Avrupa Medyası: Avrupa’da kamu yayıncılığı

Getting your Trinity Audio player ready...

Seda Karatabanoğlu ile Akın Art’ın Avrupa’daki gazetecilik ve medya ortamına dair gözlem ve bilgilerini paylaştıkları Avrupa Medyası podcasti ilk bölümü ile yayında.

Bu bölümün konusu Fransa ve Almanya özelinden yola çıkarak kamu yayıncılığının işleyişi.

Transkript

Seda Karatabanoğlu: Merhaba Ben Seda Karatabanoğlu program partnerim Akın Art ile birlikte Dünya Podcast ağında yeni bir medya programına başlıyoruz. Avrupa’daki medya kültürünü ve kodlarını konuşacağımız bu program NewsLabTurkey tarafından destekleniyor.

NewsLabTurkey gazetecilik endüstrisindeki kurumsal ve bireysel aktörlere ve geleceğin gazetecilerine gazetecilik pratikleri konusunda eğitim vermeyi ve onları alandaki gelişmelerden haberdar etmeyi amaçlıyor. Daha fazla bilgi için newslabturkey.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bizi ilk defa dinleyecekler için kısaca kendimi tanıtayım. 2013 yılından beri gazetecilik yapıyorum. Yaklaşık üç yıl önce Fransa’ya taşındım. Burada Avrupa çalışmaları ve uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans yapıyorum. Daha önce uluslararası haber kurumlarının Türkçe servisleri için NewsLabTurkey ve Europolitika başta olmak üzere çeşitli dergi ve web siteleri için haber ve söyleşiler hazırladım. Temmuz 2020’den beri Avrupa ve dünya gündemini yerel kaynaklardan, kamuoyu tartışmalarıyla birlikte anlattığımız Dünya Podcast’in kurucularındanım diyerek sözü program partnerim Akın’a bırakıyorum.

Akın Art: Merhabalar, ben de benzer bir şekilde sanırım 2013’ten beri gazetecilik yapıyorum. Ben de üç sene önce Almanya’ya taşındım. Seda ile benzer zamanlarda Türkiye’den ayrıldık. Ben de burada bir yüksek lisans yaptım medya çalışmaları alanında. Şu anda da bir kamu yayıncı kuruluşunda editör olarak çalışıyorum. Bir yandan başka yerlere zaman zaman serbest haber de yapıyorum. Daha önce ben de ağırlıklı olarak haber editörü olarak çalıştım. Çeşitli kurumlarda bunun yanı sıra serbest olarak muhabirlik yaptığım ya da yazı yazdığım, makale yazdığım, söyleşi yaptığım kurumlar oldu. Şu an bu programı ortaklaşa yaptığımız NewsLabTurkey de bu kurumlardan bir tanesiydi. Ben de Seda ile aynı şekilde Dünya Podcast‘in kuruluşundan itibaren içerisindeyim. Yeni programımız hayırlı olsun Dünya Podcast’e diyelim. 

SK: Hayırlı olsun. İstersen Almanya’daki kamu yayıncılığı ile başlayalım. Tam sen de bir kamu kurumunda çalışırken. 

AA: Önce çok kısaca neden kamu yayıncılığını konuşmak istediğimizden bahsedelim. Birincisi tabii ki benim özelimde konuşacak olursak Almanya’da kamu yayıncılığı çok önemli bir noktada duruyor. Medya ortamında kamu yayıncılığının ağırlığı çok fazla. Fakat meseleyi sadece buradan kurmadık aslında. Bir yandan Türkiye’deki kamu yayıncılığı da uzun zamandır bir tartışma konusu. Ve Türkiye’deki kamu yayıncılığının geldiği nokta itibariyle örneğin; kamu yayıncılığının ne olduğuna dair özellikle daha genç jenerasyonlarda -buna kendi jenerasyonumuzu da dahil edebiliriz- aslında bir olumsuz imaj ve bir olumsuz anlayış var. Ve benim hatırladığım kadarıyla eskiden çok marjinal olan birtakım talepler (örneğin; TRT satılsın, TRT özelleştirilsin veya kapatılsın gibi) bugün çok ciddi destek bulabiliyor sosyal medyada ya da başka mecralarda. 

Bu elbette günümüzde Türkiye’de kamu yayıncılığının geldiği noktayla, fazla politik olarak enstrümantalize edilmesiyle oldukça yakından alakalı. Fakat sadece Türkiye’de değil dünyada da benzer tartışmalar var. Bunların bir kısmını burada Almanya ve Fransa örneğinde aktarmaya çalışacağız zaten. Bir diğeri ve aslında kamu yayıncılığının ilk ve en kuvvetli, BBC’nin son zamanlarda öznesi olduğu tartışmalar. 1920’lerde kurulan BBC’nin oldukça etkili bir yayıncılık pratiği güttüğünü, herhalde seven sevmeyen herkesin kabul edeceği BBC bildiğiniz gibi uzun süredir bütçe kesintileri tartışmalarıyla gündemde. En son BBC’nin bütçesinin 2 yıl boyunca dondurulması ve lisans ücretlerinin, yani halktan BBC’yi finanse etmek için toplanan katkı payının kalıcı olarak iptal edilmesi gibi tartışmalar gündeme gelmişti. Bunun gibi örnekler artık 21’inci yüzyılda zaman zaman gündeme geliyor.

Almanya’ya geçmeden önce şunu da bir model olarak kısaca anlatmış olayım. Yani özellikle medya çalışmalarıyla ilgilenenlerin en sık duyduğu referanslardan bir tanesidir. Hallin ve Mancini’nin yazdığı Üç Medya Sistemi adlı metin, çok sık referans verilir. Bu medya sistemi makalesinde yazarlar üç tane kabaca medya sisteminden bahsederler ve ülkeleri bu medya sistemleri içerisinde gruplarlar. Kıta Avrupası’nı tarif etmek için Demokratik Korporatist Modeli diye bir model tarif ederler. Bu modelin alameti farikalarından bir tanesi kamu yayıncı kuruluşlarının oldukça etkili olmasıdır. Şöyle anlatılır: Devlet basın sektörünün düzenlenmesinde önemli bir yere sahiptir. Ancak müdahale etmek şeklinde olmaktan çok basın özgürlüğünü güvence altına almak açısından, basın ortamına dahil olur, gibi çok kabaca bir tarif yaparlar. Elbette bu tarifler bir yerden sonra çok bir şey ifade etmiyor özellikle 21’inci yüzyılda ama medya çalışmalarında da kamu yayıncılığının Almanya’da oldukça etkili olduğunun sık sık vurgulandığını belirtmek adına böyle bir giriş yapmak istedim.

Şimdi Almanya’ya gelecek olursak, Almanya’da medya ortamı çok büyük ölçüde kamu yayıncılığı tarafından domine ediliyor diyebiliriz. Almanya’da tam 21 televizyon ve 73 radyo kanalı var. Kamu yayıncı kuruluşu olarak elbette bu kanalların hepsini tekil kanallar olarak düşünmeyelim. Bizden örnek verecek olursak işte nasıl TRT’nin alt kanalları vardır vesaire onun gibi düşünebiliriz bir kısmını. Fakat toplamda yine oldukça ciddi bir sayıya tekabül ediyor gördüğünüz gibi. 

Bu kamu yayıncı kuruluşlarının tamamı vergilerle, pardon vergilerle değil vergi kelimesini kullanmıyor burada Almanya, katkı paylarıyla finanse ediliyor. Toplamda alınan vergiden ayrı bir katkı payı toplanıyor Almanya’daki tüm hanelerden. Almanya’ya geldiğinizde ikametgâh bildirimi yapmanızın kısa bir süre arkasından bir mektup alıyorsunuz. Almanya zaten mektupla bir şeyler bildirmeyi genel olarak çok seven bir ülkedir. Bu mektubu üzerinde de ZDF ve Deutschlandradio logoları bulunuyor ve Beitragsservice adlı kurumdan geliyor bu. Burada size ödemekle yükümlü olduğunuz, haneniz adına ödemekle yükümlü olduğunuz 18.36 euroluk bir meblağdan bahsediliyor. Bu meblağyı kıyaslama olsun diye söylüyorum. Ne kadar büyük veya ne kadar küçük bir meblağ olduğu belki Almanya’da yaşamayanlar tarafından anlaşılmaz. Örneğin Netflix’in aylık üyeliği Almanya’da 7.99 euro ya da Amazon Prime’ın 7.99. Yine Disney Plus’ın 8.99. Kamu yayıncı kuruluşlarına toplam ödenen.

SK: Aylık mı bu 18?

AA: Evet, evet. Yani aylığa bölündüğünde böyle bir şeye tekabül ediyor. Yani aylık ödeyip ödememek size kalmış. Genelde çeyrek periyotlar hâlinde falan ödüyorlar. Fakat aylık olarak böyle bir sayıya denk geliyor diyelim. Bu kamu yayıncı kuruluşları. Tahmin edilebileceği gibi İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde Almanya’da kurulmuşlar ve söylediğim gibi üç temel kurumdan -ARD, ZDF ve Deutschlandradio- bahsetmek mümkün. Bunların ilki ARD ve ARD aslında bir çatı kuruluşu. Altında pek çok yerel kanalı da bulunduran bir kuruluş ve Soğuk Savaş’ın hemen arkasından İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından bir propaganda aygıtına çevrilen ve bir etki alanı yaratan medyanın başka bir şekilde bir karşıt biçimde bu etki alanını kırmayı amaçlayarak, BBC’yi büyük oranda model alarak, kurulmuş bir kuruluş ARD. Daha sonra ZDF’nin -ikinci kanalın, yani ARD birinci kanal, ZDF ikinci kanal diye geçiyor, kurulması gündeme geliyor ve bugün, yani vaktinde kuruluş amacı Almanya’daki Nazi etkisini kırmak, Almanya’da bir güven duyulan medya ortamı oluşturmak, bugünkü işlevi de daha çok bir kutuplaşmayı engellemek, ki fake news – yalan haber bildiğiniz gibi çağımızın önemli kavramlarından biri artık. Bunların yayılımını azaltarak herkesin güvenilir habere ulaşmasını temin etmeye çalışan bir yapısı var.

Bu amaçla kurulan pek çok kanal var dediğimiz gibi. Fakat bunlardan en önemlisi Tagesschau’nun günlük bülteni, akşam haberleri yani. Bu bülten Almanya’da hâlâ en çok izlenen haber programı olarak varlığını sürdürüyor. Ortalama olarak 5 milyon civarında bir izleyicisi var fakat yani 11-12 milyonu bulduğu da belli gündemlerde olabiliyor ve en çok güvenilen haber kuruluşu. Şöyle sıralayabiliriz Reuters Enstitüsü’nün yayınladığı bir rapordan alarak aktarıyorum. Almanya’da kamu yayıncılık kuruluşlarına güveni. Tagesschau’ya güven örneğin yüzde 70 düzeyinde Alman halkı arasında. ZDF’ye yüzde 68 düzeyinde. Örneğin özel yayıncı kuruluşlar olan bunlar televizyon kanalı değildir ama olsun Der Spiegel’da bu oran yüzde 58 civarında, die Zeit yüzde 59 civarında ki bunlar da Almanya’nın çok eski, köklü ve güvenilen kuruluşları. 

Yani habercilik anlamında güvenin en azından bu kamuoyu yoklamalarına göre oldukça yüksek olduğunu söylemek mümkün. Bununla birlikte bir sorun var. Yine Reuters’ın bir başka araştırmasından aktaracak olursam şöyle bir modelleme yapmışlar: Kamu yayıncı kuruluşlarını izleyenlerin politik yönelimlerini çıkarmışlar. Dünyanın pek çok yerinde Almanya’da solcuların izleme oranı çok daha fazla olarak gözüküyor bu araştırmaya göre kamu yayıncı kuruluşlarının. Fakat tabii ki burada solcu ifadesi bizim anladığımız anlamda bir solculuktan çok yabancı düşmanlığı vesaire gibi konularda biraz daha açık fikirli olmayı kapsayan bir şey olduğunu tahmin ediyorum buradaki solcu tanımının çünkü; Almanya siyasi ortamında genelde bu taraflaşma, bu kategorizasyon bu şekilde ilerliyor.

Şimdi bir güvenden bahsettik. Bir yalan haberle mücadele etme çabasından ve elbette tarafsız olma çabasından bunların bir sonucu olarak bahsettik. Almanya’nın en ilginç noktalarından bir tanesi belki başka ülkeler için de bir miktar ilham kaynağı olabilecek noktalarından bir tanesi. Aslında bu kamu yayıncı kuruluşlarının denetlenme mekanizması.

Her kamu yayıncı kuruluşunun ister radyo, ister televizyon bir denetleyici kurulu konseyi oluyor. Bu konseyler, bu kamu yayıncı kuruluşu hangi eyalette bulunuyorsa aşağı yukarı her eyalette bir veya birden daha fazla, zaman zaman, kamu yayıncı kuruluşu var. Bunların yasaları tarafından belirleniyor kimleri kapsamak zorunda olduğu ve bunun içerisine genelde örneğin ben Deutsche Welle’ninkinden örnek vereyim. Birkaç tane not almıştım buraya. Katolik Kilisesi’nden bir temsilci, mecliste temsil edilen partilerin temsilcileri, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi ve İşbirliği Konseyi gibi kimi ve Alman Kalkınma Ajansı gibi kuruluşlardan temsilciler. Bunların yanı sıra Alman Olimpik Sporlar Birliği’nden bir temsilci, Yahudiler Konseyi’nden bir temsilci, aynı zamanda iş yerinde yetki sahibi sendika olan Ver.di’den bir temsilci gibi uzun bir listesi var örneğin Deutsche Welle’nin.

ZDF’de bunlara ek olarak örneğin, LGBTİ örgütlerini temsilen de temsilciler var. Şimdi burada bir diğer tartışmaya bu veriyle birlikte atlayacağız. Tarafsızlıktan vesaireden ve denetleyici kurumlardan bahsediyoruz ve bu denetleyici kurumların kimleri kapsayacağının kurumdan kuruma değişikliğinden bahsetmiştim. Bazı kurumlarda örneğin, LGBTİ temsilcileri varken bazı kurumlarda yok. Aşağı yukarı hepsinde kilise temsilcileri varken, ateistleri örneğin temsil eden bir kurum niye yok gibi tartışmalar elbette her denetleyici mekanizmadaki temsil düzeylerinde ortaya çıkabileceği gibi burada da ortaya çıkıyor. Zaman zaman tartışılan başlıklardan bir tanesi bu. Örneğin Bavyera gibi daha muhafazakâr sayılabilecek yerlerde bazı kesimlerin temsiliyetini bu tarz kurumlarda daha az olduğunu görüyoruz. Fakat en azından mecliste temsil edilen siyasi partilerin ve toplumu oluşturan inanç gruplarının vesaire temsil edilmesinin de mecburi bir denetleme mekanizması getirdiğini söyleyebiliriz. Ben şimdilik bunları aktarmış olayım. Yani Almanya’da oldukça etkili ve kuvvetli medya ortamını neredeyse domine eden bir kamu yayıncılığı olduğundan ve tarafsızlığıyla çok övündüğünden bu konuda bahsedebiliriz. Bunu ne kadar başarabildikleri ayrı bir tartışma. Ben sözü Seda’ya vereyim belki sonrasında hep beraber tartışırız. Fakat kamu yayıncılığı aslında bir tarafsızlığı tüm kesimlere yakın olmayı taahhüt etmeye çalışıyor. İkincisi ve bir bu kadar önemlisi, piyasa mekanizmaları içerisinde sesini duyurması daha zor olan etkinlikleri örneğin olimpik sporları -bir futbola kıyasla her zaman izleyicisi daha azdır- ya da sanat filmlerini diyelim ya da klasik müzik gibi bunu özel olarak gösteren kanallar ve radyo kanalları da mevcut. Bunları piyasa baskısı altında ezdirmemeyi taahhüt etmeye çalışan kanallar diyeyim. Çok uzattım zaten, sözü Fransa için Seda’ya bırakayım.

SK: Ben de kamu yayıncılığı konusunda Fransa’da öne çıkan noktaları aktarmaya çalışacağım. Kamu yayıncılığı, radyo ve televizyon hizmetlerinin ve tabii ki günümüzde internet yayıncılığının kamu finansmanı temelinde halkı bilgilendirmek, eğitmek, eğlendirmek için içeriklerle, içerik üretmek zorunda olan yayıncılık türü olarak tanımlanıyor Fransa’da. Kamu yayıncılığı pek çok hatta neredeyse her ülkede olduğu gibi Fransa’da da kanunla kurulan ve korunan ve sürdürülen bir yayıncılık türü. Kamu yayıncılığı tarafsız, sorumlu olmak zorunda, ırkçı ve ayrımcı olmamak zorunda ve yolsuzlukla etkin bir mücadele içinde olması bekleniyor Fransa’nın. Medyada ırkçı ve ayrımcı bu tutumlar çok ön plana çıktığı için özellikle kamu yayıncılığında buna çok dikkat ediliyor ve denge her zaman korunmaya çalışılıyor. Yani her kesimin söz hakkının ekranda ya da radyoda aktarılmaya çalışıldığını, en azından buna kâğıt üzerinde dikkat etmek zorunda olduklarını söylemem gerekiyor.

Aynı zamanda senin de dediğin gibi Akın, sahte haberlerin ve nefret söyleminin hızla çoğaldığı günümüzde, dijital medyada kamu yayıncılığı güvenli bir bilgi aktarmak zorunda ve bu şu an her zamankinden daha fazla önemseniyor. Fransa’da görsel ve işitsel alanın çok büyük bir bölümünün hâkim hissedarlar tarafından yönetilmesinin önüne geçmek, uygun mekanizmalarla bunu önlemek yasa koyucunun sorumluluğunda. Bu 1986 yılında, yani günümüze kadar küçük değişiklikler olsa da, temeli 1986 yılında gelen kamu yayıncılığı kanundan alıyor bunu. Burada tekelleşmenin önüne geçmekte var aslında kamu yayıncılığının sorumluluğunda.

Kabaca kamu kanallarından bahsedecek olursam France 24, France TV, RFİ, TV5Monde, France 2, France 3, Radio France, Radio France’in bir parçası olan, Türkiye’de de bilinen kültür kanalı France Culture ve uluslararası haber radyosu diyebileceğim Inter France kamu yayıncıları olarak öne çıkıyor, başlıca kamu yayıncıları olarak.

Fransızca bilindiği gibi sadece Fransa’da konuşulan bir dil değil ve birçok ülkenin resmi dili aynı zamanda. Ve bu ülkelerde sadece Fransızca yayın yapan kanallar var. Bu sebeple 2016 yılında Les Media Francophone Publics adında yani Frankofon Kamu Yayıncıları adında bir dernek kuruluyor Paris’te. Ortak yapım, program alışverişi, kamu yayıncıları arasında işbirliğini hedefliyor bu dernek. Ve aslında var olan iki derneğin bir araya gelmesiyle oluşuyor. Frankofon Televizyon Topluluğu ve Frankofon Kamu Radyoları adlı iki dernek 2016 yılında birleşiyor ve şu anki hâlini alıyor. Dernekte Fransız, Kanadalı, İsviçreli ve Belçikalı kanallar var. Totalde 10 kanalla kuruluyor ama daha sonra 2019 yılında kültür sanat kanalı hatta Alman-Fransız ortak yapımı olan Arte’nin gruba katılmasıyla on bir kanala yükseliyor. Bu kanal senin de verdiğin örnek gibi altında alt kanallar olduğu için toplamda 19 televizyon kanalı, 23 radyo kanalıyla yayın yapıyor ve 5 bin 500’den fazla gazeteci olmak üzere 25 bine yakın personel istihdam ediyor. Frankofon kamu yayıncıları dünya çapında her gün 290 milyon izleyiciye dinleyiciye ulaşıyor. Bu çok önemli bir rakam. O yüzden bunu söylemeden geçmek istemedim.

Fransa’daki kamu yayıncılarının gelir kaynağı senin de Almanya’da bahsettiğin gibi önemli bir konu. Ancak Fransa’da her ay değil de yıllık olarak ödenen bir tutar var. Kamu yayıncılarının gelir kaynağının büyük bir kısmını vergiler oluşturuyor. Örneğin Radio France’ta görmüştüm 2022 yılındaki gelirinin yüzde 86’sını oluşturuyor vergiler ve bu tutar 577,4 milyon euro. Geri kalan yüzde 13,6 ise Radio France tarafından geliştirilen reklam ve çeşitli faaliyetlerden geliyor.

Fransa’da aslında kamu yayınına katkı olarak geçen ama kısaca televizyon vergisi olarak kullanılan vergiler Conseil Supérieur de l’Audiovisuel adı altında bir kurumda toplanıyor ve bu kuruma, özel izleyiciler ve profesyoneller vergi ödüyor. Profesyoneller içinde restoranlar, oteller, bar işletmeleri, kafeler gibi kurumlar bulunuyor. Bu kurumun, CAP olarak kısaltabileceğim bu kurumun, 2022 yılındaki hedefi 3,79 milyar euroydu. Bireyler için kamu yayıncılığına katkı sağlamak için aslında iki koşul var. Birincisi konut vergisine tabi olmak, ikincisi, içinde bulunan yılın yani cari yılın 1 Ocak’ından itibaren birincil ikametgâhta bir televizyon sahibi olmak. Fransa’da kişiler birden fazla ikametgâh gösterebiliyor. Bu yazlık olabiliyor, başka bir tatil evi olabiliyor. İlk ikametgâha göre bu vergi ödeniyor. Ancak bir konut vergisine tabi, olmak mutlaka ödeme yapmak anlamına gelmiyor. Eğer evinizde televizyon yoksa ve vergi döneminde televizyon yok şıkkını işaretler iseniz bu vergiyi ödemiyorsunuz.

AA: Bu enteresanmış bu arada.

SK: Evet.

AA: Almanya’da bundan kaçma şansınız yok çünkü onu da yeri gelmişken belirteyim. Görme veya işitme engelli olmak gibi bir özel durumumuz yoksa ki bu işte bir sürü kâğıt kürek işi var veya çok özel olarak çok dar gelirli değilseniz yani ödüyorsunuz. Benim evimde çok uzun süre televizyon da, radyo da yoktu ama “internet var ya” diyorlar ve o vergiyi tekrar alıyorlar sizden.

SK: Evet, tam tersini anlatacağım ben de burada birkaç cümle sonra. Çünkü burada vergi Türkiye’deki gibi maaşlardan otomatik olarak düşülmüyor. Vergiyi siz beyan ediyorsunuz, koşullarınızı siz bildiriyorsunuz. Bu sebeple televizyonum yok dediğinizde söze bir güven olduğu için kimse gelip evinize televizyon var mı yok mu diye kontrol etmiyor. Burada tamamiyle vicdan ve toplumsal sorumlulukla, yurttaşlık bilinciyle hareket etmesini bekliyorlar insanlardan. Dediğim gibi evimde televizyon yok şıkkını işaretle dediğiniz takdirde konut vergisine tabi olsanız bile televizyon vergisi ödemiyorsunuz. Televizyonunuz evde olsa bile vergiden muaf kişiler var. Bunu Türkçe ayrılmış, boşanmış kişiler olarak da çevirebilirim ama kanunda direkt olarak yazan şey “dul kalmış kişiler”. Konut vergisinin vergilendirilmesinden önceki yıl servet üzerinden dayanışma vergisinden sorumlu olmayan 60 yaş üstü kişiler, yaşlılar için dayanışma ödeneği alan kişiler, ek maluliyet ödeneği alan kişiler, malul ya da engelli olan ve çalışmalarıyla geçimini sağlayamayan kişiler bu televizyon vergisinden muaf.

Yine televizyon vergisi konusunda Fransa’da bazı özel durumlar var. Paylaşımlı evde yaşamak Avrupa’da ve Fransa’da oldukça yaygın. Bu evlerdeki giderlerin mülk sahibi ya da kiracı tarafından ödeneceği en başından sözleşmeyle belirlenmiş oluyor. Bu tür paylaşımlı bir evde yaşıyorsanız ve vergileri kiracı ödeyecek ise tüm kiracılar için tek bir televizyon vergisi alınıyor. Kira sözleşmesinde ve faturalar da birden fazla kişi üzerine yapılabiliyor Fransa’da. Aynı şekilde televizyon vergisi de evde yaşayan bir kişi yerine evde yaşayan herkes adına yapılabilir, düzenlenebilir ve herkesin ismi vergide yazabilir. Yani bir güven ilişkisi yoksa evde yaşadığınız kişilerle bunu tercih edebilirsiniz. Eğer evinizde birden fazla televizyon varsa da yine tek bir ücret ödeniyor. Çünkü vergi cihaza göre değil haneye göre hesaplanıyor. Evde televizyonunuzun size ait olup olmamasının bir önemi yok. Bir televizyon varsa ve kullanmazsanız dahi bunu ödemek zorundasınız. Eğer bildirdiyseniz diye tekrar bir not düşeyim.

Vergi dairesi, televizyon izlemeye izin veren tablet ve bilgisayarları televizyon olarak görmüyor ve bunlar üzerinden bir vergi almıyor. Eğer evde televizyonunuz olduğu halde yok diye yalan beyanda bulunduysanız ve bu tespit edilirse yıl başına 150 euro ceza ödüyorsunuz ve o yılın televizyon vergisini ödüyorsunuz ve vergi dairesinin geriye dönük üç yıla kadar vergi talep etme hakkı var.

2022 yılında Fransa anakarasında TV lisans ücreti 138 euro, denizaşırı departmanlarda ise 88 euro olarak belirlendi. Sen aylık olarak bakınca ben de hesapladım aylık olarak 11,5 euroya denk geliyor. Netflix’in standart paketi 8,99 euro.

Burada reklamlar sona erdi diyelim ve devam edeyim. Son olarak televizyon vergisini geç öderseniz yüzde 10 bir ceza bedeli ekleniyor.

2019 yılında televizyon vergisinin iptali gündeme gelmişti. Ancak sonrasında pandemi yaşandığı için ve belki bu gündeme sıra gelmediği için sadece gündeme geldi ve henüz bir noktaya bağlanmadı televizyon vergisi.

Bir sonraki başlığa geçecek olursam 1986 yılında ana şekli oluşturulan Kamu Yayıncıları Kanunu güncel, yani önemli olarak iki değişikliğe uğruyor. 2009 yılında ve 2019 yılında.

2009 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin talebi üzerine kamu yayıncılığı üzerine bir düzenleme yapılıyor. Televizyon kanallarındaki reklamların kaldırılmasını amaçlıyor bu düzenleme. 5 Ocak 2009’dan itibaren akşam 8’den sabah 6’ya kadar olan reklamlar. 30 Kasım 2011 sonrası ise tüm reklamlar tamamen kaldırılıyor kamu kanallarından ancak sponsorlu programlar devam edebiliyor. Yani bu düzenleme kapsamı dışında. Bu düzenlemeyle reklam gelirlerinden oluşacak kaybı telafi etmek için lisans ücretlerinin enflasyona eklenmesi ve yeni vergilerin getirilmesi öngörülüyor. Ve kanun değişikliği Senato’da görüşülürken görsel ve işitsel lisans ücretlerindeki artış kabul ediliyor. Kamu yayıncılığına katkı o dönem 2019 yılında 116 eurodan 120 euroya yükseliyor. Kamu yayıncılığına katkı payı yani televizyon vergisi. Aynı yıl 2009 yılındaki düzenlemeyle France Télévision diye bir çatı kurum oluşturuluyor ve tüm kamu kurumları buraya bağlanıyor. Aslında bu farklı antenlere sahip olan tek bir şirket hâline getiriliyor kamu yayıncılığı. France Télévision’a Radio France ve harici görsel işitsel yayınlardan sorumlu şirketlerin başkanının atanması yetkisi veriliyor. Kamu yayınları için güncel yapılan düzenleme. 2019 yılında bu düzenleme iki amaç taşıyor. Birincisi yayınlardaki çeşitliliğin ve yaratıcılığın artırılması. Fransız görsel işitsel yayınlarının ve sinemasının etkisinin yayılması, sektörü canlandırmak ve kültürel bağımsızlığı sağlamak. 

İkincisi ise vatandaşları belirli dijital alışkanlıklardan korumak. Her yaştan ve her kökenden kentsel, kırsal, büyük şehir, denizaşırı fark etmeden herkese daha yakın ve daha verimli bir hizmet sunmak. Bu son söylediğim cümle biraz RTÜK ve TRT vari olabilir ama hemen altında açıklayacağım bunu. Türkiye’deki düzenlemelerden biraz farklı. Yine 2019 yılında yapılan düzenlemeyle France Media adında bir şirket oluşturuluyor ve tüm kamu kurumları buna bağlanıyor. Bu ana bir şirket hâline geliyor. Yine 2019 yılındaki düzenlemeye göre Netflix ve Amazon gibi uluslararası dağıtıcılar, Fransız ve Avrupa yapımlarını desteklemek, finansal olarak desteklemek zorunda bırakılıyor. Yüksek görünürlüğe sahip bu operatörler özellikle bağımsız film, dizi ve belgesel alanlarında Fransız ve Avrupa kreasyonlarını sergilemek, üretimlerini kısmen finanse etmek zorunda bırakılıyor. Yani aslında sansür uygulamak yerine ya da içeriklerine karışmak yerine kendi kültürel alanını genişletmek için bu şirketleri ödeme yapmaya mecbur bırakıyor Fransız hükümeti diyebilirim.

Kamu yayıncılığında Fransız tarafı böyle eklemek istediklerin var mıdır?

AA: Eklemek istediğim bir şey yok açıkçası. Belli noktalarda benzer, belli noktalarda gönüllülük esasına bir şekilde dayandırılması gibi örneğin Fransa’da anladığım kadarıyla, yani en azından üzerinden atlanabilir bir yasa yazmaları gibi farklılıklar var. Bu şu anlamda önemli. Yani gelip bizden zorla para alıyorlar falan gibi bir şey kısmından tuttuğum için de şu yüzden aslında daha sindirilmiş olduğunu da belki Fransa’da gösteriyor. Yani bu bir şekilde işliyor ki bunu gönüllülük üzerinden algılanabilir bir boşluk bırakıyorlar. Böyle bir boşluk bırakıldığında

şahsen Almanya’da çok fazla kişi öder mi çok emin olamıyorum açıkçası onu belirtmiş olayım.

AA: Sen bir şey söylüyordun pardon.

SK: Evet bunu söylediğin iyi oldu. 2022 yılında yüzde 80’den fazla vergi mükellefinin televizyon vergisini ödememesi yani muaf olması bekleniyor Fransa’da. Geriye kalan yüzde 19’luk yüzde 20’lik vergiler bu bahsettiğim tutarları oluşturuyor. Yani 2022 yılında 3,79 milyar euroydu. Sadece yüzde 20’lik kesimden bu tahsil ediliyor diyeyim. Çünkü gerçekten evinde televizyon olmayan, olduğu halde beyan etmeyen öğrenciler ya da belirli bir gelirin altında olduğu için zaten tüm vergilerden muaf olan pek çok insan var.

Belirli bir vergi limiti var, alt limit var. Bu limitin altında olduğunuzda televizyon vergisi dahil hiçbir vergi ödemiyorsunuz zaten; çünkü geliriniz vergi ödemek için yeterli değil. Bu gibi sebeplerle 2022 yılından sadece yüzde 19 yüzde 20 arası bir vergi mükellefinin televizyon vergisi ödemesi bekleniyor.

AA: Burada öğrenci de olsanız, yurtta da kalsanız vesaire vergi alıyorlar. Ondan kurtuluş yok. Bunun getirdiği birtakım tartışmalar burada da oluyor. Yani bu kamu yayıncı kuruluşlarının çok yaşlı ve eski kaldığı, çok beyaz Alman olduğu, beyaz Alman ve erkek olduğu, dolayısıyla belli kesimlerin izlemedikleri ve izlemedikleri hâlde her ay böyle bir para vermekten rahatsız olduğu gibi tartışmalar gündeme gelebiliyor. Fakat benim görebildiğim kadarıyla merkez siyasete merkezin solunda sağında duran Almanlar da diyelim basın özgürlüğünün ve tarafsızlığının bir güvencesi olarak görme eğilimi de hiç de azımsanacak düzeyde değil kamu yayıncılığını. Fakat eleştirilerin de olduğunu, özellikle de biraz dediğim gibi öğrencisinden şusundan busundan fark etmeden alınması sebebiyle bu konuda eleştirilerin de olduğunun altını çizmiş olalım Almanya özelinde. Ve şunu bir miktar yapmış olduğumuzu umarak ilk programımızı kapatalım istersen.

Yani TRT örneği üzerinden kamu yayıncılığını görüyoruz. Fakat kamu yayıncılığının pek çok uygulama modeli var bunların iyi midir, kötü müdür bilmiyoruz ama yani tartışmaya açık, en azından. Etkili iki modelini bugün Almanya ve Fransa’da anlatmaya çalıştık. Umarız bir faydası olmuştur diyelim ve istersen önümüzdeki programlarda görüşmek üzere hoşça kalın diyelim.

SK: Hemen kapatmadan önce programımızın periyodunun aylık olduğunu belirtmek istiyorum. İkinci programla, yani bir ay sonra görüşmek.

AA: Önümüzdeki program deyince biraz muallakta kaldı, haklısın. Görüşmek üzere, hoşça kalın.

SK: Hoşça kalın.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir