“Mahalle sakinlerinin dikkatine”: Pazarlamanın 4P’si nedir?

Getting your Trinity Audio player ready...

Duyulduğunda ilk olarak kapı kapı tencere tava satanları çağrıştıran bir kelime olabilir pazarlama, özellikle okur yazar kimseler için. Hadi dürüst olalım, entelektüel camianın büyük bir kesimi pazarlamayı küçük görür, küçük gördüğünden öğrenmez, yapanı yadırgar ama elinden geldiğince de, ki o mantık oldukça elinden de gelemez, yapar. Hayatın gerçeklerinden kimse kaçamaz; iş hayatının da gerçekliklerinden, işletmenin temel fonksiyonlarından biri pazarlama. Zira pazarlama, işin dağıtım ve reklam gibi satışa dönük taraflarından başka işin üretimi konusunda da işe koşuyor.

Pazarlama firmanızın çalışanlarına maaş ödeyebilmesi, ürün ve hizmetlerini üretebilecek kapasitede olabilmesi, kâr etmesi gibi amaçlarına ulaşması için kritik bir iş. Bunu başarmak için daha yapacağınız işin başında, ürün ve hizmetlerin geliştirilmesinde dahi pazarlama var. Üstelik bu bağımsız gazeteciler, anlı şanlı üniversitelerdeki akademisyenler için dahi tanıdık: Fon dağıtan kurumların sitelerindeki amaçlara baktığınızda siz de pazar araştırması yapıyorsunuz, amacınız talebe göre arz üretip satış sürecinde sıkıntı yaşamamak. Yazınızı gönderdiğiniz editörün geri bildirimlerini güzelce göğüsleyip metinlerinizi geliştiriyorsanız, kendiniz dahi fark etmeden müşteri memnuniyetini sağlıyorsunuz.

Pazarlamanın 4P’si

Bir proje üreteceğimiz zaman ilk derdimiz, potansiyel müşteri kitlemizin, haber dizisi hazırlıyorsak okuyucularımızın, bizi “öğrenmesi”, tanıması (marka bilinirliği), potansiyel müşteri kitlesinin o ürün ve hizmetle ilgilenmesinin sağlanması. Bir ajans haberini, bir gazetenin haber odasındaki stajyer sayfaya girdiğinde patlamıyor ama bilinen bir gazeteci köşesinde kısaca değindiğinde patlıyorsa, başarının sırrı sadece yılların tecrübesi değil: Biraz da pazarlama…

Fikir geliştirmeden müşteri tutundurmaya, mal ve hizmetlerin dağıtılmasına kadar her aşamada pazarlama var. Philip Kotler, pazarlama karmasını 4P diyerek özetlemiş: Product (Ürün), Price (Fiyat), Place (Dağıtım), Promotion (Tutundurma).

Ürün

İlk P, ürün. Üretimden önce yapılacak bir pazar araştırması, rakip analizi, hedef kitlenizin ilgi alanlarını incelemek ürünün satışı problemini de çözer. Belgeseller için açılan fonlara başvurmak, belgesel yaptıktan sonra yayınlatmak için sponsor aramaktan işte bu yüzden mantıklı. Ürünlerin özellikleri anlaşılır olmalı ve tüketiciyi yanıltmamalı. Bu, haber endüstrisi için de geçerli; tıklatmak için atılan taklaların okuyuculara neler söylettiğini hepimiz biliyor olmalıyız. Son olarak ürünün özellikleri, içeriği doğru aktarılmalı ve doğru konumlandırılmalı.

Fiyat

Pazarlamanın ikinci temel meselesi, fiyatın doğru belirlenmesi. Eğer daha çok üretip daha çok satmak istiyorsanız, doğru fiyatları yakalamayı başarabilmelisiniz. Doğru fiyat, fiyat kırarak ucuz vermek veya “Ben bu işi yapayım, devamı gelir” demek değildir; “Norveç’te belgesel film için şu kadar para veriyorlar, ben de o kadar isterim” demek de. En çok karşılaştığım, hazırladığı özel içerikler için SEO metni için sunulan fiyat tekliflerine razı olarak robotlarla yarışanlar ile Türkiye’de içerik ısmarlayan yabancı kurumların fiyatlarına alışıp Türkiye’deki müşterilerine yüksek fiyatlar çekenler. Bunların ilki, hakkından düşük parayı kabul ederek işi alsa da hayatını sürdüremez hâle geliyor ki bu da üretimi durdurması anlamına geliyor; hem kendi hem de pazar için kötü. İkincisi ise müşterisinin cebinde olmayan parayı hayal ederek kazanabileceği paradan olurken müşteri de işini istediği gibi yapamamış veya yaptıramamış oluyor. İlkinde içeriği üreten piyasayı bozuyor; o, o fiyatlara çalışmayı kabul ettiğinde müşteri o ürünün gerçek fiyatının o olduğunu düşünerek bundan sonraki işlerinde başkalarından da benzer rakamlar bekleyecek, bulamazsa almamayı tercih edecek ve piyasa ister istemez düşecektir. İkincisinde ise söz konusu kurumlar rayici yukarı çektikçe başka yayınların içerik üretme kapasitelerini zedeledikleri gibi, söz konusu rakamı duyan bir sürü içerik üreticisi arasında seçim yapmak, onlarla süreç yönetmek gibi gizli ek maliyetlere katlanıyorlar. Ürünü piyasa koşullarına göre fiyatlamak, doğru fiyatı tutturabilmek iki taraf için de önemli. 

Doğru fiyatı tutturabilmek için ilk yapmanız gereken piyasa araştırması. Çevrenizde benzer işi yapanlara ne kadar talep ettiklerini sorabileceğiniz gibi hiç tanımadığınız yerleri fiyat almak için de arayarak fikir edinebilirsiniz. Ancak her halükârda dikkat etmeniz gereken ise üretim maliyetleriniz. Sizi bir daha üretemeyecek hâle getirecek fiyatları asla vermeyin. Diğer bir etmen, hedef kitleniz. YouTube da olsa Netflix de olsa sonuçta yine video çekeceksiniz ama hedefiniz Netflix’e satış yapmaksa fiyatınızı yüksek tutsanız iyi edersiniz, zira müşterinizin beklentileri yüksek olduğu için prodüksiyon maliyetleriniz de yüksek olacak. Ölçülmesi en zor etmen ise, tüketicinin ürüne ödemeyi kabul ettiği fiyat aralıkları. Çalıştığınız firma Netflix’e dizi satmış ve 100 lira almıştır ama siz o firmadan ayrılıp kendi firmanızı kurarak 13 lira teklif verip satamayabilirsiniz; çünkü Netflix o 100 lirayı o firmaya vermiştir ve sizin yeni firmanız için 13 lirasının ziyan olacağını düşünmektedir. Bu da küsüp bırakmak yerine pazarlama faaliyetlerine bir an evvel odaklanmanız gerektiğini gösterir. Son olarak, içerik üreticilerinin dijital varlıkları da influencer pazarlamada gördüğümüz üzere birer değer; bir içerik üretip yayınladığınızda yüksek takipçi sayısına sahip hesaplarınız varsa, yalnızca üretim maliyetlerini değil, dağıtım bedelini de fiyata ekleyebilirsiniz. 

Dağıtım

Ürününüz güzel, fiyatınız da doğru ama bir de müşteriye ulaştırma kısmı var. Dağıtım kısmında problem olursa, diğer tüm çalışmalar da ziyan olabilir üstelik. İçerik yaratıcıları ve yayıncılar için dağıtım sorununu çözen, internet ve yeni medya araçları oldu ama tam dağıtım kanalları üzerine düşünmeyi gerektirmeyecek kadar güzelleşmişti işler, her geçen gün yeni bir platform gelince derdimiz büyüdü. Bugün “TikTok’ta mı seri yapsam?”, “Medium’da mı blog açsam?, “Aslında YouTube da fena gitmiyor”, “Yine en iyisi Instragram” gibi fikirler arasında kaldıysanız; aslında siz de gofretini hangi markette hangi reyona hangi sıraya koyacağı üzerine düşünen gıdacı ile dert ortağısınız. Çözüm konusunda da onun davranışlarından fikir alabilirsiniz: O nasıl tüm gofretleri tek bir markete yığmıyor, köşedeki bakkallara da küçük birer koli bırakıyorsa siz de tüm gücünüzü Instagram’a vermek yerine, biraz LinkedIn’e de ayırabilirsiniz. Tüm bu kararlar, pazarlama stratejinizin bir parçasıdır. 

Tutundurma

Söylendiğinde akıllara logo basılı çakmak getiren promosyon (tutundurma) faaliyetlerinin ana gayesi ise pazarlama arenasında yer kapabilmek ve ardından güçlü kalabilmek, doğru tanıtımlar yaparak potansiyel ve mevcut müşterilerine ürün ve hizmetlerini fark ettirmek. Tüm bunlar için yapılanlar ise satış çalışmaları, halkla ilişkiler, sponsorluklar, ürün yerleştirme, e-posta pazarlaması, içerik pazarlaması, influencer pazarlaması, sosyal medya pazarlaması, reklam ve evet, promosyonlar. Her biri ayrı yazıların konuları olduğu için şimdilik saymakla yetinelim. Her birinde dikkat edilmesi gereken ise, hedef kitlenizin tercihleri. Hedef kitlenize olduğu yerde istediğini verirseniz iş başarıya ulaşır; bu da ancak tastamam bir pazarlama stratejisiyle mümkün olur. Bir de ona bakalım.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir