COP26 yaklaşırken iklim gazeteciliğinin durumu

n okuyoruz| Bültenden Herkese Merhaba!

⏱ Bu hafta bültenimiz 1171 kelime, okuma süresi yaklaşık 5 dakika.

Haftanın odağında yaklaşan COP26 toplantısını da fırsat bilerek iklim gazeteciliğinin mevcut durumunu inceledim, bu konuda gazeteciliğe nasıl bir sorumluluk düştüğünü anlattım.

“Ne Okuduk” bölümünde ise Axel Springer’da yaşanan kriz, Twitter’ın algoritması üzerine yaptığı araştırma, sesli içerikte erişilebilirlik ve daha fazlasını okuyabilirsiniz.

Son olarak bir duyuru: Research Hub, popüler gazetecilerin Twitter ve Instagram kullanım pratiklerine odaklandığı yeni raporunu yayınladı. Dikkat çekici bulguların yer aldığı araştırmanın özetine yer verdiğimiz podcasti buradan dinleyebilirsiniz.

Görüş, yorum ve önerilerinizi her zaman bekliyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

—Ahmet Alphan Sabancı

Vox'un More Than This podcastinin ikinci bölümünün transkriptinden bir ekran görüntüsü.
Vox

Bu hafta ne okuduk?

Axel Springer’ın “Sorunlu” Çalışma Ortamı

Ben Smith’in New York Times’a transfer olmasıyla birlikte haftalık olarak yayınlanmaya başlayan “The Media Equation” köşesi, gazetenin en sıkı takip ettiğim bölümlerinden birisi oldu. Köşe aynı zamanda Smith’i en çok kıskandığım isimlerden birisi hâline getirdi, çünkü her yazısının sonuçlarını çok hızlı bir şekilde görebiliyor.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Alman medya devi Axel Springer üzerine yazdığı köşesi de bunlardan birisi. 2015’te Business Insider’ı, geçtiğimiz haftalarda da Politico’yu satın alarak bir global medya devine dönüşme yolunda ilerleyen Axel Springer’ın içeride yaşadığı sorunları ve önde gelen isimlerinin taciz gibi suçlarının nasıl üstünü kapattıklarını yazdığı köşe bir anda gündem oldu. Çok kısa bir süre içerisinde de kurum, başroldeki Julian Reichelt ile yollarını ayırdığını duyurdu.

Yazı Axel Springer’ın iç yüzüne dair önemli detaylar sunmasının yanı sıra, büyük medya şirketlerinin nasıl çalıştığına dair de önemli detayları görmemizi sağlıyor. Özellikle Politico anlaşması sürecinde Axios’un liderini sinsi bir şekilde başa geçirme denemeleri bunun iyi bir örneği.

Twitter, Algoritmasında Ön Yargı Buldu

Sosyal medyayla ilgili en büyük sorunlarımızın başında kullanımımızın hemen her aşamasını yönlendiren ve bunu nasıl yaptığı sürekli olarak bizlerden gizlenen algoritmalar geliyor. Bu konuda Twitter farklı bir yolun da mümkün olabileceğini göstermekte ısrarlı.

Geçtiğimiz aylarda konuyla ilgili oldukça güçlü bir ekip kuran platform, şimdilerde ise —Facebook’un aksine— ekibin çalışmalarını herkesle paylaşıyor. Geçtiğimiz hafta yayınlanan çalışma yedi ülkede hem seçilmiş siyasetçilerin hem de haber platformlarının paylaşımlarının algoritma tarafından nasıl öne çıkarıldığını inceliyor.

Bulguları ise dikkat çekici. Genel olarak siyasetçiler algoritma tarafından daha sık öne çıkarılsa da hem siyasetçilerde hem de haber kurumlarında siyasetin sağında bulunanlar algoritma tarafından daha sık öne çıkarılıyor. Bu durumun tek istisnası ise Almanya.

Bu veri hem sağ siyasetçilerin sosyal medya tarafından sansürlendikleri iddiasının aksini gösteriyor hem de —sağ siyasetin genel retoriğini göz önünde bulundurursak— algoritmaların daha anlık tepkiye yönelik içeriklere öncelik tanıdığı gözlemine bir kanıt sayılabilir. 

Sesli İçeriği Daha Erişilebilir Kılmak

Podcast ve video ile birlikte medya tüketimimizde sesin yeri giderek artıyor. Özellikle de geçtiğimiz birkaç yılı etkisi altına alan podcast dalgası bu alanın büyümesine ve hatta New York Times’ın kendi podcast ve seslendirilmiş haberler uygulamasını test etmeye başlamasına neden oldu.

Ancak sadece ses odaklı bir içerik ciddi erişilebilirlik sorunlarını da beraberinde getiriyor. Duyma sıkıntısı olan birçok insan için bu alanda üretilen içerikler çoğu zaman tamamen erişilemez durumda. Çok az podcast üreticisi transkript yayınlıyor ya da bu konuda çaba gösteriyor.

Vox ise erişilebilirliği bir adım daha ileri taşımış. “More Than This” isimli yeni podcast serisi ile test etmeye başladıkları ve “sürükleyici transkript” adını verdikleri bu format yalnızca bir metin ile sınırlı değil. Çizimler, tasarım ve yazı tipi seçimleri ile o anki duyguyu okura taşımayı hedefliyor. Bana kalırsa gerçekten örnek gösterilecek bir iş ortaya çıkarmışlar.

Başlık Testleri Pek İşe Yaramıyor

Dijital gazetecilikte başlıklardan görsel seçimine birçok şey test ediliyor ve otomasyonla düzenleniyor. En azından amaç bu yönde. Ancak çoğu zaman bu testlerin ne kadar anlamlı ya da faydalı olduğuna bakılmıyor.

Son zamanlarda giderek daha sık kullanılan “farklı kullanıcılara farklı başlık gösterme” testlerini de birçoğumuz fark etmiştir. Yeni bir araştırma, bu testlerin pek de kayda değer bir fayda sağlamadığını gösteriyor. Evet, kısa vadede tekil haberler için daha fazla okurun gelmesini sağlıyor ama ortaya çıkan verilerin neredeyse tamamı faydasız. Yani bu aracı yayınınızda kullanmaya niyetiniz varsa oradan gelen verilere göre başlık yazım tarzınızı değiştirmeyin, sonuçlar daha kötü olabilir.

Kısa Kısa

✏️ NYT’nin günlük bulmacalarının nasıl kontrolden geçtiğini anlattığı yazısı, gazetenin her köşesinde harcanan emeği çok iyi özetliyor. Ayrıca yorumlar kısmı bulmacanın gazeteler için ne kadar önemli olduğuna iyi bir kanıt.

🔗 Her ne kadar NFT konusunda eleştirel bir duruşum olsa da Dirt’ün kullanımı kesinlikle takip etmeye değer bir örnek.

✈️ ABD’nin en önemli seyahat gazetecilerinden Sarah Khan, kendi dergisinin başına geçiyor.

📸 6Mois haber fotoğrafçılığı ödüllerini bu yıl kazanan isimler açıklandı.

🔞 Sosyal medya sansüründen bıkan Viyana müzeleri eserlerini paylaşmak için OnlyFans hesabı açtı.

🆕 Facebook marka değişikliğine gitmeyi planlıyor. Yeni isim konusundaki tahminler ise internetin eğlence konusu hâline geldi.

📉 2020 Financial Times için, en azından İngiltere’de, pek de iyi bir yıl olmamış.

🏥 Sağlık konusunda başlık atarken dikkat edilmesi gereken önemli detaylar var.

🔍 Eğer ICIJ’nin nasıl çalıştığını merak ediyorsanız, bu yazı iyi bir kaynak.

Bir iklim krizi eyleminde çekilen fotoğraftaki pankartta "Climate is changing, so should we" yazıyor.
Markus Spiske/Unsplash

Haftanın odağı: COP26 yaklaşırken iklim gazeteciliğinin durumu

İklim krizinin artık küresel bir sorun olduğunu inkâr edecek kimsenin kaldığını sanmıyorum. Hemen her gün bu krizin sonuçlarını hayatımızın farklı alanlarında görüyoruz ve maalesef görmeye de devam edeceğiz. Böyle bir ortamda BM tarafından bu sorunu çözmek amacıyla düzenlenen COP26’nın önemi de büyük.

Bu koşullarda önemi giderek artan bir diğer konu da iklim gazeteciliği. Geçtiğimiz yıllarda gazeteciler giderek daha ciddi bir şekilde bu konuyu ele almaya başlasa da sorunun büyüklüğünü düşünürsek hâlâ yeterli seviyede olduğumuzu söyleyemeyiz

Covering Climate Now gibi girişimler geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde hem katılımcı yayın hem de imkanlar konusunda giderek büyüyor. Bu da hem haber kurumları için daha fazla kaynak anlamına geliyor hem de birbirlerinden bu konuyu nasıl ele almaları gerektiği konusunda bir şeyler öğrenebiliyorlar. İklim krizinin küresel ama bir o kadar da yerelle ilişkili bir sorun olması da böyle gazetecilik dayanışmalarının önemini artırıyor.

Diğer yandan iklim gazeteciliğinin medyadaki değerinin artması bazı ilginç değişimleri de beraberinde getiriyor. Uzun yıllardır iklim kriziyle ilgili komplo teorilerini ön plana çıkaran ve bunu neredeyse bir yayın politikası hâline getiren News Corp ve çatısı altındaki yayınlar, bu konudaki duruşlarını değiştirmeye karar verdi.

Elbette birçok kişi bunun bir “greenwashing” denemesi olduğunu anında fark etti. Ancak bunda da ne kadar başarılı olabilecekleri şüpheli. Kurum içerisindeki kimi gazeteciler bildikleri yolda ilerlemeye devam ederken, bazıları da bu kararı açık açık eleştiriyor. News Corp’un para için böyle bir politika değişimine gitmesi ve ardından yaşadıkları, çıkarları için iklim krizini inkar eden kurumlar için zorlu bir dönemin de başladığının işareti.

Fakat şu anda hepimizin fark etmesi gereken bir şey varsa, o da iklim krizinin artık gazetecilik için temel başlıklardan birisi olduğu. Bu konuyu artık haber odalarının daha ciddi bir şekilde ele alması, okurlarına doğru ve sağlıklı bilgiyi ulaştırmak için çabalaması gerekiyor. Bireysel olarak gazetecilerin de kendilerini eğitmesi ve mevcut alanlarının bu krizle nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu takip etmeye başlaması gerek.

Evet, iklim krizi artık hayatımızın kaçınılmaz bir gerçeği ama gazeteciler ve medyanın yardımıyla bu krizi çok daha iyi bir şekilde göğüslememiz mümkün. Önümüzdeki COP26 da bunun için iyi bir başlangıç noktası.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir