sosyal-medya-gundem-belirleme-teorisi

Sosyal medya, gündem belirlemede geleneksel medyanın yerini aldı mı?

İletişim bilimleriyle ilgilenenlerin duyduğu ilk kavramlardan biri olan gündem belirleme teorisi, medyanın sunduğu içeriklerle toplumun ne hakkında düşünmesi ve ne hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini belirlemesini ifade ediyor. İletişim araştırmacıları Maxwell McCombs ve Donald L. Shaw tarafından 1972 yılında ortaya atılan bu teoriye göre, medya seçtiği bir konu ya da olaya ağırlıklı olarak yer vererek toplumun gündemini belirlemesi; bunu yaparken de enformasyon üzerinde bir kontrol mekanizması kurarak toplumsal iktidarın sürdürülmesi için oldukça önemli olan bilgi akışına yön veriyor.

Bilgi ekonomisi uzman profesörü Oscar Gandy ise McCombs ve Shaw tarafından ortaya konulan bu teoriyi destekleyerek bir adım öteye taşıyor. Gandy’e göre, medya gündemini kimin ya da kimlerin, nasıl ve hangi amaçlarla belirlediği ve bunun toplumdaki güç dağılımı ve değerler üzerindeki etkisi de oldukça önemli. 

Türkiye’de 2010’lara kadar gündem belirleme görevini televizyon kanalları ve gazete manşetleri yerine getiriyordu desek yanlış olmaz. Şimdi ise sosyal medyaya yazılan bir metin, viral olan bir video ya da sosyal medya kullanıcıları tarafından ortaya atılan bir tartışma konusu gerçek hayata sirayet edip, arkadaş sohbetlerinin konusu olabiliyor. 

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü’nün 2021 Dijital Haber Raporu’nda sosyal medya kullanımı özellikle gelişmekte olan demokrasilerde haber tüketiminin ana kaynaklarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Dijitalleşmenin ve sosyal medya platformlarının, geleneksel medyanın tüm dengelerini değiştirdiği aşikâr. Peki bu değişimden gündem belirleme teorisi nasıl etkilendi? Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör ve gazeteci Tuğba Özer, akademik ve profesyonel anlamda iletişim araçlarının dijitalleşmesi ve gündem belirleme teorisinin arasındaki ilişkiyi NewsLabTurkey için değerlendirdi.

“Sosyal medya, geleneksel medyanın yerini aldı”

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte, medyanın gündem belirleme işlevinin çok daha belirgin hâle geldiğini düşünen Güngör’e göre, sosyal medya gündem belirlemede geleneksel medyanın önüne geçti ve geleneksel medyanın gündem belirleme işlevini pekiştirici bir rol üstlenmeye başladı.

Prof. Dr. Nazife Güngör

Sosyal medyayı halkın nabzının ölçüldüğü yer olarak tarif eden Güngör, “Egemen güçler tarafından inşa edilen gündem konuları, geleneksel medya ve sosyal medya mecraları yoluyla topluma aktarılıyor ve toplumda yerleşik duruma getiriliyor. Dolayısıyla da sosyal medyanın kullanıma girmesi geleneksel medyanın işlevlerinin, özellikle de gündem belirleme işlevinin azalmasına değil, tam tersine daha da güçlenerek devam etmesine olanak verdi,” diyor.

Sosyal medya gündeminde iktidarın gücü

Egemen kesimlerin sosyal medyayı kendi akışına bırakmadığını düşünen Güngör, “Sıradan insanlar sosyal medyayı elbette kullanıyor, ancak sosyal medya yoluyla yansıtılan konu, görüş ve sorunların çoğunlukla iktidar alanında etkin olan kişiler ve kesimler tarafından etkin kullanıldığı da ortada. Kurumsal hesaplar, sahte hesaplar bu yöndeki işleyişin örnekleri,” diye ekliyor. 

Suskunluk Sarmalı” sosyal medya için de geçerli

Gündem belirleme kuramıyla ilintili kullanılan Suskunluk Sarmalı kavramından söz eden Güngör, “Toplumda genelde egemenlerin ya da çoğunlukların sesi yüksek çıkarken, her zaman için sessiz ya da suskun kesim vardır. Bu kesim, egemen kesimlerin ses çıkarması esnasında sessiz kalmayı, susmayı, görüş belirtmemeyi, kanaatlerini belirgin olarak dışa vurmamayı tercih eder. Sosyal medyada da çoğu zaman ‘Suskunluk Sarmalı’nın işlediğini görürüz. Sosyal medya da tıpkı geleneksel medya gibi çoğu zaman egemen kesimlerin sesi olup, toplumdaki sessiz kitleleri yeterince temsil edemiyor,” diye konuşuyor.

Nazife Güngör: "Sosyal medya da tıpkı geleneksel medya gibi çoğu zaman egemen kesimlerin sesi olup, toplumdaki sessiz kitleleri yeterince temsil edemiyor." Tweet'le

İktidarın geleneksel medya üzerindeki baskısından kaçanlar sosyal medyada

Gazeteci Tuğba Özer, Türkiye’de sosyal medyanın bu kadar yaygın olmasının nedenini, iktidarın geleneksel medya üzerindeki baskısı ve medya aracılığıyla rıza üretme refleksi olarak görüyor:

“İktidarın kontrolüne geçen medyadan kaçan kitleler gerçeği ve haberi sosyal medyada aramaya çalışıyor. Bunda ana akımdan kovulan çok sayıda medya profesyonelinin yoluna sosyal medya üzerinden habercilik yaparak devam etmesinin de payının olduğunu düşünüyorum.”

Gazeteci Tuğba Özer

Sosyal medyanın gündem belirleyici etkisinin bu durumun bir yansıması olarak gören Özer, Türkiye’de geleneksel medyanın artık gündem belirleme reflekslerinden uzak olduğunu düşünüyor. İyi gazetecilik olmadan gündem de belirlenemez diyen Özer şöyle devam ediyor, “Geleneksel medyanın dijital dönüşümlere tam olarak uyum sağlayamamasının da elbette payı büyük. Sosyal medyada gündem çok hızlı bir şekilde akıyor, sürekli değişiyor. Matbu bir gazetenin bu hıza yenik düşmesi maalesef ki normal. Araştırmalar da haber için tercih edilen mecralarda sosyal medyanın yükselişte olduğunu gösteriyor.”

“Sosyal medya daha özgür”

Sosyal medya gündemi ve geleneksel medya gündemi arasındaki makasın epey açık olduğunu düşünen Özer, ekonomik krizden örnek veriyor, “Türkiye’nin gündeminde olan ekonomik kriz konusu geleneksel medyada yalnızca birkaç mecrada yer bulabiliyor. Ancak sosyal medyaya girdiğinizde neredeyse konuşulan tek konu bu. Sosyal medya araçları medyanın üzerindeki sansürü aşarak asıl sorunu yansıtabiliyor; çünkü daha özgür. Gündemi belirliyor olması da bu açıdan çok doğal çünkü medyanın kör, sağır ve dilsiz kalabildiği konularda, asıl soruna ışık tutabiliyor.”

Tuğba Özer: "Sosyal medyanın gündemi belirliyor olması çok doğal çünkü geleneksel medyanın kör, sağır ve dilsiz kalabildiği konularda asıl soruna ışık tutabiliyor." Tweet'le

Özer’e göre sosyal medya, gazetecilerin fark edemediği, etse de sansür ortamı nedeniyle haberleştiremediği konuları görmek zorunda kalmalarına neden oluyor. 

“Sosyal medyada görülüp gazeteci tarafından yazılan haberlerle hem toplumun gerçek gündemindeki bir konu işleniyor hem de bu artık bir sosyal medya gönderisi olmaktan çıkarılıp, doğrulanmış şekilde kamuoyuna sunulan bir habere dönüştürülebilir” diyen Özer kendi mesleki deneyiminden de bir örnek veriyor:

“Kendi pratiğim açısından ben sosyal medyada gündeme gelen kadına şiddet vakalarını birçok kez haberleştirdim. Şiddete uğrayan kadınlar için sosyal medya platformları seslerini duyurma aracı olarak kullanılmaya başlandı. Sonuçta mağduriyete uğrayan herkesin elinin altında bir gazetecinin numarası yok ama telefonunda sesini duyurmasına vesile olabilecek bir sosyal medya mecrası yüklü. O kadar çok kadına şiddet paylaşımı görüyorum ki bir haberci olarak kayıtsız kalamıyorum. Yani aslında onların seslerini duyurma, adalet arama mücadeleleri beni tetikliyor ve harekete geçiriyor.”

Edilgenlikten etken role geçiş

Gündem oluşturma teorisinde bireyler edilgen bir konumdayken sosyal medyada etken bir hâldeler. Sosyal medya platformlarıyla insanlar dünyada neler yaşandığını sadece izlemekle kalmayıp bu ortamlarda gösterdikleri tepkilerle kendi fikirleriyle olayların içerisinde yaşamaya ve olaylara yön vermeye çalışıyor. Örneğin bir politikacı, hakkındaki iddialara yanıt vermek için çoğu zaman basın toplantısı yapmak yerine sosyal medya sayfasından açıklama yapıyor. Ya da çalıştığı kurumda haksızlığa uğrayan bir kişi gazeteye gitmek yerine sosyal medyadan durumunu anlatınca gündem olabiliyor. Bu durumu “tam bir paradoks” olarak gören Özer, “Çünkü sosyal medya sayesinde haber kaynağına ulaşmak çok daha hızlı bir hâle geldi. Sosyal medya hesabına bir mesaj atarak çok uzakta olan ve hiçbir bağlantınızın bulunmadığı bir haber kaynağına ulaşmanız kolay. Paradoks dememin sebebi ise her kolaylık kendi zorluğunu yaratıyor aslında. Sizin ulaşmanız ne kadar kolaysa başka gazetecilerin ulaşması da bir o kadar kolay hâle geldiği için haber size özel olmaktan çıkıyor. Gazetecilikte kimsenin yazmadığı, kolay ulaşılamayan bir kişiye ulaşırsanız bazen kişinin söylediği yalnızca bir ‘evet’ veya ‘hayır’ bile olsa haber değeri taşıyabilir. Çünkü o kişi size konuşmuştur. Sosyal medyada kişilerin etkileşime bu kadar açık olmaları gazeteciler açısından ‘ulaşılmayana ulaşma sihrini’ bozdu ve tabii ki okuyucu açısından da,” diye belirtiyor. 

Sosyal medyanın nimetlerini ne kadar sevse ve bundan çok yararlanan bir gazeteci olsa da hâlâ Ortodoks gazetecilik anlayışına bağlı olduğu söyleyen Özer, sokakta olmaya ve hikâye aramaya önem veriyor:

“Bazen elbette birinin sosyal medya paylaşımının peşine ben de takılıyorum ama tek yaptığınız her zaman bu olmamalı. Bunu gazetecilik pratiği açısından köreltici buluyorum. Bazen gidip o hikâyeyi saklandığı yerden siz çıkarmalısınız. Gazeteciliğin en keyifli kısmı bu çünkü. Bunu gazeteci yapmazsa kimse yapmaz. Özgür bir medya ortamı olmadan bunların hiçbiri olmaz elbette.”

Gazeteci ne yapmalı?

Bu yazının fikri, gazeteciler olarak artık gündemi belirlemek yerine belirlenen bir gündemi kovaladığımız bir noktaya vardığımız endişesinden doğdu. Her ne kadar, akıntıya kapılmak yerine akıntıya yön veren tarafta olmayı istesek de sosyal medyanın kimi zaman sesi duyulmayana alan açma rolü de yadsınamaz. Fakat, sosyal medyada ortaya atılan ve gündem olan bir konu çoğu zaman bilgi düzensizliğine katkıda bulunuyor. Bu bakımdan, çağın gerekliliklerine uygun bir gazetecilik yapmaya çalışmak da mümkün.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir