Spor medyasında kadınlar: Spor kimsenin tekelinde değil

Gazeteci kadınların yaşadıkları zorluklar nedeniyle spor medyasında yer alamamaları, sporcu kadınların temsiliyetine de etki ediyor. Bu alanda çalışanlarla sorunlar ve çözüm önerilerini konuştuk.

Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanamadığı alanlardan biri de medya sektörü. O kadar ki eşitliği yakalamak bir yana aradaki fark gün geçtikçe açılıyor. Bunun en ağır yaşandığı alanlardan biri de spor basını.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre, çalışan gazeteci kadınların oranı 2018’de, 2014 yılına göre yüzde 42 azalarak, 80 bin 364’ten 46 bin 497’ye düştü. TUİK’in 2019 ve 2020 yılına ait medya istatistiklerinde çalışan gazeteci kadınlarla ilgili güncel bir verisi ise bulunmuyor.

Türkiye Spor Yazarları Derneği’ne kayıtlı yazar, yorumcu, muhabir, spiker kadın sayısı 50. Bu sayı son yedi yılda artış göstermiş. Bundan önce kadın üye sayısı sadece yediymiş. Basılı ve görsel yayın organlarının spor alanında kaç gazeteci kadın çalıştırdığıyla ilgili net bir veri ise bulunmuyor.

Bu veriler bir yaklaşımı gösteriyor; bu yaklaşım da sporcu kadınların medyadaki temsiliyetine de sirayet ediyor. Buna karşılık FemSport ve sonradan kapanmak zorunda kalan Alan Savunması gibi mecralar toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yapmayı amaçlıyor.

Yaşanan sorunları ve çözümleri hem bu sitelerin genel yayın yönetmenleri, hem spor muhabiri kadınlar, hem de bu alanda çalışma yapan Bilgi Üniversitesi Araştırma Görevlisi Elzem Seren Dinç Kırlı ile konuştuk.

Spor kimsenin tekelinde değil

İlk söz deneyimli gazeteci Banu Yelkovan’ın: “İnsanların farkında bile olmadan söyledikleri cinsiyetçi ifadeleri yakalamaya başladım. Bu, ‘Futbol erkek oyunudur’ gibi basit bir cümle de olabiliyor, ‘Kız gibi oynama’ gibi daha cinsiyetçi bir şekilde ifade de edilebiliyor. Çoğu zaman, bunu fark edip uyardığınızda, ‘espri mahiyetinde söyledim’ ya da ‘şaka yaptım’ diyerek yumuşatmaya çalışılıyor. O zaman da aslında daha tehlikeli olanın tam da bu olduğunu, bu şakaların olayı normalleştirdiğini ve sempatikleştirdiğini söylemek gerekiyor. Bu da çok kolay değil ve insanın geçimsiz, şakadan anlamayan ve takıntılı biri gibi yaftalanmasına neden oluyor. Önemi var mı? Tabii ki yok. Kolay mı? Hayır değil. Bazen yel değirmenlerine karşı savaşıyor gibi hissediyorsunuz ve her zaman, ‘beğenmiyorsan ayrılabilirsin’ kartı masanın üzerinde duruyor.”

Sporda cinsiyetçilikle mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğini söyleyen Yelkovan’ın çözüm önerisi şöyle:

“Atılması gereken öncelikli adımlar pes etmemek, umut kırıcı ifadelerden etkilenmemek, öğrenilmiş çaresizlik yüzünden başlamadan vazgeçen çoğunluğa katılmamak. Kısa vadede neyi neden yapamayacağınızı söyleyenlere kulak asmamak gerekiyor. Elinizdeki internet paketi olan telefonların hepsi birer medya aracı. Medyada neyi eksik görüyorsanız, onu tamamlamak için bir fırsat. Sosyal medyada sadece istediğiniz ve size hitap eden kişileri takip ederek kendinize bir dünya yaratabilirsiniz, üstelik adına ‘bloklamak’ denen şahane bir özellik de var. Kimse kötü sözlere, kışkırtıcı ya da aşağılayıcı ifadelere katlanmak zorunda değil. Son olarak sporda cinsiyetçilik, bir şeyleri değiştirmek adında mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğim bir konu benim için. Bu meslekteki kadınlar olarak belki de bir araya gelmemiz ve örgütlenmemiz gerekiyordur, kim bilir. Ama sporu sevmek kimsenin tekelinde değil. Kadınlar da pekâlâ spor izleyebilir, sporu sevebilir, spor konuşabilir…”

Değişim zaman alıyor

Galatasaray Spor Kulübü muhabiri Fatma Erdoğan, erkek meslektaşlarının kadın spor muhabiri olabileceğine alışmalarının altı yıl sürdüğünü söylüyor ve mesleğe ilk başladığında hiç unutamadığı anısını şöyle anlatıyor:

“Dokuz yıldır gazetecilik yapıyorum. Erkek meslektaşlarımın buna alışması altı yıl sürdü. İlk başladığımda biri ‘kadından spor muhabiri mi olur ya’ demişti. Bu söz, o an beni gerçekten çok üzmüştü. Ama olduğuna sonunda alıştılar.”

Spor alanında çalışmamızın önüne engeller konuluyor

20 yıldır Mersin’de gazetecilik yapan Haberci Gazetesi Haber Müdürü Hediye Eroğlu, sarı basın kartı olmasına rağmen akredite edilmediğini ve “Kadının statta ne işi var!” denilerek stada sokulmadığını anlatıyor:

“Mersin Stadyumu’nda dört yıl boyunca maçlara alınmadım. Farklı yollarla girdim. Basın tribününde oturmadım hiç. Dönemin TSYD İl Temsilcisi sarı basın kartıma rağmen almıyordu. Kadının statta ne işi varmış! İki sezon sonra dönemin Spor Bakanı şehre geldiğinde durumu anlatıp, tepki gösterdim. Sarı basın kartımı önüne atarak protesto ettim. Bundan sonra statta maçları takip edebildim. Gerek gazeteci kadın sayısının az olması, gerekse yalnız bırakılmamız bizleri hedef hâline getiriyor. Stada alınmadığım zaman erkek meslektaşlarım, ‘zaten çok küfür ediliyor, gelmesen daha iyi’ diyorlardı. Şimdi bunları aştık ama gözle görülmeyen duvarlar hâlâ var. 20 yıldan fazla spor alanında haberlerim var. Erkek meslektaşlarımınki kadar başarılı bulunmadı. Vazgeçmedim. Şimdi haber müdürlüğüne yükseldim. Ama bu engeller yüzünden kadın arkadaşlar spordan kaçmayı tercih ediyor.”

Cinsiyetçi yaklaşımla karşılaşmayanlar da var

Cinsiyetçilikle hiç karşılaşmamış olanlar da yok değil. Büşra Kaya, uzun yıllar DHA’da çalıştığı sırada spor haberlerine de gönderiliyormuş. “Hiçbir zaman cinsiyetçi bir yaklaşımla karşılaşmadım” diyor. 

Galatasaray Spor Kulübü’nde altı yıldır çalışan Merve Ergü de hiç cinsiyetçilikte karşılaşmayanlardan. Ergü’ye göre tek zorluk: “Sadece daha çok çalışmak, sporla ilgili daha fazla bilgi edinmek.”

Ayrımcılık meslek bırakmaya yol açabiliyor

Araştırmasını “Spor Medyasında Kadına Yönelik Cinsel Ayrımcılık” üzerine yapan Elzem Seren Dinç Kırlı’yla devam ediyoruz. Sporda gazeteci kadınların az olmasının yarattığı en temel problemin “kadınların yer aldıkları pozisyonlarda duygusal ve cinsel açıdan şiddet görmeleri” olduğunu belirtiyor:

“Spor medyası gibi işgücü piyasalarında cinsiyetçi uygulamaların var olması, yalnızca güç ya da kuvvet gerektiren işlerden kaynaklanmamakta, kadının istihdam edilmesinin önünü kesmek için yapılan bir uygulama olmaktadır. Erkek egemen bu sektörde, erkek gazetecilerin kadın meslektaşlarıyla hiyerarşik ilişki kuramama sorunu kadınların yer aldıkları pozisyonlarda duygusal ve cinsel açıdan şiddet görmelerine de neden olmaktadır. Spor medyasında erillik üzerinden kurulmuş bir dilin var olması ve kadınların yaptıkları yorumların ya da yazdıkları haber metinlerinin erkek gazeteciler kadar ciddiye alınmaması ne yazık ki üzücü bir gerçek. Kadın gazetecilerin erkeklerle aynı avantajı elde edebilmeleri için kendilerini kabul ettirme sürecine dahil olmaları gerekmektedir. Ayrıca bugün ‘eşit işe eşit ücret’ prensibi hâlâ uygulanabilmiş değil. Kadınlar ne yazık ki spor medyası dahil birçok sektörde cam tavan sorunuyla karşılaşmaya ve erkek meslektaşlarından düşük maaşlar almaya devam ediyorlar.”

Araştırmacı Kırlı, kadınların sıklıkla karşılaştığı bu sorunların dışında sözlü ya da fiziksel taciz şikâyetlerinin de çok fazla olduğuna dikkat çekiyor: 

“Her sektörde olabileceği gibi spor medyasında da kadınlara yönelik taciz olayları sık yaşanmaktadır. Bu vakalar, çoğunlukla örtbas edilse de kadın gazetecilere görevleri sırasında sporcu, antrenör, kulüp yöneticisi gibi pozisyonlarda olan erkeklerden zaman zaman özel arkadaşlık teklifleri gelmekte ve özellikle de ‘genç ve bekar kadın’ olmanın cinsel tacize maruz kalma oranını arttırdığına değinebiliriz. Dolayısıyla çalışmada da kadın gazeteciler, erkeklerin cinsiyetçi tutumlarının ve cinsel taciz vakalarının kendilerinin meslek hayatlarını sonlandırmaya kadar gidebildiğini ve bununla mücadele etmek için de kendilerini sürekli korumak zorunda kaldıklarının altını çizmişlerdir.”

Spor yalnızca futboldan ve futbol seyircisinden ibaret değil

Türkiye’de spor basını denilince yalnızca futbol akla geliyor. Futbol ise eşittir erkeklerin alanı olarak görülüyor. Cinsiyetçilik bu nedenle kendini tekrar ediyor, izleyici kitlesi buna “bahane” ediliyor. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar olimpiyatlarla birlikte kadınların spora ilgisini arttırdığını gösteriyor. Futboldan voleybola, basketboldan tenise, bisikletten koşuya kadar sporun her alanında var olan sporcu kadınlarla beraber onları ilgisi artarak izleyen kadın izleyiciler var. Bu noktada Araştırmacı Kırlı’ya medyanın sporcu kadınlar özelinde etkisinin ne olduğunu da sorduk: 

“Cinsiyetçi söylemin inşasında futbolun büyük payı var. Kadın sporcular haber içeriklerinde yer alıyorlar ama temsil ediliş şekilleri çok farklı. Erkek sporcularda olduğu gibi kadın sporcuların haber içeriklerinde başarı ile gündeme gelmeleri söz konusu değil. Spor gazetecilerinin çoğunlukla erkek olması medyada cinsiyetçi temsili artıran bir faktör. Kadın sporcular bu haberlerde cinsel haz nesnesine dönüştürülmekte. Spor medyası özellikle de kadınların daha görünür olduğu jimnastik, voleybol, tenis gibi branşlarda ‘kadın sporcular mini şortla nefes kesti’ başlıklı haberler üretmeye devam ediyorlar. Değişim dille başlar ve bu cinsiyetçi dili değiştirecek adımlar atmak gerekiyor.”

Spor herkes için

FemSport ve Alan Savunması, bu cinsiyetçi dili değiştirmeyi amaçlayarak yayın hayatına başladı. FemSport yayın hayatının birinci yılını doldururken Alan Savunması ise kapanmak zorunda kaldı. İlk sözü FemSport’un kurucu ve genel yayın yönetmeni İrem Sarıkulak’a veriyoruz. 

Kadın odaklı spor haberciliği yapma kararını toplumsal cinsiyet alanında çalışırken karşılaştığı “spor erkek alanıdır” algısı nedeniyle almış. Bunun üzerine ilgisini spor üzerinde yoğunlaştıran Sarıkulak bir başka önyargıyla daha karşılaşmış: “Kadın odaklı spor haberlerini kim okur ki?”

Tüm bu önyargılar üzerine kurduğu FemSport’u, neler yaşadığını ve hedeflerini şöyle anlatıyor:

FemSport’u kurmamdaki tabii ki en büyük hedef kadınların spor haberlerinde kendilerine yer bulamadıklarından, çok çok büyük başarılar elde ederlerse belki haberleştirilmelerinden, sportif başarılarından ziyade fiziksel görünüşlerinin haber olmasından duyduğum rahatsızlıkla alternatif bir spor haber platformu yaratma isteğiydi. Beni başarısız göstermeye ve yapamadığımı, bu alanın bana göre olmadığını inandırmaya çalışan çok fazla erkekle karşılaştım. Erkeklerin spor alanında yer alabilmesi için çok büyük çaba sarf etmesi gerekmiyor fakat maalesef kadınlar kendilerini kabul ettirebilmeleri için sürekli bilgilerini kanıtlamak zorunda hissediyor. Bir kere en başta spor bilgisi için erkek olmaya gerek olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor. Sporun herkes için olduğu algısı iyice benimsenmeli. Spor gazeteciliği alanında kadınların sayısının arttırılması için de pozitif ayrımcılığın şart olduğunu düşünüyorum. Çünkü kadınlar zaten toplumsal kalıplarla büyürken aynı zamanda ayrımcılıklarla baş etmek durumunda kalıyor.”

Bütçe yetersizliği nedeniyle düzenli olarak çalıştığı bir gazeteci olmadığını söyleyen Sarıkulak’ın hedefi sadece gazeteci kadınlarla çalışmak:

“Dönem dönem telifli içerik üretme duyurusu yayınlıyorum. O zaman da fena bir başvuru olmuyor. Bence spor alanında içerik üretmek isteyen çok kadın var ama kendilerine yer bulmakta zorlanıyorlar.”

Sürdürülebilirlik sorunu

Dört yıl önce Alan Savunması da aynı nedenlerle yayın hayatına başlamıştı. Ali Sefa Korkut, bütçe olmamasının yanı sıra yayını sonlandırma nedenlerinden birinin LGBTİ+ karşıtlığı olduğunu söylüyor:

“Karşılaştığımız en büyük sorun, sürdürülebilirlik oldu. Onun dışında bazı spor kulüpleri, kadın ve kız çocuklarının yanı sıra LGBTİ+ spor paydaşlarıyla ilgili de içerikler ürettiğimiz için sporcularının bize konuşmasına, haberlerimize kaynaklık etmelerine izin vermedi.”

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir