Gazeteciden gazeteciye: Haber önerirken neler öğrendim?

Getting your Trinity Audio player ready...
5 yıllık serbest gazetecilik deneyimimde haber önerirken öğrendiğim 5 şey

Bu yıl, serbest gazeteci olarak devam ettiğim kariyerimde 5. yılı tamamlıyorum. Bir başka deyişle 5 yıldır neredeyse her sabah önerip yazabileceğim konu önerilerini düşünerek uyanıyorum.

Gün geçtikçe daha fazla gazeteci serbest çalışanlar kervanına katılıyor. Bazılarına göre de dünyanın en rahat çalışma şekli. Bu konuda çok büyük itirazlarım olsa da itiraz edemeyeceğim yönleri de var. Bir fikir üretmek, o fikrin peşinden koşma heyecanı ve önemli olduğunu düşündüğünüz hikâyeyi anlatma isteği de hem en iyi hem de en zorlayıcı yönlerine dahil olabiliyor. İyi çünkü, merak ettiğiniz, inandığınız bir hikâye anlatıyorsunuz. Zorlayıcı çünkü, bu hikâyeyi dikkat çekici bir şekilde anlatmanız ve buna fırsat vermesi için de editörünüzü ikna etmek zorundasınız. Kısacası serbest çalışan gazeteciler için iyi bir fikir bulmak işin en önemli ve zor aşaması gibi görünse de bununla da sınırlı kalmıyor.

2017’den beri serbest çalışıyorum. Bu yazıda farklı mecralara, farklı konularda öneriler sunarken yaptığım hataları, bu hatalardan çıkardığım veya çıkaramadığım dersleri ve karşılaştığım zorlukları anlatacağım.

1. Konu önerisi bulmanın birkaç evresi

Bir serbest çalışanın hayatı genellikle hikâye peşinde koşmak, editörlere önermek ve onlardan dönüş beklemekle geçer. Freelance çalışmak, ürettiğiniz kadar kazanmak demektir. Sabit bir geliriniz yoktur fakat sizi bekleyen ödemeleriniz, faturalarınız vardır. Hal böyleyken üretmediğiniz ya da bu konuda bir harekete geçmediğiniz her an aleyhinize işler. Kısacası bir fikir bulmak ve bir an önce bunu hayata geçirmek zorundayız.

Aklıma bir fikir düştüğünde bazı evrelerden geçtiğimi fark ettim. Kafamı kurcalayan, önemli olduğuna inandığım, merak ettiğim ve en sonunda içime sinen bir fikir bulmanın mutluluğu geliyor önce. Bu coşkulu anlarda, hikâyemizin ne kadar yaratıcı ve iyi olduğunu fikrine kapılabiliyoruz. Tam bu noktada, hakkımız olan mutluluğu yaşayıp binbir hevesle önce bir nefes almam gerektiğini bazı “acı” deneyimlerle fark ettim. Zaten önerileri sunmadan önce konuyla ilgili kapsamlı bir araştırma yapıyoruz ancak bunu birkaç adım daha ileri götürmekte fayda var. Anahtar sözcük aramasıyla bu konu benzer şekilde işlendi mi, eğer yapıldıysa üzerine bir şeyler ekleyerek yeni bir boyut eklemek mümkün mü ve bu yapmaya değer bir iş mi sorularını sormak bu konuda size yardımcı olabilir.

Fikrinizin gerçekleştirilebilir ya da gelişmeye açık olup olmadığını ilgili kurumun editörü değerlendirecek. İyi bir hikâyeniz olduğuna inanıyor ve bunu yapabileceğiniz konusunda önce kendinize dürüst olup inanıyorsanız, devam. Zira editörlerin en büyük şikâyetlerinden biri “fikir” olmadan kapısını çalan gazeteciler. Kendini tanıtıp “katkı sunmak istiyorum…” ile biten mailler kurum ve editörler için hiçbir şey ifade etmiyor. Quartz at Work’ün editör yardımcısı Sarah Kessler, “Serbest çalışanlar her zaman hikâye fikirleriyle gelmeli” diyor.

Bir diğer önemli nokta ise gerçekçi olmak. Aklınızdaki fikri ve hikâyeyi çok sevdiniz fakat gerçekçi bir öneri mi? 

Aklınızdaki hikâyeyi gerçekten istediğiniz gibi aktarabilecek misiniz? Bunun için yeterli enerjiniz, zamanınız, ekipmanınız ya da disiplininiz var mı? Konuşmak istediğiniz isimlere ulaşabilecek misiniz, bu isimler olmazsa “yedek” bir planınız var mı? Eğer bir araştırma yazısından hareketle bir yazı yazacaksanız kaynakların tamamına ulaşabiliyor musunuz; hedeflediğiniz sürede bitirebilecek misiniz?

Bu sorular heves kaçırmak ya da kendinize engel olmanız için değil, gerçekten işinizi kolaylaştırmak için var. Bazen, o konuda yazmak “zorundaymışım” gibi hissettiğim anlar oluyor. Konuya verdiğim önem, ilgilerim, en sonunda iyi bir iş çıkacağına dair inancım bu zorunluluğun en önemli nedenleri. Fakat o büyük coşkulu anların ardından yazıda/haberde biraz zorlanmaya başladığımda, “Neden bunu daha önce düşünemedim, keşke görüş alacak başka isimler bulsam, kaynaklarım yetersiz” diye kendime kızdığım anların sayısı da hiç az değil.

Üzerine çalıştığınız iş, zaman, enerji ve devamlılık disiplini gerektiyor. Çalışma koşulları malum, freelance çalışırken aynı anda birkaç işi yetiştirmek zorunda kalabiliyoruz. Serbest çalışan olarak bu tür işler için gerekli kaynakları (zaman, enerji ve para) güvence altına almak her zaman kolay değil. Gerçekçi olmanın neden en önemli ve ilk aşama olduğunu iki nedenle özetleyebilirim. Birincisi, hedefi tamamlayabildim mi sorusuna gönül rahatlığıyla “evet” diyebilmek. Freelance çalışırken, özellikle işin henüz başındayken özgüvensizliğe kapılmak ve haklı endişelerle uğraşmak çok normal. Ve kötü haber, sanıyorum ki bu endişeler azalsa da bitmiyor. Bu nedenle bir işi tamamlamak, tasarladığınız bir haberin gerçeğe dönüştüğünü, yayınlandığını görmek “başardım” hissini getiriyor. 

İkinci ve en önemli neden, birlikte çalıştığınız editöre de sorumluluğu yerine getireceğiniz güvenini vermek. Zira serbest çalışıyorsanız, editörünüzle kurduğunuz karşılıklı güven ilişkisinin bu yolculuktaki en güçlü eliniz olduğunu zamanla öğreniyorsunuz.

2. Uzmanlık alanınıza uygun öneriler mi sunuyorsunuz?

Sevdiğiniz ve okumaktan keyif aldığınız bir konuyu seçmeniz, o konuya çok hakim olduğunuzu ve yeterli birikimle bir haber hazırlayabileceğiniz anlamına gelmiyor. Özellikle kariyerinin başındaki gazeteciler için “o” alanı bulmak deneme yanılmayla ilerliyor ve elbette zaman alıyor. Bu konuyla ilgili NLTR Research Hub Direktörü Sarphan Uzunoğlu’nun kaleme aldığı “Serbest gazeteciler için kariyer yönetimi tavsiyeleri” başlıklı yazıyı okumakta fayda var.

Kültür-sanat, lifestyle ve medya haberleri üzerine çalışıyorum. Buna bağlantılı olarak aklıma gelen öneriler de genelde bu alanda oluyor. Çünkü bu alandaki gelişmelere görece daha hakimim, mail gruplarına üyeyim, aynı alanda çalışan gazetecilerle tanışıyorum. Belirli bir alana odaklandığınızda yaptığınız haberleri takip etme şansınız da artıyor. Haberini yaptığınız bir olayı daha sonra takip edecek kadar yeterli bilgiye sahip oluyorsunuz. Üstelik bu alandaki öznelerle de tanışıyor ve çevrenizi genişletiyorsunuz.

Haber önerisi sunarken kimlerle görüşeceğinizi sunmanız bekleniyor. Ve burada da telefon rehberiniz, mail listeniz ve bağlantılarınız giriyor devreye. Bir sanatçı, küratör ya da yazarla bağlantı kurarken daha az zorlanıyorum. Belki doğrudan aklınızdaki ismin iletişim bilgilerine sahip değilsiniz, fakat sizi kestirmeden hedefe ulaştıracak başka bağlantılarınız varsa avantajlısınız demektir. 

Ancak bu demek değil ki size heyecan verecek konuların peşinden koşmaktan vazgeçmelisiniz. “Eliniz” o kadar kuvvetli olmasa da başarabileceğinize inandığınız, gerçekten merak ettiğiniz ve sizi heyecanlandıran bir konunun peşinde koşmak bu işi yapma nedenlerimizin başında gelmiyor mu zaten? “Bazen bir yazarın yazıda neler bulacağını bilmesi çok da iyi bir şey değildir,” diyor Guardian US editörü Jessica Reed ve şöyle devam ediyor:

“Yazarlar, gözleri sonuna kadar açık, şaşırmaya hevesli, gerektiğinde esneme ve elde ettikleri dönüşlerle başa çıkmaya hazır olmalı. Merak eksikliği, saha çalışmasının en büyük düşmanı.”

3. Önereceğiniz kurumu tanıyor musunuz?

Çok iyi ve kabul edileceğine inandığınız bir fikriniz var. Peki bu haber, önermeyi planladığınız kurumun yayın politikalarına ve içerik kategorilerine uygun mu?

Biricik fikrinizi önerdiğiniz kurumun, arşivlerine hakim olmak elinizi güçlendiren bir hamle olacaktır. Öneriniz o yayına uygun olsa bile belki de çok benzer bir şekilde daha önce yayınlanmıştır. Bu konuda iddialı ve konuyu farklı bir boyutla ele alıp ileri taşıyabileceğinize inanıyorsanız gönül rahatlığıyla devam etmenizi öneririm. “Daha önce konuyla ilgili yayınlanan şu haberi/yazıyı şu yönleriyle geliştirebilirim” mailleri editörlerin dikkatini çekebiliyor. 

NiemanLab’in bu konudaki önerisini dikkate alabiliriz:

“Lütfen haber önerinizi yapmadan önce arşivlerimizde biraz araştırma yapın, böylece daha önce bu konuda yayınladıklarımıza aşina olursunuz. Yeni bir bakış açınız varsa, daha önce ele aldığımız konular hakkında yeni haberler yayınlamaktan mutluluk duyarız.”

4. Mail atarken dikkat etmeniz gerekenler

Gelelim en önemli aşamaya. Artık editörünüze mail atmak için önünüzde hiçbir engel yok. Buraya kadar başarıyla geldiğimiz için kendimizi tebrik ettikten sonra bir diğer kritik evreye geçebiliriz.

Başta da bahsettiğim gibi bir freelancer’ın hayatı hikâye peşinde koşmak, editörlere önermek ve onlardan dönüş beklemekle geçiyor. Buna bağlı olarak yazı işleri sorumlusu ve/veya editörün çalışma hayatının büyük bir bölümü de gelen bu haber önerilerini okumak, değerlendirmek ve geri dönüş yapmakla… Bu dönüşlerin olumlu olmasını istiyorsak mail yazarken dikkat etmemiz gereken birkaç şey var.

İlk defa iletişime geçeceğiniz bir kurum ve editöre attığınız mailde kendinizi ve önerinizi iletmeniz ve bunu okunmaya değer kılmanız gerekiyor. Birlikte çalışacağınız insanlar için en önemli referans önceki işleriniz olacaktır. Hazırladığınız haberleri ve tüm içerikleri bir arada görebilecekleri bir link paylaşmak derli toplu bir seçenek olabilir. Linktree ya da size özel bir websitesi bu konuda yardımcı olabilir. Kendinizi tanıtma işlemini ilk cümlede tamamlayıp bir sonraki önemli konuya -fikrinize- geçebilirsiniz.

İyi bildiğimiz bir konuyu en kısa ve anlaşılır şekilde anlatmamız beklenir. Konu önerisi sunarken, aklımızdaki her şey net ise birkaç cümleyle anlatabiliriz. Her ne kadar konu hakkında ne çok şey bildiğimizi ve araştırmaya hevesli olduğunuzu göstermek istesek de bunun için haberinizde yeterince yeriniz ve vaktiniz olacaktır. Lafı uzatma işi, sınavda cevabını tam bilmediğim soru için aklıma gelen her şeyi yazma çabamı hatırlatıyor. Ve fark ediyorum ki ben aslında bu konuyu kafamda oturtamamışım. Sonuç genelde şaşırtıcı olmayan bir şekilde olumsuz oluyor. Yine NiemanLab’de haber önerisi sunarken dikkat edilmesi gerekenler önerilmiş. Editörün dikkatini çeken önerilerin ortak noktası şöyle:

“Alakasız ayrıntılara takılmadan fikir hakkında bilinmesi gereken her şeyin anlatılması, sunduğu hikâyeyi ve nasıl uygulanacağını tam olarak bildiğini hissettirmesi.”

Bunu hissettirmenin yolu da aşağıdaki sorulara cevap veren bir öneri sunmaktan geçiyor:

  • Hikâye nedir? Neden anlatılmalı, neden şimdi?
  • Kaynak listesi (görüşeceğiniz kişiler, mahkeme belgeleri vb.).
  • Görüş alma içeriyorsa görüşmecilere yönelteceğiniz soruların listesi.
  • Bu konuyu anlatmak için neden uygun birisiniz?

5. Sevdanın “son” vuruşu: Geri dönüş beklemek

Bulduğunuz fikrin kabul edilip edilmediğini öğrenmek ve yola devam etmek en büyük hakkımız. Gerçek bir profesyonellik de bunu gerektiriyor.

Pek çok serbest çalışan, geri dönüş alamadığı mailler karşısında ne yapması gerektiğini bilemeyebiliyor. İkinci bir maili atmanın doğru zamanı nedir sorusu da bir hayli kafa karıştırıcı. Bu konuda, Guardian US editörü Jessica Reed’in önerileri aydınlatıcı:

“Bir hafta sonra takip etmek gayet uygun. Hâlâ yanıt gelmediyse belki bir hafta sonra daha ama, bu kez son kez yazabilirsiniz. Bundan daha kısa süreli aralıklarla veya daha çok kez denemek boşa kürek çekmek anlamına geliyor.”

Zaten bu üç haftalık süreç içinde (spam veya junk kutusuna düşme ihtimali dışında) editörden olumlu ya da olumsuz geri dönüş alamıyorsanız başvurduğunuz kurum belki de o kadar da uygun değildir. (Bu işin bir de telif ödeme kısmı var, hatırlatalım.)

Bu arada Reed kendisine haber önerisi sunmak isteyen freelancer’lara birkaç yılda bir yenilediği rehberler hazırlıyor. Bu rehberin 2022 edisyonunda, “Herkese cevap vereceğimi söylerdim, ama şimdi bunu yapmak gerçekten imkânsız. Çoğu kişiye evet ya da hayır olarak geri dönmeyi amaçlıyorum ama beni bir iki kez kovaladıktan sonra yanıt alamazsanız, yazınıza yer veremeyeceğimizi varsayabilirsiniz,” diyor.

Geri dönüş alamadıysanız, önerinizi farklı yerlere göndermeyi de deneyebilirseniz. Geri dönüş alacak kadar şanslıysanız(!) ve bu dönüş olumsuzsa da yapabileceğiniz ve yapmamanız gereken bazı şeyler var. Reddedilen önerinin nedenini öğrenmek bu yolculukta atılacak en değerli adımlardan biri. Maalesef Türkiyeli editörlerle çalışırken bu konuda zorlanabiliyoruz.

Bu konuda ödüllü serbest gazeteci Donna Ferguson’un önemli bir uyarısı var. Ferguson, “Editörlere ve yayın müdürlerine karşı her zaman kibar olun ve size geri dönmezlerse hayal kırıklığının üstesinden gelin,” diyor. Ayrıca köprüleri asla yakmamanız gerektiğini de vurguluyor. Zira kariyeriniz boyunca bu kişiyle yolunuz muhtemelen birkaç kez daha kesişecektir. Ferguson’un bir diğer uyarısı ise şöyle: “Çalışmanız başka bir yerde yayınlanırsa, onlara geri dönmenin ve size şans vermeyerek ne kadar yanıldıklarını göstermenin bir anlamı yok.”

İşte benim kısa diyebileceğimiz serbest gazetecilik kariyerimde şimdiye kadar öğrendiklerim, hata olduğunu deneyimlediğim ya da doğru olduğunu düşündüğüm şeyler… Her bir konu fikri, her yeni mail, her yeni kurum ve editörle birlikte bu deneyimler de değişiyor. Zaten freelancer’lık biraz da bununla baş edebilmeyi gerektiyor sanki…

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir