Gabriel Hanot: Futbolcu, teknik direktör ve gazeteci

Şampiyonlar Ligi… Milyarları peşinden sürükleyen oyuna gönül verenlerin, nefeslerini tutarak bekledikleri organizasyon… Bir endüstrinin can damarı; uğruna çarpışan ekiplerin gücü düşünülünce, futbolun şahikası. Bizimkiler gibi darboğazdaki kulüpler daha çok maddi getirisini hesaba katsa da Yaşlı Kıta’nın olağan şüphelileri için kupayı kaldırmanın şerefi ağır basıyor gibi.

Peki her şeyin bir gazetecinin yazdığı makaleyle başladığını biliyor muydunuz?

1889’da doğan Gabriel Hanot, futbolun emekleme günlerinde sahne alan sayısız oyuncudan biriydi. Fransa Milli Takımı formasını da 12 defa terleten savunma oyuncusu, 1919’daki Belçika mücadelesinde ülkesinin kaptanıydı. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanlardan kaçarak havacı olan vatansever futbolcu şanslıydı. Harp’te havacı olarak görev yapan 17 bini aşkın Fransız askerinden 5500 kadarı hayatını kaybederken, o bir manada Rus ruletinden sağ çıkmıştı. Fakat uçma tutkusu sahalara veda etmesinin de nedeni olmuş; bir uçak kazasından sonra futbolu bırakmak zorunda kalmıştı. 

Fransa’nın efsane spor gazetesi L’Équipe’in öncülü L’Auto’da yazmaya başlayan Hanot’nun zihni dur durak bilmiyordu. Bir yandan kadın futbolunun nasıl geliştirilebileceğine dair kafa patlatan eski futbolcu/yeni gazeteci, bir yandan antrenörler için kurslar düzenliyor, gençler için turnuvalar planlıyordu. 1946’dan 1949’a kadar Fransız Milli Takımı’nda oynayacakları seçen ekipte de yer almıştı. 1949’daki İspanya bozgunundan sonra ise L’Équipe yazarı Hanot, federasyon yetkilisi Hanot’nun istifasını istemişti.

5-1’lik yenilgiden iki gün sonra gazetede imzasız olarak çıkan yazı yenilir yutulur gibi değildi. Bu kurtuluş reçetesine göre futbol takvimi yeniden düzenlenmeli, en üst ligdeki takım sayısı düşürülmeliydi. Futbolun geleceği için çocuklar maçlara bedava girebilmeliydi. Ayrıca 70 küsur yıl önce bile oyuncuların fazla para kazandığının altı çizilmişti. Gerçi o zaman bir futbolcu asgari ücretin yaklaşık 10 katını kazanıyordu ya, neyse… 

L’Équipe bu yazı haricinde, büyük harflerle teknik direktörün değiştirilmesi gerektiğini de yazmıştı. Bütün bu eleştiri oklarının arkasındaki isim, gazetenin başyazarı ve editörü Hanot’dan başkası değildi. Hanot, alenen elindeki basın organını kullanarak yetkililerin kendisini görevden almalarını rica ediyordu. 24 saat geçmeden muradına ermiş, o saatten sonra artık bütün dikkatini köşesine vermişti.

Şampiyon Kulüpler Kupası’nın babası

1948’de Güney Amerika şampiyonları bir turnuvada bir araya gelmişti. Libertadores Kupası’nın öncülü olan bu organizasyonu yerinde takip eden L’Équipe muhabiri Jacques Ferran’ın gördüklerini editörü Hanot’ya anlatması kafalardaki ilk ışığı yakıyordu. 1954 Dünya Kupası finalisti Macaristan Milli Takımı’nın çoğunluğunu oluşturan Honved’in aynı yılın sonunda Wolverhampton Wanderers tarafından devrilmesi ise ikinci köşe taşı olacaktı. İngiliz basınının kendi takımlarını “dünya şampiyonu” ilan etmesi üzerine, Hanot bir makale yazmıştı. Bunun söylenebilmesi için Wolves’un deplasmanlara gitmesi gerektiğini, Milan veya Real Madrid gibi köklü ekiplerle de oynaması gerektiğini vurguluyordu.

Sonunda UEFA, ısrarla Avrupa’nın en iyi kulübünün belirlenmesi gerektiğini söyleyen usta gazeteciye kulak verdi ve Şampiyon Kulüpler Kupası böylece doğdu. Turnuvaya lig şampiyonları katılacaktı. Tabii istisnalar da mevcuttu. Yeni organizasyonda taçlanan takım, kendi ligindeki sıralamasından bağımsız olarak unvanını koruma şansına sahip olacaktı.

Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ilk santra 4 Eylül 1955’te yapılıyor; Sporting Lizbon’la Partizan arasındaki mücadelede taraflar yenişemiyordu. Tesadüf bu ya 3-3 biten karşılaşmada iki gol atan Milos Milutinovic’in yolu sonradan ülkemize de düşmüş; usta futbolcu Beşiktaş ve Altay’da teknik direktörlük yapmıştı. İlk organizasyonun sonunda gülen ise Reims’i deviren Real Madrid olmuştu. Beyaz Şimşekler üst üste beş defa kupayı kaldırarak organizasyona damga vuracak; yaptıkları yapacaklarının teminatı hâline gelecekti.

1992-93 sezonunda statü aynı kalsa da bir anda markanın ismi değişmişti. Avrupa futbolunun patronu, göz bebeğine artık Şampiyonlar Ligi diyordu. Marsilya, yeni ismiyle Şampiyonlar Ligi’nin ilk şampiyonu olmuştu. UEFA, elinde altın yumurtlayan bir tavuk tuttuğunun farkındaydı. 1997’de katılımcı sayısı artmış, ikinciler de organizasyonda boy göstermeye başlamıştı. İki yıl sonra ülkelerin dört takımla devler arenasına çıkmasının önü açılmıştı. 2003’te ise ikinci grup aşaması terk edilmiş, son 16’dan itibaren eleme usulüne dönülmüştü. 

Hanot sadece Şampiyon Kulüpler Kupası’nın fikir babası değildi. Ona göre Avrupa’nın en iyi futbolcusunun da belirlenmesi gerekiyordu. France Football dergisinin verdiği Ballon d’Or, ilk kez 1956’da Sir Stanley Matthews’a bahşedilmişti. 1995’e kadar “Yaşlı Kıta”da boy gösteren en iyi Avrupalı futbolcuya giden ödül, o tarihten sonra Avrupa’da top oynayan yabancılara da verilmeye başlanmıştı. 

Beşiktaş’ın bugünkü Ajax sınavından önce, geçmişe dönelim istedim. Tesadüf bu ya siyah-beyazlıların grubundaki Portekiz temsilcisi Sporting Lizbon, Kupa 1 tarihinin ilk maçında da sahne almıştı. 

Yeri gelmişken, çuvaldızı biraz kendimize batırmalı… Bir bizim ekranları kaplayan spor yazarlarımızın çoğuna bakın, bir de Hanot’ya… Bizimkiler kadar önemli işlerle uğraşmamış, değil mi?

Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Oldest
Newest Most Voted
Inline Feedbacks
View all comments
İskender
İskender
27 gün önce

Ellerinize sağlık. Çok güzel yazı olmuş. Her maçın sonucunu merakla beklediğimiz şampiyonlar liginin nasıl oluştuğunu öğrenmek gerçekten çok güzel. Kendi adıma teşekkür ederim.

İlginizi çekebilir