çalışırsanız çalışın, hangi sınavlarda derece yaparsanız yapın, en fazla elde edeceğiniz şey konforlu bir hayat olur. Hiçbir zaman babasından holding kalan Ferit Şahenk’in yaşadığı hayatı yaşayamazsınız. Kapitalizmde meritokrasi sadece orta sınıfa pazarlanan bir mavradır.

Medya, siyaset ve tekelleşme

Tabii Succession, The White Lotus dizisinde olduğu gibi, sadece “berbat şeyler yapan korkunç zengin insanlar” hikâyesinden ibaret değil. Waystar Royco, Logan Roy’un kurduğu ve yönettiği, 50 ülkede iş yapan, dünyanın en büyük medya holdinglerinden biri. Holdingin lokomotifi olan ATN ise, tıpkı Fox News gibi, sağ siyaseti destekleyen bir televizyon kanalı. Hatta bir bölümde ATN’in ana haber sunucusu [Tucker Carlson çakması olan] Mark Ravenhead’in Hitler sempatizanı bir “alt-right” olduğu ortaya çıkıyor. Logan’ın ilk eşinden olan oğlu olan Connor Roy da, tıpkı Rand Paul gibi, Amerika başkanlığı hayali kuran “liberteryen” bir siyasetçi. Adaylığını açıklayan Connor, bir mutfak videosunda (!), başkan olursa vergileri sıfıra indireceğini söylüyor (bkz. başkası adına utanmak).

Logan Roy ise tam bir kapitalist domuz. Medya aracılığıyla rıza üretme gücünü en fazla para veren siyasi gruba satıyor. Mesela bir noktada Roman, Türkiye’ye gelip Azerbaycanlı iş adamı Eduard Asgarov ile bir görüşme yapıyor. Asgarov, zor durumda olan Waystar’a 20 milyar dolarlık bir yatırım yapabileceğini ama bunun karşılığında ATN’de Azerbaycan hakkında olumlu haberler yapılmasını istiyor. Roman, kabul ediyor.

Logan, kendini ideolojik bir mücadeleye adamış bir dava insanı falan değil, siyasi iklim bunu gerektirdiği için kanalında sağ siyaset propagandası yapıyor. En iyi bölümlerden biri olan, son sezondaki seçim gecesi bölümünde Demokrat ve Cumhuriyetçi adaylar arasında kimin kazandığının belli olmadığı çok yakın bir yarış geçerken ATN, [Trump çakması] gerici aday Mencken’in kazandığını açıklıyor. Peki ya aslında diğer aday kazanmışsa, o zaman ne olacak? “Resmi itiraz ve yeniden sayımlar aylar sürer, o süreçte de kazanan aday yolunu yapar, atı alan Üsküdar’ı geçti, biz kimi açıklarsak o kazanmıştır.” minvalinde konuşuyorlar kendi aralarında. Ne kadar tanıdık, değil mi?

Öte yandan, seçim sonucunu belirleyebilecek bir güce sahip olsa da, Waystar aslında değişen dünyanın gerisinde kalmış hantal ve eskimiş bir şirket. Yeni medya ve dijitalleşme çağını yakalayamamışlar. Vizyonlarını yenileyip kendilerini dönüştürmek yerine [ilk sezonda] küçük ama başarılı bir medya start-up’ı olan Vaulter’ı satın almayı tercih ediyorlar; tıpkı Amazon, Google, Facebook, Microsoft vb. diğer bütün mega şirketlerin yaptığı gibi…

İkinci sezonda Amerika şartlarında ilerici bir yayın yapan rakip yayın grubu Pierce Global Network’ü (PGN) satın almak için bir teklifte bulunuyorlar. “Detaylarda” anlaşamayınca birleşme olmuyor. Üçüncü sezonda Norveçli streaming şirketi GoJo ile birleşme görüşmeleri yapıyorlar çünkü Waystar’ın en büyük rakibi aslında Big Tech. Arada ufak tefek yerel gazete ve TV’leri de almaya çalışıyorlar. Anlayacağınız, Logan’ın tek bir vizyonu var o da medyanın kendi elinde tekelleşmesi. Bu kapitalizmin temel bir dinamiği: hayatta kalmak için yatırım yaparak ve rakiplerini yutarak büyümelisin.

Modern çağın parazitleri

Dikkat çekmek istediğim bir diğer nokta ise aile şirketi olan Waystar Royco’nun henüz ikinci jenerasyona devredilmek üzere olduğu… Yani Waystar görece yeni bir sermaye, aile de yeni zenginlerden (nouveau riche). Dolayısıyla düzen henüz oturmamış; bütün tantana da buradan çıkıyor zaten. Aile şirketlerinde kritik eşik genelde üçüncü jenerasyondur. Üçüncü jenerasyonu çözülmeden aşabilen aileler beşinci-altıncı jenerasyona kadar devam edebiliyorlar. Mesela bizde Koçlar ve Sabancılar üçüncü jenerasyondalar. Koçlar fena gitmiyor ama iş dünyası dergilerinden çok magazin dergilerinde gördüğünüz Sabancıların üçüncü jenerasyonu çözülme sinyalleri veriyor gibi.

Dizide Logan ölüyor; iç çekişmelerle çok fazla uğraşan Roy ailesi, dizinin son bölümünde, henüz daha ikinci jenerasyonu görmeden çözülüyor ve birleşmek istedikleri GoJo tarafından, tahminen 80 milyar dolara, satın alınıyor. Aile şirketini ayakta tutanın Logan Roy olduğu bir kez daha anlaşılıyor.

Velhasıl, Succession içinde yaşadığımız bu yozlaşmış düzenin çok iyi ve çok “gerçek” bir eleştirisini kusursuza yakın bir şekilde yapıyor. Zaten “gerçek” olduğu için bu kadar ilgi gördü bence. Fakat, izlerken zaman zaman, hatta çoğu zaman, Kendall’ı desteklemiş olabilirsiniz. Ya da kadın olduğu için üzerine basıldığından Shiv’in tarafını tutmuş feminist izleyiciler de vardır. Fakat Roylar, kabul edelim, hiçbir şekilde en ufak bir sempatinin dahi kurulmaması gereken insanlık düşmanlarıdır. Roy ailesi ve Waystar Royco modern çağın parazitleridir. Demokrasinin, ilerlemenin, eşitliğin, adaletin karşısındaki engellerdir. Uzun vadede insanlık ilerler. Biz krallardan, kraliçelerden, padişahlardan, sultanlardan kurtulduk. Elbet bir gün bu kapitalist domuzlardan da kurtulacağız.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir