Aynı dili konuşanların ortak mücadelesi: Lafun Aykirisi

NewsLabTurkey Kuluçka mezunlarıyla görüştüğümüz serinin yeni konuğu Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğa ve yaşam hakkı mücadelesi veren dört kadının hikâyelerinden oluşan video röportaj serisi “Lafun Aykirisi”ni hazırlayan Eren Dağıstanlı.

Dağıstanlı, 2000’li yılların ilk yarısından itibaren ekolojik mücadelenin içinde. Kendini, yerel halk ve oluşumlarla birlikte bu mücadelenin bir parçası olarak görüyor. Bu mücadelenin bir öznesi olarak “eylem arkadaşlarımız, mücadelelerinden çok şey öğrendiğimiz insanlar” dediği dört kadını dinleyerek “Lafun Aykirisi” isimli bir video-röportaj serisi hazırladı. Seri boyunca ekolojik mücadelenin içinde olan Fındıklı’dan Melahat Ertaş Alişan’ı; Artvin’den Neşe Karahan’ı, İkizdere’den Ayşe Baş’ı, Çamlıhemşin’den Rabia Özcan’ı dinliyoruz.

“Bu insanlar sembol değil, gerçek insanlar. Mücadele ediyorlar, yaşadıkları her şey gerçek. Onları sembolleştiren kamuoyu ve bizleriz. Sonrasında neler oluyor peki?” sorusundan hareketle bir nevi vefa borcunu ödediğini söyleyen Eren Dağıstanlı’dan “Lafun Aykurisi’nin hikâyesini dinledik.

“Hepsi eylem arkadaşım”

Arkada Hopa manzarasının göründüğü ofisinde, “malum mekânımız” Zoom’da buluşuyoruz Eren Dağıstanlı ile. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğa ve yaşam hakkı mücadelesi veren dört farklı kadının hikâyelerinden oluşan video röportaj serisi “Lafun Aykirisi”ni ve hazırlık sürecini konuşacağız.

Lafun Aykirisi’nin ilk bölümü ağustos sonunda yayınlansa da Dağıstanlı, uzun süredir üzerine düşündüğü bir fikir olduğunu söylüyor. Dağıstanlı, 2000’li yılların ilk yarısından itibaren çevrede ekoloji konularında hak arayışı mücadelesinin içinde olan bir isim. Kendini, yerel halk ve oluşumlarla birlikte bu mücadelenin bir parçası olarak görüyor. Gazetecilik ile ilişkisini de “ belki yurttaş haberci diyebiliriz ” diyerek tanımlıyor: “Özel haberler yaptım ancak ‘gazeteciyim’ diyemem. O başka bir şey. Gazeteciyim dersem, başkalarına haksızlık olurmuş gibi geliyor.”

“Lafun Aykirisi”, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğa ve yaşam hakkı mücadelesi veren dört farklı kadının hikâyelerinden oluşan bir video röportaj serisi. Seride yer alan dört kadının da eylem arkadaşı olduğunu söylüyor Dağıstanlı: “Ellerinde büyüdüğümüz, mücadelelerinden çok şey öğrendiğimiz ve öğrenmeye devam ettiğimiz insanlar hepsi…” Seri boyunca uzun yıllardır ekolojik mücadelenin içinde olan Fındıklı’dan Melahat Ertaş Alişan’ı; Artvin’den Neşe Karahan’ı, İkizdere’den Ayşe Baş’ı, Çamlıhemşin’den Rabia Özcan’ı dinliyoruz. 

Çekim ve hazırlıklar dahil tüm bu sürecin yaklaşık iki ay sürdüğünü, hava koşulları ya da “çay zamanı” gibi nedenlerle programın değiştiğini anlatıyor Dağıstanlı. Videoda yer alan kadınların çoğunun çay topladığını ve bu nedenle buna uyum sağlayacak bir takvim belirlediklerini öğreniyorum. Dere sesinin, konuşma seslerinin önüne geçtiği de olmuş; çay zamanına uyum sağlamak için temmuz ayında planladıkları çekimleri erteledikleri de. “Coğrafyanın kurbanı olduk diyebiliriz,” diyor o da.

“Aynı dili konuşan insanların dayanışması”

“Lafun Aykirisi” yola çıktığı ilk günden itibaren dayanışmayla büyümüş. Çekimlerin büyük bir bölümünü yine hak mücadelesinden tanıdığı Caner Odabaş ile birlikte yürüttüklerini, yine çekim aşamasında Dilan Şahinbaş ve Gamze Topuz’un destek verdiğini, kurgu aşamasında ise fikirleriyle iletişimci Funda Başaran’ın kendisine destek olduğunu anlatıyor. Dayanışma bununla da sınırlı değil, müzikler ve hatta video serisinin ismi bile dayanışmanın çıktısı. Müzisyenlerin tamamı, şarkılarının kullanılmasına gönüllü olarak izin vermiş. Dağıstanlı’nın “Bu mücadeleyi anlatıyor, çok çok sevdiğim bir şarkı” dediği Selim Bölükbaşı imzalı “Gri Sular” da bu şarkılardan biri. Aynı şekilde Harun Topaloğlu’nun da yine İkizdereliler’in verdiği mücadeleyi anlatan “Eskenci Destanı”nı ve Volkan Cebeci’nin “İsyan” adlı şarkısını kullanmalarına izin verdiğini söylüyor Dağıstanlı.

Serinin ismi “Lafun Aykirisi” ise Ayşenur Kolivar’ın Karadenizli kadınların HES mücadelesini anlatan şarkısından geliyor. “Videoda yer alan kadınlar da meseleyi tam ‘kitabın ortasından’ konuşan kadınlar. Ayşenur Abla da çok mutlu olacağını söyleyerek kabul etti bu ismi kullanmamızı,” diyerek isme nasıl karar verdiklerini aktarıyor.

Video serisi, kadınların anlattıklarını merkeze alsa da aslında geniş bir arşiv araştırmasına da ver veriyor. Burada da devreye yine dayanışma girmiş elbette. 

Yeşil Artvin Derneği’nin 25 yıllık mücadele arşivini paylaştığını; Karadeniz İsyandadır, Fındıklı Dereleri Koruma Platformu, Fırtına İnsiyatifi, İkizdere Dernekleri Federasyonu, İkizdere Çevre Derneği gibi birçok oluşumun arşiv görüntülerini paylaştığını; çok sayıda avukatın kendilerine destek verdiğini; teknik bir sorunla karşılaşınca Fındıklı Belediyesi’nin kameralarını kullandıklarını da öğreniyorum. Bunun yanı sıra NLTR Kuluçka eğitimi vesilesiyle tanıştığı Işın Eliçin, Büşra Kılıç ve Tansel Erdem Yılmaz’ın kendisine çok destek olduğunu anlatıyor Eren Dağıstanlı.

Bunlardan da anlaşılacağı üzere “Lafun Aykirisi” tam anlamıyla bir dayanışmanın ürünü. Dağıstanlı da bu durumdan çok memnun, “Hepsi aynı dili konuştuğumuz, ortak dertleri olan insanlar. Kolektif bir emeğin ürünü oldu bu iş. İlk deneyimim olarak keyifle bahsettiğim, hepimizi heyecanlandıran bir proje oldu” diyor.

Dağıstanlı, NewsLabTurkey Kuluçka Programı mezunlarından biri. Programının kendisine, “bir şey yapma gücü ve vesilesi” verdiğini söylüyor. On iki katılımcıyla beraber katıldıkları eğitimlerde birbirleriyle temas ve dayanışma içinde olduklarını da ekliyor sözlerine. Üstelik ilişkileri yalnızca gazetecilik faaliyetleriyle de sınırlı değil. Gazetecilik ve ekolojinin çok da ötesinde şeyleri de paylaştıkları bir dayanışma içindeler.

“Bu insanlara vefa borcumuz var”

Karadenizde anlatacak hikâyesi olan insanların sesine kulak veren Dağıstanlı, tüm bu yaptıklarının aynı zamanda bir vefa borcu olduğunu söylüyor. Videoda yer alan kadınların yanı sıra çevre ve ekoloji mücadelesini öğrendikleri insanların seslerini duyurmak, hikâyelerini anlatarak vefa borçlarını ödemek istiyor.

Dağıstanlı ile konuştukça, bu video serisini bir gazetecilik refleksi ve motivasyondan çok daha fazlasıyla yaptığını fark ediyorum. Işıklar sönüp kameralar kapanınca bu insanlara neler oluyor sorusunun cevabının peşinde olması da bunun en büyük nedeni:

“Bu insanlar sembol değil, gerçek insanlar. Bu sorunları yaşıyorlar, yaşadıkları her şey gerçek. Onları sembolleştiren kamuoyu ve bizleriz. Örneğin ‘Devlet Kimdur?’ diyen Havva Ana neredeyse her yere manşet oldu. Ancak gerçek isminin Rabia olduğunu bilen çok fazla kişi yok. Peki bu insanlar şimdi ne yapıyorlar, hayatları nasıl, ne durumdalar? Bu soruların yanıtını bilmiyoruz çoğumuz. Ya da Yeşilyol’daki muhteşem direnişi hepimiz hatırlıyoruz ama sonra o mücadelenin parçası olan arkadaşlarımızın işletmelerine, kafelerine gidip sudan sebeplerle cezalar yazdıklarını kaçımız biliyoruz acaba?”

“Artık olmayan şeylerin türkülerini söylüyoruz”

Bu sorulara yanıt verme amacıyla yola çıktığını söylüyor Dağıstanlı. Yeterince takip edilmediği ya da bilinmediği için de kimseyi suçlamıyor. Kendince bir adım attığını, bilinmesi için bu projeye başladığını anlatıyor. Mücadeleyi belgelemenin yanı sıra bu mücadelenin öznelerinin hikâyelerini de kendi ağzılarından dinlememize olanak sağlıyor aslında.

Dağıstanlı da coğrafi özellikler ile insanların karakterleri arasında güçlü bir bağ olduğuna inananlardan. Bu durumun değişmeye başladığını ve bu değişimin pek de olumlu olmadığını söylüyor.

Eren Dağıstanlı: "Gelevera ve birçok dere artık akmıyor; üzerine HES yaptılar çünkü. Yani biz artık olmayan şeylerin türkülerini söylüyoruz." Tweet'le

Karadeniz şarkılarından örnek veriyor gülerek: “Dere tepe, taş dağ geçmeyen türkümüz yok. En meşhuru ‘Gelevera Deresi’; dere iki dağın arasından akacak tabii başka nereden aksın? Böyle düşününce çok gülüyorum aslında. Ancak bir başka acı durum var. Gelevera ve birçok dere artık akmıyor; üzerine HES yaptılar çünkü. Yani biz artık olmayan şeylerin türkülerini söylüyoruz.”

Bu arada serinin olumlu geri dönüş alacağına inansa da ilk videonun ardından gelen ilginin kendisini şaşırttığını da itiraf ediyor. Dağıstanlı artık olmayan, oldurulmayan şeyleri; insan hikâyelerini unutturmamak için hem mücadelesine hem de video serisine devam etmek istiyor elbette. Video serisinin devamında Batı Karadeniz tarafına da geçmeyi planladıklarını, “Çayeli’nden öteye geçmemiz lazım,” diyerek anlatıyor. Neler olacak, yine “kitabın ortasından konuşan” kimlerle tanışacağız bekleyip göreceğiz.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir