Gazeteciler için hikâye anlatma rehberi

Hikâye okumak, dinlemek ya da anlatmak. İnsanlık çok çok uzun zamandır iyi hikâyeler etrafında birleşmeyi başarıyor. Hepimiz -yöntemi ve tarzı farklı olsa da- hikâyelerin söylediklerine, verdikleri mesajlara ve sundukları çözümlere kulak veriyoruz.

Hikâyelerin gücüne kulak verenler arasında gazeteciler de yer alıyor. Habere ilginin azaldığı ve insanların haber okumaktan kaçındıkları bir dönemdeyiz. Reuters Enstitüsü’nün 2022 Dijital Gazetecilik Raporu verilerine göre de haber okuma konusunda eskisi kadar “hevesli” değiliz. Rapora göre insanların %43’ü Covid-19 ve politika haberlerinden bıktıklarını, %36’sı haberlerin modlarını olumsuz şekilde etkilediğini, %29’u fazla haber görmekten bıktıklarını, yine %29’u haberlerin güvenilmez ya da taraflı olduğunu, %17’si haberlerin dahil olmak istemedikleri tartışmalarla ilgili olduğunu, %16’sı ise haberlerdeki bilgilerin işlevsiz olduğunu söylüyor. (Raporun öne çıkan bulguları için sizi buraya alalım.)

Medya ve gazetecilere güvensizliğin hakim olduğu bir dönemde, bu veriler gazetecilere, gazeteciliğin ve haber anlatma şeklimizin değişmesi gerektiğinin sinyallerini veriyor. Aslında biraz düşününce gazetecilerin de geçmişten günümüze yaşananları, var olanları, kayıpları aktardığını, bir yönüyle hikâye anlattığını fark edeceksiniz. Evet, hâlâ haberi, haber yapan temel kurallar ve etik değerler geçerli ancak hepimiz iyi hikâyeleri okumaya dair büyük bir arzu duyuyoruz. Her şeyin baş döndürücü bir hızda gerçekleştiği bu çağda bilgi hızlı tüketilen bir şey olsa da bir çoğumuz iyi hikâyeleri okumak için durup soluklanmaya istekli. Ve artık hikâyelerimizi farklı kalıplar, teknikler kullanarak anlatmanın zamanı.

Hikâye anlatıcılığının geleceği parlak”

Cumhuriyet.com.tr Kreatif Direktörü Ilgaz Fakıoğlu da hikâye anlatıcılığının günümüzdeki formuyla gazetecilik için bir zorunluluk haline dönüştüğünü düşünenlerden. Fakıoğlu uzun zamandır dijital gazetecilikte yaratıcı içerik dönüşümü, kavramsal içerik üretme, hikâye anlatıcılığı üzerine çalışıyor. Hikâye anlatıcılığının gazetecilik dünyasındaki geleceğinin “parlak” olduğunu söylüyor Fakıoğlu. Bunun nedenini, “Yaşadığımız kavramsal dijital ekonomi çağında topluluk yönetimini sağlayan, topluluklar üzerinde kümülatif etki gösterebilen bir gazetecilik temelinin ancak dijital hikâye anlatıcılığı merkeziyetinde sağlanacağını görüyorum” diyerek açıklıyor.

“Her şey haber olabilir ama her şeyin haber değeri yoktur”

American Press Institute, “Her şey haber olabilir ama her şeyin haber değeri yoktur” diyor. Bahsi geçen “her şeye”, haber değeri katacak olan ne diye soracak olursanız burada devreye biz gazeteciler giriyoruz, yani gazetecinin doğrulama, görüş alma ve hikâye anlatımı yeteneği. Filiz Gazi’nin edebiyat ile gazetecilik arasındaki ilişkiyi araştırdığı yazısında, gazeteci ve yazar Elif Key, “kuru haber” diye ifade ettiği haber metinlerini şu şekilde anlatıyordu: “Gazeteci aynı zamanda hikâyeciyse bir durumu, bir olayı, bir ruh halini, bir mekânın tasvirini bir gazeteci gibi detaylarıyla verir. Benim gazetecilik yaklaşımımda eğer ajans gazetecisi değilseniz her haber, her yazı, her haber içerikli makale de hikâye gibi ele alınmalıdır. Başından sonuna kadar soluk almadan bir şeyi okumanın inanılmaz zorlaştığı bir dönemde yaşadığımız için insanların vaktini kuru kuru haberlerle çalmamak, ‘Ben bunu şimdi niye okudum?’ sorusunu sordurmamak gerekir.”

Fakıoğlu ise bu alanın büyüklüğüne de dikkat çekiyor ve edebi gerçeklik/edebi gazetecilik/anlatı gazeteciliği ve günümüzdeki haliyle dijital hikâye anlatıcılığı sunumuyla yüz yıllık bir geçmişten bahsettiğimizi hatırlatıyor. Bu arada hikâyenin öne çıktığı bu türün köklerinin 19. yüzyıla kadar uzandığını da ekleyelim. 

Farklı bir anlatıcılık mümkün

Gazetecilik ve hikâye anlatıcılığı söz konusu olduğunda her ne kadar kökleri geçmişe uzanan bir anlayıştan bahsedilse de Fakıoğlu, günümüzde eski bir form olan edebi gerçeklik/gazetecilik ya da anlatı gazeteciliğiyle bugünkü dijital hikâye anlatıcılığı formunu ayırmanın da gerekliliğine inanıyor.

Dijital hikâye anlatıcılığının, sonuç odaklı; son dakika, ters piramit bazlı bir haberden ve aslında bu ihtiyaçtan farklı olduğunu söylüyor Ilgaz Fakıoğlu. Böylece aslında dijital hikâye anlatıcılığını da tanımlamış oluyor: “Farklı bir yazım piramidi ve tekniği olan, makro bağlamlara; doğru kürasyon ve modüler gazetecilik formatlarıyla birleştirilme ihtiyacı olan bir temel.”

İyi bir hikâye anlatıcısı olmak için doğrulama, veriler sunma, gerekli uzman görüşleriyle içeriği destekleme önemli olsa da hikâyeleri dinlenmeye değer yapacak en önemli şey muhabirin bu konudaki becerileri ve hikâye anlatma yeteneği.

Hikâye anlatma, gerçekleri, fikirleri paylaşmanın ve ikna etmenin geçerli yollarından biri olarak kabul ediliyor. Fakıoğlu da yönünü hikâye anlatıcılığına çevirmek isteyen gazetecilere ilk olarak, kendi hikâyelerini oluştururken ihtiyaçlarını belirlemelerini öneriyor:

“Sıcak, rutin, son dakika haber modelinde değil yavaş gazetecilik modeline uygun, premium içerikler tabanında merkeziyet kazandığı için hikâye anlatıcılığını yayın politikanızdaki belirli içerikler için kullanmanız gerektiğini bilmelisiniz. Öte yandan gerçekleri temel alan fakat sunumu kurgu-anlatı tekniğine dayandığı için kurgusal tekniklerle anlattığınız gerçeğin merkezinden kopmamak büyük bir hâkimiyet istiyor.”

Türkiye’de globaldeki işleyişe ihtiyaç var

Şu an dünya gazetecilik trendlerinde haberi iyi bir hikâye şeklinde sunmanın, olayları özelden başlayıp genele doğru anlatmanın popülerleştiğini görüyoruz.

Fakıoğlu, ABD gazeteciliğindeki Vox, NY Times ve Financial Times gibi yapıların ortaya koyduğu “Factual Storytelling’’ modelinin çok iyi örnekler olduğunu söylüyor. Dünya genelinde hikâye anlatıcılığı, gazetecilikte önemli bir yer tutarken Türkiye medyasındaki işleyiş birçok yönüyle daha farklı. Türkiye’de gündemin hızlı değişimi, gazetecilerin maruz bırakıldığı sansür ve ifade özgürlüğü kısıtlamaları Türkiyeli gazetecilerin önceliklerini elbette etkiliyor. Fakıoğlu ise Türkiye medyasında hikâye anlatıcılığı ve gazetecilik ilişkisinin globale göre daha eksik ve özellikle yanlış yerlerde yapıldığını söylüyor. Bu durumun nedenini ise üretimin azlığına değil, üretim şekline bağlıyor:

“Türkiye’de yaratıcı içerik merkeziyeti globale göre biraz bu işi eksik ve yanlış yerde yapma alışkanlığına sahip. Ama bu üretim azlığından ziyade üretimin uygulanma şekliyle alakalı. Türkiye’de dijital hikâye anlatıcılığının gelir modelini büyüten, daha fazla okuyucuya ve kalıcılığa sahip olamamasının iki temel sebebi var. 

Birincisi bu iş hâlâ platform ve video merkeziyeti temelinde yapılıyor. Hikâyeler doğru mecra kurgularıyla, longform(uzun süreli) hikâyelerle ve modülleri tüm platformlara dağıtan sistemlerle birleştirilemiyor. Mecraya taşınmadığı için ürün tarafında yapılan geliştirmelerle bu yapılar; ileri seviye hikâye anlatıcılığının sunum formatlarından olan scrollytelling, interaktif içerik, XR gibi türevlerle birleşemiyor. Bu noktada özellikle hikâyenin çekirdeğini merkeze yani mecraya koyan, hikâyenin içindeki video-podcast ve farklı modüler kurguları platformlara dağıtan globaldeki işleyişe ihtiyaç var.”

Fakıoğlu’nun işaret ettiği ikinci nokta ise üretimin temelinin halen edebi gazeteciliğe ve ters piramide dayandırılması. Günümüz gazeteciliğine baktığımız zaman, sadece yaşananları aktarmanın çok daha ötesinde bir gazeteciliğe ihtiyacımız olduğunu fark ediyoruz. Başlarken de söz ettiğimiz “haberden kaçma” bu ihtiyacın en önemli nedenlerinden biri. Aslında gündemi ya da son dakika gelişmelerini takip etmek için kısa bir sosyal medya turunun yeterli olduğu bir dönemdeyiz. Ancak bundan çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Ya da şöyle diyelim: Maruz bırakıldığımız içerikler ya da haber başlıkları ne kadar önemli olsa da bir süre sonra bu içerikleri kanıksamaya başlıyoruz. Çünkü okuduğumuz haber metinleri, çok da farklı şeyler söylemeyen, kimi zaman bir duygudaşlık yaratmayan, çözüm önerisi sunmayan, birbirinin kopyası metinlere dönüşmüş durumda. Bu durum da söz konusu olaylara verdiğimiz önemi azaltabiliyor. 

Fakıoğlu, Türkiye medyasında hikâye anlatıcılığına dair eksik bulduğu diğer nedenleri şöyle açıklıyor:

“Türkiye’de ‘Factual Storytelling’ yapısına sahip Freytag Piramidini, dramatik kurguyu uygulayabilen ve sürdürülebilir kılan bir yapı yok. Bu yüzden video merkeziyetindeki işler her ne kadar güzel gözükse de etkisi ve yeniden izlenilebilirliği belirli hedef kitlelerde kısıtlı şekilde kalıyor. Oysa iyi yapılan bir hikâye evergreen formatında kalarak bir gerçeği sizlere seneler sonra da gösterilebilir pozisyonda olabilir. Bunu geçmişte ABD’de yayınlanan longform içeriklere bakarak görebilirsiniz. Gerçeği anlamlandıran, metin piramidi ve duygu tasarımı güçlü; size olayların sonucunu değil arka planını sunan ve kümülatif etkisi uzun süren içerikler bunlar. Bu noktada biraz daha anlam üreticiliği ve anlam odaklı bir gazetecilik anlayışına ihtiyaç var. Çünkü en başta da dediğim gibi dijital hikâye anlatıcılığı kavramsal dijital ekonomi çağın tüm bağdaştırıcılığı ve bütünselliğini uygulayan bir sistem.”

Hikâye anlatıcılığı gazetecilere duyulan güveni azaltabilir mi?

İyi hikâyeler dinlemeyi severiz; hikâyeyi iyi anlatıcılardan dinlemeyi daha da çok. Hikâye anlatıcılığı gazeteciler için yeni kapılar açsa da hikâye anlatımının, gazetecilerin gerçeklerin peşinde koşması önünde bir engel olduğu yönünde eleştiriler de mevcut. Hatta gazetecililerin hikâye anlatma motivasyonunun gazetecilik rollerine aykırı olduğunu savunan görüşler de var. 

ABD merkezli bir araştırma, kendilerini “hikâye anlatıcısı” olarak tanımlayan gazetecilerin, kötü bir izlenim bırakabildiğini gösteriyor. Araştırma, muhabirin “hikâye anlatıcısı” olduğu söylendiği durumda haber tüketicilerinin, haberin taraflı olduğu konusunda hemfikir olma olasılıklarının daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Bu durumun nedenleri arasında hikâyenin sansasyonel hale getirilme ihtimali, hikâyenin bazı yönlerinin önemsizleştirdiği ve herkesi adil bir şekilde resmetmediği, muhabirin kendisinin önyargılı olabileceği gibi nedenler yer alıyor.

Bazı olumsuz tepkiler arasında “Hikâye anlatıcısı bana iyi eğitimli bir yalancı gibi geliyor” ve “Bu ifade bana bir hikâye uyduracaklarını hissettiriyor” gibi ifadeler de yer alıyor.

İyi bir hikâye anlatma ya da hikâyeyi iyi anlatma isteği, gerçeğin önüne geçebilir mi?

Bu araştırmadan hareketle, Twitter hesabımda (takipçi sayım oldukça az ancak çevrem genelde gazetecilerden oluşuyor) “Bir gazetecinin kendini storyteller olarak tanımlaması haberlerine olan bakış açınızı değiştir mi?” sorusunu sorduğum bir anket yaptım. 33 katımlıcının(ne kadar kapsayıcı bir anket olduğu tartışılır) %51.5’i “evet” derken; %48.5’luk bir oran “hayır” dedi. Oranların yakınlığı beni şaşırtsa da dikkat çeken asıl şey, hikâye anlatıcısı kavramlarına olumsuz yaklaşanların açıklamalarının güven konusu etrafında birleşmesiydi. Hikâyeyi anlatanın ya da haberi kimin haberleştirdiğinin anlatılanlara inanmak için bir numaralı ölçüt olduğunu dile getirenler de vardı. Bu minik anket vesilesiyle, hikâye anlatıcılığı ve iyi hikâye anlatma becerisi çok önemli olsa da ondan daha da önemli olan şeyin hikâyeyi anlatan kişiye duyduğumuz güven olduğunu bir kere daha gördüm. Medya ve gazetecilere güvensizliğin hakim olduğu, dezenformasyonla çok sık karşılaştığımız bir ortamda bu ölçüt şaşırtıcı değil elbette.

Bu nedenle, “İyi bir hikâye anlatma ya da hikâyeyi iyi anlatma isteği, gerçeğin önüne geçebilir mi” sorusu ve beraberinde haklı getirdiği eleştirilere kulak vermekle birlikte hikâye anlatım tarzının iyi bir gazeteciliğin önünü açtığını ve hatta günümüz koşullarında bir zorunluluğa dönüştüğünü de fark etmek gerekiyor. Hikâye anlatıcılığının gazetecilerin objektifliğine ve gazetecilere duyulan güveni azaltabileceğine yönelik eleştirilerini sorduğum Fakıoğlu ise gelecekte hikâye anlatıcılığının bir zorunluluğa döneceğini söyleyerek başlıyor söze:

“NLP tarafında yapılan geliştirmelerle bir şekilde son dakika haberciliğinin azalacağı/bitebileceği bir dönem gelecek. Burada insan kaynağını farklı yere yönlendiren kurumların belirli bir dönemde hikâye anlatıcılığı uygulaması zorunluluk haline gelecek. Çünkü bağlamı güçlü, bağdaştırıcılığı ve niteliği yüksek içerikler için insan kaynağına ihtiyaç olacak. Bu etik tartışmaların ve güven azalmasına yönelik eleştirilerin o dönemde daha çok öne çıkacağını düşünüyorum.”

Günümüzde kötü yazılmış, belirli bir disiplini olmayan ve kurgu tekniklerinin tamamen gerçeği gölgelediği hikâyelerin bir gazetecilik işi olmadığını da belirten Fakıoğlu’nun hikâye anlatıcılığının gazetecilerin objektifliğine ve gazetecilere duyulan güveni azaltabileceğine yönelik eleştirilere yanıt olarak “Disiplini takip eden, gerçeği gölgelemeyen ve hikâyeyi bir içeriği güçlendirme tekniği olarak kullanan içerikler/gazeteciler,” diyor.

İyi hikâye bir kamp ateşi gücünde

Aklıma düşen bir diğer soru ise “her iyi hikâye bir haber olabilir mi?” oluyor. Bir de Fakıoğlu’nun iyi bir anlatıcı olmak isteyen gazetecilere neler önerebileceğini merak ediyorum.“Gazetecilerin ilk sorusu ‘Neye ihtiyacınız var?’ olmalı. Anlatmak istediğiniz gerçek ‘kısa bir haber’ vermek niyetinde mi yoksa bir bağlama, nitelikli bir içeriğe dönüştürülebilir mi? Bu soruya gazetecilerin verdiği yanıt çok önemli” diyor Fakıoğlu ve devam ediyor:

“Evet her iyi hikâye bir haber olabilir ama her haber bir hikâyeye dönüşmeyebilir. Öte yandan gazetecilerin ters piramit tekniğinden çıkıp Freytag Piramidi gibi teknikleri öğrenmesi, kendi metinlerini buna göre konumlayabilmesi; modüler gazetecilik ve kürasyon ilişkisine sahip olması gibi nitelikler öne çıkıyor. Fakat iyi bir anlatıcıyı ortaya çıkaran temel noktanın içeriğin duygu tasarımı ve ritmik yapısını belirleyen noktalarda olduğunu düşünüyorum. Örneğin içerikte karakter odağını kurabiliyor musunuz? Karakter yolculuğu ve hikâyenin akışı doğru orantıda ilerleyebiliyor mu? Perspektifiniz ne? Hikâyedeki alegoriyi ne üzerine kuruyorsunuz? Bu tip sorular bir içeriğin mikro tarafı olarak gözükse de iyi bir hikâyenin yaratılmasını ve okuyucuda etkisinin büyük olmasını sağlıyor.”

Öte yandan gazetecilerin nasıl daha iyi hikâye anlatabilecekleri konusunda eğitim alabilecekleri kurslar ve atölyeler de mevcut. Bu önerileri ve daha fazlası için Ilgaz Fakıoğlu’nun düzenlediği atölyeleri takip edebileceğinizi de not düşeyim. İlk adımı NLTR için kaleme aldığı yazıyı okuyarak da atabilirsiniz.

Yazıyı Twitch’in kurucu ortağı Emmett Shear’ın yaptığı bir TEDx konuşmasını hatırlatarak noktalayayım. Shear, sosyal medya platformlarını eski zamanlarda insanları bir araya getiren bir “kamp ateşine” benzetiyor. Bu kamp ateşinin sıklıkla sönüp yerine yenisini bıraktığı bir çağdayız. Dikkatimiz, ilgimiz ya da sabrımız çok kısa sürede tükenebiliyor. Bizi bir araya getiren ateşi değiştirme konusunda da çok cesuruz. Değişmeyen tek şey ise o ateşi yakan unsur, yani iyi bir hikâye. Araç ne olursa, aslında bizi bir araya getiren şey dinlemeye değer hikâyeler ve hikâye anlatıcıları. Gazeteciler olarak ateşi parlak tutmak da bizim en önemli görevlerimizden biri.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir