Yeşil sahalardan siyasete: George Weah

Ajanslarda bir haber: “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Liberya Devlet Başkanı George Weah ile görüştü.”

Bir zamanlar yolu futbol sahalarından geçmiş iki lider bir arada… İnsan ister istemez kapalı kapılar ardındaki buluşmada futbolun konuşulup konuşulmadığını merak ediyor! Tabii Erdoğan’dan farklı olarak George Weah bu oyuna gönül veren milyarlar için devlet başkanlığının ötesinde futbol tarihine mâl olmuş bir isim. Hatta profesyonel kariyerine veda ettikten sonra cumhurbaşkanı seçilen ilk ve tek sporcunun özgeçmişinde, Ballon d’Or (Altın Top) kazanan tek Afrikalı olmak da var. 

Liberya’nın başkentinde 1966’da doğan George Weah ya da tam adıyla George Tawlon Manneh Oppong Ousman Weah, 13 çocuklu bir ailede dünyaya gözlerini açmıştı. 15’inde altyapılarda boy göstermeye başlayan delikanlının ilk ciddi takımı Mighty Barrolle’ydi. Burada geçirdiği tek sezonda 10 maçta yedi gol atmış; kulübün 14 yıllık şampiyonluk hasretini 1986’da dindirmişti.

Sezonun bitmesini müteakip ülkenin en köklü kulüplerinden Invincible Eleven’a imza atan santrfor, yine aynı filmi izletmişti: “Weah’ı alan şampiyon olur.” 23 karşılaşmada 24 defa ağları sarsan delikanlı, Fildişi Sahili aktarmalı bir şekilde Kamerun’a transfer olmuştu. Orada da senaryo değişmeyecek; onu alan Tonnerre, ligde mutlu sona ulaşacaktı. 

Kamerun Milli Takımı’nın eski teknik direktörü Claude Le Roy’un, o günlerde Monaco’yu çalıştıran arkadaşı Arsene Wenger’e ondan bahsetmesi bir dönüm noktası olmuştu. Kim bilir belki de o sohbet olmasa Weah, Afrika sınırlarını hiç aşamayacak, hâliyle de bugün devlet başkanlığı koltuğunda oturamayacaktı. Devlet başkanı seçildikten sonra iki unutulmaz hocayı Liberya’nın en büyük devlet nişanıyla taçlandırması da bu minnet borcunun ifadesi olsa gerek.

Bizzat Afrika’ya gidip transferi noktalayan Wenger’in elinde bir inciye dönüşmüştü delikanlı. Bizse ulusça onunla ertesi yıl, yani 1989’da tanışmıştık. Prekazi’nin hâlâ jenerikleri süsleyen frikiğine sahne olan Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek final rövanş maçında, tabelayı eşitleyen oydu! Dönemin manşetlerine göre, biz yolu sonradan ülkemizden de geçecek Youssouf Fofana’dan çekinirken, Galatasaray’ı avlayan genç golcü olmuştu… 

1989’da ilk kez Afrika’da yılın futbolcusu seçilen gol makinesi, aynı başarıyı 1994 ve 1995’te de tekrarlayacaktı. 1991’de Fransa Kupası’nı kazanan Monaco, ligi de ikinci sırada noktalarken, Weah hep başroldeydi. Ertesi sezon golleriyle takımını artık olmayan Kupa Galipleri Kupası’nda finale taşıyan Weah, Werder Bremen’in zaferine mani olamamıştı. Ligde yine ikinci sırada yer alan kırmızı-beyazlılar ani bir haberle sarsılacaktı: Liberya’nın incisi, ezeli rakiplerinden PSG’nin yolunu tutuyordu. 

Fransa’nın başkentinde başarılar birbirini kovalıyordu. Bir lig, iki Fransa Kupası, bir Lig Kupası kazanan kadronun en önemli yıldızlarından biri olan santrfor, sürekli manşetleri süslüyordu. 1994’teki şampiyonluğun akabinde PSG’yi Şampiyonlar Ligi’nde son dörde taşıyan Weah, devler arenasında sezonun gol kralı olmuştu. Birkaç ay sonra yarı finalde boyun eğdikleri Milan’a imza atan santrfor, o zamanların en iyi ligine adımını atmıştı. 1995, onun annus mirabilis’iydi adeta. Sadece kıtasının değil, Avrupa’nın da en iyi oyuncusu seçilmiş, ayrıca Ballon d’Or’la onurlandırılmıştı. Yeri gelmişken hatırlatmalı: Hâlen Altın Top Ödülü’nü alabilen ondan başka bir Afrikalı futbolcu çıkmadı!

Ayağının tozuyla geldiği sezonda, teknik direktör Fabio Capello’nun idaresindeki Milan’ı ligde şampiyonluğa taşıyan yıldızın saz arkadaşları, İtalyanların efsanevi yıldızı Roberto Baggio’yla Dejan Savicevic’ti. 1996’nın sonunda oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçından sonra aldığı altı maçlık ceza, bir döneme damgasını vurmuştu. Saha dışında yaşanan olayı gören yoktu. Porto savunma oyuncusu Jorge Costa’nın burnunu kıran Liberyalı yıldıza göre yaşananlar, maç boyunca kendisine yapılan ırkçı sataşmaların sonucuydu. Costa bu iddiaları reddederken, UEFA tanık olmadığı gerekçesiyle Portekizli stopere ceza vermemişti. FIFA’nın aynı senenin sonunda Weah’a Fair-Play Ödülü vermesi de manidardı.

1999’da Milan’la yeniden şampiyonluk yaşayan golcü yavaş yavaş gözden düşüyordu. Hızını ve çevikliğini kaybetmeye başlayan Liberyalı, ertesi yıl Londra’daydı. Chelsea formasını kiralık olarak giyen Weah, ayağının tozuyla Tottenham derbisinde ağları bulduğunda, Ada’da tüm gazeteler ondan bahsediyordu. Sezon sonunda kaldırdıkları Federasyon Kupası ise uzun bir kariyerin sonunda elde edilen son başarı olmuştu. O günlerin mütevazı camiası Manchester City’de geçirdiği kısa bir dönemden sonra Marsilya’ya giden forvet, âdeta uzatmaları oynuyordu. Birleşik Arap Emirlikleri takımlarından El Cezire’de sanatını icra etmeyi bıraktığında, 37’sindeydi…

Futbol dünyasında bir hiç olan Liberya’yı iki defa Afrika Uluslar Kupası’na taşıyan Weah, 75 defa milli formayı giymiş; 18 gole imza atmıştı. O, takım arkadaşları için bir yıldızdan çok daha fazlasıydı. Defalarca deplasman masraflarını kendi cebinden ödediği gibi, takımın forma sponsoru olmuş; arkadaşlarına prim bile dağıtmıştı. Ülkesinin durumu içler acısıydı…

İç savaşların gölgesinde on binlerce insanın öldüğü Liberya’nın umuduydu Weah. Futbolun ona verdiğini, o da halkına vermişti. Akademiler kurmuş; eğitim imkânlarının artması için kafa patlatmış; unvanını siyasi kariyeri uğruna bırakana dek UNICEF’in İyi Niyet Elçisi olarak çalışmıştı. Servetini çocuklar için harcayan, her zaman ırkçılığa karşı savaşan efsane golcü, silahların susmadığı ülkesi için elinden geleni yapmıştı.

2005’te ilk kez devlet başkanlığı yarışına giren eski futbolcu, oyların %40.6’sını almıştı. %59.4 ile seçimi kazanan rakibesi Ellen Johnson Sirleaf, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler’de çalışmış bir Harvard mezunuydu. Eğitimi yetersiz görülen Weah, birçoklarına göre ülkeyi yönetmek için uygun değildi. Ülke basınında da bu durum manşetlere taşınmış; insanların popülerlikle liyakat arasında bir tercih yaptığı vurgulanmıştı.

Fakat yılmak bilmeyen efsane, Miami’de üniversite bitirmiş; 2014’te de senatör seçilmişti. 2017’nin sonunda oyların yüzde 61.5’ini alan Weah, 22 Ocak 2018’de yemin ederek resmen devlet başkanı olmuştu. 

1990’larda yeşil sahalarda esen fırtına, 70 metre top sürüp kaleye girer; nakış gibi topu işlerdi. Mermiden hızlı şut çeker, âdeta rüzgârıyla rakiplerini devirirdi. Hele Verona karşısında attığı bir gol vardı ki aradan geçen yıllara rağmen jenerikleri süslüyor. Milyonların aklına da Weah dendiğinde, siyasetçiliğinden önce bu ikonik gol gelmeye devam ediyor. 

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir