Yükselen Netflix ve Hollywood’un çöküşü

Getting your Trinity Audio player ready...

Hafta içi, hafta sonu, gişe filmi, sanat filmi fark etmeksizin sinema salonları sinek avlıyor, Recep İvedik hariç…

Amerika’da bazı kompleksler terk edilmiş, hayalet binalara dönmüş durumda. Türkiye’de de sinema salonları sadece AVM’lerde var. Aşağıdaki grafik Amerika’da yıllık bilet satışlarının 2002’deki 1,58 milyar tepe seviyesinden, 2019 senesinde 1,2 milyara kadar gerilediğini gösteriyor. Yani yaklaşık yüzde 24 gibi büyük bir bilet kaybından söz ediyoruz. 2020 ve 2021’de korona karantinalarının etkisini görmek mümkünse de 2022 senesinde bilet satışlarının 2019 seviyesine geleceğini kimse beklemiyor.

Son 26 senede ekonominin hızla büyüdüğünü ve nüfusun sürekli arttığını düşünürsek bu figürlerin yerinde sayması bile sektörün göreli olarak daraldığı manasına gelecekken, bilet satışları ve gişe hasılatındaki bu mutlak gerilemeler sektörün düpedüz bir bunalıma girdiğini gösteriyor.

Bir diğer gösterge de her sene gişe rekoru kıran filmlerin hasılatının azalıyor olması. Doksanlardan sonrasına baktığımızda Titanik, günümüz sabit bilet fiyatlarıyla, 1,21 milyar dolarlık gişe yapmışken; misal, 2019 yılının lideri Avengers: Endgame sadece 871 milyon dolar gişe yapmış. Üçte ikisi kadar. Hâlbuki artıyor olması gerekirdi.

“Netflix etkisi

Netflix, yılların Betamax/VHS/VCD/DVD/Blu-ray kiralama şirketi olan Blockbuster’ı 2010 senesinde iflas noktasına getirdi. Hatta konuyla ilgili çok iyi bir South Park bölümü (s16e12) de yapılmıştı. Artık insanlar birçok filmi evlerinde çevrimiçi veya çevrimdışı olarak, belki ayda tek bir sinema bileti ya da tek bir DVD fiyatına izleyebiliyorlar. Netflix yüzünden yapımcılar, önce, filmlerini DVD/Blu-ray ortamında daha erken çıkarmaya başladılar. Yani filmlerin sinema salonlarında kalma süresi kısaldı. Sonra da bazıları sinema salonlarını by-pass edip film ve dizilerini doğrudan Netflix, Disney Plus, Amazon Prime vb. platformlara satmaya başladı.

Tabii ki salonda film izlemek ile evde film izlemek aynı şeyler değil. Netflix’e düşmesini beklemeden izlemek isteyeceğiniz filmler olabilir. Veya arada sevgiliyle dışarı çıkıp sinema randevusu yapmak isteyebilirsiniz. Ama ortalama bir filmi, birkaç ay sonra, aylık ücretini her halükârda ödediğiniz Netflix’te izlemek varken neden sinemaya gidesiniz? Üstelik bilet fiyatları da bu kadar yüksek iken. Eskiden sinemaya rastgele bir film izlemek için gidilirdi. Şimdiyse sadece, Dune veya Star Wars gibi, çok özel yönetmenlerin, çok yüksek bütçeli, çok özel filmleri için sinemaya gidiliyor.

Dizilerin istilası

Son 10-15 senedir diziler sinema filmi kalitesinde çekiliyor. Bazı dizilerin tek bir bölümünün bütçesi koca bir filmin bütçesini aşabiliyor. Üstelik dizi sektörü Hollywood’un içine düştüğü “franchise film serisi” batağına saplanmış değil; hâlâ orijinal yapımlara rastlayabiliyoruz. Bir noktadan sonra insanlar Ninja Kaplumbağalar 6 veya Örümcek Adam 5 filmini izlemek yerine, misal, Squid Game, La Casa de Papel, Ted Lasso veya Dark gibi orijinal dizileri izlemeyi tercih ediyorlar. Diziler, filmlere kıyasla, daha komplike hikâyeler ve daha detaylı işlenmiş karakterler sunuyor. 

Demem o ki dijital “video-on-demand” platformları iyiden iyiye sinemanın önüne geçti. Robert Redford yıllardır Sundance söyleşilerinde sinema sektörünün değişmesi ve dönüşmesi gerektiğini anlatıyordu. Hollywood, insanları sinema salonlarında tutmaya yönelik IMAX ve 3D gibi inovasyonlar yaptı. Nitekim çoğumuz sinemaya sadece bol görsel efektli filmleri IMAX ekranda izlemek için gidiyoruz. Fakat bu inovasyonların salonları kurtarmak için yeterli olmadığı aşikâr.

Ürün satışları ve dünya gelirleri

Gone Girl (2014) çok iyi bir film olsa da böyle projelerin ancak filmi satılır; kısır ve riskli bir proje olur. Oysa Örümcek Adam’ın filmi satılır, çantası satılır, tişörtü satılır, posteri satılır, kostümü satılır, bilgisayar oyunu satılır, anahtarlığı satılır, her şeyi satılır. Garanti bir kâr var. İşte bu yüzden Gone Girl gibi filmler 3-5 yılda bir denk geliyor. Gerçi o da kitap uyarlaması ama, yine de…

Unsplash

Büyük şirketleri batmaktan kurtaran bir diğer kanal ise dünya gelirleri. Amerika ekonomisi durağan, Hollywood krizde, iç piyasa giderek daralıyor. Ancak ekonomik durumu görece daha iyi olan, yükselen bazı ülkelerden gelen gişe hasılatı yapımcıların muhasebesini toparlayabiliyor. Eskiden Hollywood filmleri Amerikan izleyicisine göre çekilirdi. Artık dünyanın diğer ülkelerindeki izleyicilerin de talepleri dikkate alınarak çekiliyor. Mesela Transformers, çizgi dizisi vaktiyle her yerde yayınlandığı için, tüm dünyada karşılık bulan bir yapım. Transformers 4, toplam hasılatının %77’sini Amerika dışından elde etmişti.

Türkiye’de tekelleşme

Biliyoruz ki Türkiye’de yerli filmlerin piyasası Hollywood filmlerinden büyük. Her yıl en çok gişe yapan filmlerin çoğu yerli yapım oluyor. Fakat ülkemizde göze çarpan iki temel sorundan birisi yüksek bilet fiyatları, diğeri de artık iyice baygınlık veren şive komedileri.

Yüksek bilet fiyatları operasyonda tekelleşmenin sonucu, yoksa sinema filmi göstermenin marjinal maliyeti çok düşük. Şive komedileri de kısmen dağıtımda tekelleşmeyle alakalı. Mars Entertainment Group, hem dağıtımı hem de operasyonu büyük oranda kontrol ediyor. Bugün Türkiye’de her üç sinema biletinden ikisini Mars’a bağlı olan CineMaximum satıyor. Dağıtılan her üç filmin de birini yine Mars Media dağıtıyor.

Öte yandan medyada çıkan “salon çok, seyirci yok” veya “Beyoğlu’nda sinemalar can çekişiyor” ve benzeri başlıklı haberler başka sorunlara da işaret ediyor. Sinemalar AVM’lerin bir parçası hâline getirilerek tüketim kültürüne entegre edildi. Sinemaları geçtim, tiyatro salonları bile AVM’lerin içine açılıyor artık. AVM’ye giden müşteri profili belli olduğu için buradaki sinemalarda gösterilen filmlerin de profili de ona göre oluyor. Sekiz salonun hepsinde Recep İvedik oynuyor.

Dağıtım ortamındaki rekabet (redbox, yasal dijital platformlar, torrent, korsan stream) ve giderek tekdüzeleşen filmler nedeniyle sinema sektörü derin bir dönüşüm ve kriz yaşıyor. Azalan hasılatlar şirketlerin borsa fiyatlarına da yansımış durumda. Büyük yapımcıların hisseleri sürekli endeksin altında takip ederken Netflix NASDAQ’ta rekordan rekora koşuyor.

Tim Wu’nun öngördüğü gibi, orta vadede büyük balıkların, batan veya kârlılığı azalan yapımcıları satın alacağını, hatta büyük şirketlerin kendi aralarında birleşmeler yaparak daha konsantre bir oligopol piyasaya doğru yöneliş olacağını düşünüyorum. Birkaç sene evvel Disney, tarihteki en büyük satın almalardan birini yaparak Fox ile birleşti. Hollywood’un üretim noktasındaki kârlılık sorunları ancak tekelleşmeyle çözülebilir. Zaten Netflix biraz da bu yönelime sigorta olarak kendi prodüksiyonlarına başlamadı mı?

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir