Stockholm İnternet Forumu’nda neler konuşuldu?

Getting your Trinity Audio player ready...

Geçtiğimiz hafta Stockholm Internet Forum 2023 için Stockholm’deydim. Dünyanın dört bir yanından İnternet aktivistlerinin, devlet temsilcilerinin ve sivil toplum örgütlerinde çalışan profesyonel ya da temsilcilerin katıldığı forum gelenekselleşmiş olsa da bu yıl çok sayıda yeni yüzü ağırlıyordu.

Etkinliğin bir kısmı halka açık olarak online da yayınlandı bir kısmı ise anonim bir bilgi aktarımı şeklinde aktarılmak üzere gerçekleşti. Amaç aktivistlerin ve alanda çalışanların özgürce fikir ve deneyimlerini paylaşabilmeleriydi. Etkinliğin açık olan kısmında konuşulan bazı konuların hem kavramsal olarak hem de içeriksel olarak Türkiye’deki dijital alana ilişkin tartışmalarda bize ilham olabileceğini düşünüyorum.

Sık duyulan bir kavram: Çok paydaşlılık

Etkinlik SIDA Genel Direktörü Carin Jämtin’in konuşmasıyla başladı. Jämtin konuşmasında dijital teknolojilerin yaygınlığı ve erişebilirliğinin Ukrayna savaşı sırasında yurttaşların acil yardıma başvurmalarını sağlaması ve çok paydaşlılığın önemi gibi konulara vurgu yaptı. Bana kalırsa özellikle çok paydaşlılık kavramına yakından bakmakta fayda var. Çok paydaşlılık ya da “multistakeholderism”, belirli bir konu üzerinde, farklı ilgi grupları ve paydaşların dahil olduğu ve birlikte karar alıp yönetim süreçlerini şekillendirdiği bir yaklaşım olarak tanımlanıyor.

Etkinlik SIDA Genel Direktörü Carin Jämtin (Kaynak: SIF websitesi)

Çok paydaşlılık, genellikle internet yönetişimi, çevre yönetişimi ve diğer karmaşık küresel sorunları ele alırken başvurulan bir model. Bu modelde, hükümetler, özel sektör, akademi, sivil toplum örgütleri ve bireyler gibi çeşitli paydaşlar, bir konu üzerinde diyalog ve işbirliği içinde bulunurlar. Bu şekilde, çok daha geniş bir perspektiften ve daha kapsamlı bir şekilde ele alınır ve çözüm önerileri üretilir. Çok paydaşlılık, demokratik katılımı ve çözüm odaklı yaklaşımları teşvik eder.

“İnsanların offline olarak kullandıkları hakların online olarak da savunulması gerekir”

Ardından sahneye çıkan İsveç’in İnsan Hakları, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü Büyükelçisi Cecilia Ruthström-Ruin ise “İnsanların offline olarak kullandıkları hakların online olarak da savunulması gerekir” ifadesini kullanarak internetin sınırsız ve denetimsiz kullanımlarının ve devletlerin internet politikalarının yarattığı olası hak ihlallerine değindi. 

İsveç’in İnsan Hakları, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü Büyükelçisi Cecilia Ruthström-Ruin (Kaynak: SIF websitesi)

Devlet destekli yanıltıcı bilgi toksik bir durum yaratıyor

Bu iki konuşmayı izleyen panelde OHCRC’nin İfade Özgürlüğü Özel Raportörü Irene Khan, devlet destekli yanıltıcı bilginin iletişim açısından toksik bir durum yarattığını ifade etti. Bu toksisite durumunun üzerinde durmak şart. Zira çok sayıda aktör bu toksisiteden sorumlu. Ve gerçekten bir kontrol mekanizmasının kurulması kısa vadede bu kadar birbirine dayanan ve pragmatik işbirlikleri içerisinde olan aktörlerin varlığı nedeniyle güç. Khan, ayrıca, şirketlerin bu konuda sorumluluklarını ve çok paydaşlı çözümlere odaklanma ihtiyacını vurguladı. Forumda en çok eksikliği hissedilen, gerçekten bu olası çok paydaşlı çözümün en çok aranan aktörü olan dijital platformlardı.

Google, Meta gibi platformların bu tarz faaliyetlerde konuşmaktan kaçınması kurumsal iletişim ve marka çıkarları bağlamında “anlaşılabilir” gibi görünse de sosyal fayda bağlamında etkinliklerin etkisini düşürüyor. Otoriter devletlerde görmeye alışık hâle geldiğimiz yasa yapıcılarla ve yürütme erkiyle oturup konuşamama trendinin platform temsilcilerince sürdürülmesi hiç adil değil.

İnsani organizasyonlar ve siber savaş

Aynı panelde konuşan Kızılhaç Uluslararası Komitesi’nin Kıdemli Teknoloji Diplomasisi Delegesi Philippe Stoll, siber savaşın insani yardım organizasyonlarına nasıl dezenformasyon, mezenformasyon ve malenformasyon olarak yansıdığını anlattı. Gerçekten de hem Suriye’deki savaş sırasında hem de Rusya’nın Ukrayna işgali sırasında insani yardım organizasyonlarının komplo teorileriyle sık sık sınandığını tecrübe ettik. Bunun olası yıkıcı sonuçlarını ise oradaki insanların yaşadığını tahmin etmek güç değil. 

Bir silah olarak internet erişiminin kısıtlanması

Bana kalırsa bu girişteki panelin en ilgi çekici konuşması Htaike Htaike Aung tarafından yapıldı. Myanmar İnternet Projesi’nin Baş Sorumlusu Aung, Myanmar’daki darbenin ardından yaşanan internet kesintisini, bir tür silahlandırma stratejisi olarak tanımladı. Gerçekten de internet kesintisinin demokratik süreçleri sekteye uğratmak kadar günlük hayatın lojistik akışını durdurma noktasına getirebilecek boyutlarını tartışmaya açmamız şart. Bir “insan hakkı olarak İnternet erişimi” üzerine düşünmek ve erişim kısıtlamalarını bu bağlamda ele almak iyi bir çıkış noktası olabilir.

Etkinlikle ilgili benim genel izlenimim, sorun çözme noktasındaki tıkanmaların tamamına aslında konuşmacıların da sık sık değindiği belirleyici aktörlerin sorumluluk reddinin sebep olduğuydu. Günümüzde “nasıl bir internet” sorusuna yanıt ararken yönetmelikleri ortaya koyan aktörlerle onlardan etkilenen aktörlerin eşit, adil ve yapıcı bir ortamda tartışmasının şartlarının her geçen gün ortadan kalktığını görüyoruz. Her şeye rağmen internet problemimiz üzerine bambaşka kültürlerden gelen insanlar olarak ortak sorunlar üzerine konuşmanın hepimize iyi geldiğini söylemem şart. Türkiye’de de internet üzerine sadece yasaklar ve yönetmelikler üzerine olmayan, hayallerimizi ve ihtiyaçlarımızı yansıtan gerçek bir diyalog kurabilmek dileğiyle.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir
Daha fazlasını oku

Google ekosisteminin ekonomik değeri

Deloitte’un Google Türkiye için hazırladığı 2022 raporu yayınlandı. Raporun özetine ve değerlendirmesine geçmeden önce şunu belirtmekte fayda var:…
Daha fazlasını oku

Dezenformasyonun sosyal hayatı

Bizzat akademik literatür bağlamında olmasa da Türkiye’de dezenformasyonla mücadele bağlamında birçok iyi örnek gösterilebilir (Saka, 2017) . Tabii…