Carl von Ossietzky: Taviz vermeyen bir gazeteci

2021 Nobel Barış Ödülü sahiplerini buldu. Dünyanın en prestijli mükâfatına 86 yılın ardından ilk defa iki gazeteci layık görüldü. Bu yıl, daha önce Hrant Dink Ödülü’nü de almış olan Maria Ressa, Filipinler; Dmitry Muratov ise Rusya’da ifade özgürlüğü için verdikleri mücadeleden dolayı onurlandırıldılar. 

Nobel Komitesi’nin ödül açıklaması her şeyin özetiydi:

“Ressa ve Muratov, demokrasi ve basın özgürlüğünün giderek daha da olumsuz koşullarla karşı karşıya kaldığı bir dünyada, bu ideale sahip çıkan tüm gazetecileri temsil ediyorlar. İfade ve basın özgürlüğü olmadan uluslararası kardeşliği, silahsızlanmayı ve daha iyi bir dünya düzenini başarılı bir şekilde teşvik etmek zor olacaktır.” 

Rappler haber sitesinin kurucusu Ressa, ülkesi Filipinler’de “iktidarın sömürüsünü, artan şiddet ve otoriterliği, ifade özgürlüğünü kullanarak ortaya çıkardığı” için komitenin övgülerini toplarken, Muratov da Rusya’da giderek daha çetin hâle gelen koşullarda uzun zamandır ifade özgürlüğünü savunduğu için onurlandırıldı. 

Aslında her şey 27 Kasım 1895’te başlamıştı; Paris’teki İsveç-Norveç Kulübü’nde bulunan Alfred Nobel’in bir sayfalık vasiyetnamesini hazırlamasıyla… Kendi keşfi olan dinamit sayesinde Kârun kadar zengin olan müteşebbis, servetinin yüzde 94’ünü bilime adamış; belli dallarda bilim insanlarına, barış için çalışanlara ödül verilmesini istemişti. 10 Aralık 1896’da son nefesini veren mucidin vasiyeti ertesi yıl onaylanmış, 1901’den itibaren beş dalda kazananlar mükâfatlandırılmaya başlamıştı. Fizik, kimya ve ekonomi dalındaki en iyileri Stockholm’deki İsviçre Kraliyet Bilimler Akademisi belirlerken, tıp veya fizyoloji alanında son sözü Stockholm Karolinska Kraliyet Tıp Cerrahi Enstitüsü söylüyor. Edebiyat, İsveç Akademisi’nden soruluyor; Barış ise Norveç Nobel Komitesi’nden…

Ressa ve Muratov’dan önce Nobel Barış Ödülü, yalnızca iki gazeteci tarafından alınmıştı: 1907’de Ernesto Moneta ve 1935’te Carl von Ossietzky. İşte onlardan biri var ki Adolf Hitler’e Nobel’i yasaklatan pasifist olarak da biliniyor; yaptıkları bugün bile insanlığa pusula olmaya devam ediyor.

Bir adam düşünün, her dönem muhalif. Bir ömür evvel, Almanya’da iklim sertleşirken, hiç taviz vermeyen bir gazeteci. Savaşa “Bir daha asla” diye haykırmış bir barış gönüllüsü. Kalemi sonradan kırılsa da düşünceleri asla parçalanamamış bir yazar…

3 Ekim 1889’da doğmuştu Ossietzky. Okulda değil, hayatta öğrenmişti. Henüz çocukluk yıllarında tanıştığı edebiyatçıların satırlarını hatmederken, bir taraftan da Hamburg Adliyesi’nde çalışıyordu. Sürdürdüğü çifte hayatta gündüz saatlerinde reşit olmayan bir memur; mesai saatleri dışında şair ve yazardı. Her çeşit kültürel ve politik etkinlikte yerini alan delikanlı, Alman Barış Derneği’nin de kurucuları arasındaydı.

1914’te bir süre ekmeğini kazandığı adli makamlar, Carl’a ceza kesmişti. Suçu neydi derseniz, Alman askeri yargısını eleştirmişti. Belki orduyu sever diye cepheye sürüldüyse de dönüşü muhteşem olmuş, savaşa savaş açmıştı.

Yıllar önce Tanıl Bora, Radikal’de şöyle yazmıştı: “Weimar Cumhuriyeti döneminde Ossietzky’nin temel davası, bu yeni devletin demokratik-anayasal bir yurttaşlık bilinciyle temellendirilmesidir. Hümanist ve sol-liberal tutumuyla, komünistlere mesafeli, gelişen ırkçı-milliyetçi harekete ise taban tabana zıttır. Özellikle Almanya’nın yeniden silahlanma girişimlerine ve halkın kaybedilen Dünya Savaşı’nın öcünü almak üzere ajite edilmesine, kararlılıkla karşı çıkar.”

Harpten sonra Berlin’e yerleşen Ossietzky, halkın gazetesinden dünya sahnesine transfer olur. Berliner Volks-Zeitung’dan Welttribüne’ye geçen yazar dur durak bilmiyor, bildiği yoldan şaşmıyordu. Almanya’nın Versailles Antlaşması’nın şartlarına uymadığını yazınca, askeri sırları ifşa ettiği için 18 ay içeri alınmıştı. 

Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte Almanya’da esen bahar havası, kısa sürede kutuplaşma iklimine çalmıştı. Affedilerek hapisten erken çıkan Ossietzky, küçümsediği badem bıyıklı döneminde de Reichstag Yangını sonrasında hapse atılmıştı. Kulaktan kulağa ona verem aşılandığı söylentisi yayılıyordu.

Geleceğin şansölyesi Willy Brandt tarafından başlatılan Nobel kampanyasıydı belki de ona zaman kazandıran. Bir rejim muhalifinin 1930’ların ortasında olağanüstü koşullar altında ölmesi propaganda peşindeki Naziler için asla kabul edilemezdi. Onu yanlarına çekmek için nafile kürek çektiler. Ödülü kabul etmemesi için onu ikna etmek üzere ziyaretine gelen Hermann Göring’in aldığı cevap ise tokat gibiydi:

“Uzun süre düşündükten sonra, bana layık görülen Nobel Barış Ödülü’nü kabul etmeye karar verdim. Gizli Devlet Polisi temsilcilerinin bana bildirdiği gibi, bunu yapmakla kendimi Alman cemaatinden dışlamış olacağım görüşüne katılmıyorum. Nobel Barış Ödülü iç siyasi mücadelelerle ilgili değil, halkların, milletlerin birbirini anlamasıyla ilgilidir.”

1936’nın sonunda Ossietzky ödülü almış; ama tören için Oslo’ya gitmesine izin verilmemişti. Onun yüzünden Nobel bir süreliğine Alman vatandaşlarına yasaklanmış; Hitler ise kendi Nobel’ini yaratarak bütçeye yeni bir kalem eklemişti: Alman Milli Sanat ve Bilim Ödülü. 

4 Mayıs 1938’de son nefesini veren bu sivil itaatsizlik savunucusunun adı, bugün Almanya’nın dört bir yanında caddelerde, üniversitelerde, okullarda, kütüphanelerde yaşıyor. Kaleminden çıkan satırlar, hâlâ geçerliliğini koruyor. Onu yıllarca demir parmaklıklar arkasında tutanların ise esamisi okunmuyor!

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir