Gündemden haberdar olmak için en uygun “medya diyeti” hangisi?

Getting your Trinity Audio player ready...

Diyetler çağımızın en çok ilgi çeken başlıklarından biri. Diyet ifadesi akla ilk olarak beslenme ile ilgili alışkanlıkların düzenlenmesini getirse de, pek çok farklı diyet alanı mevcut. Hepimizin farklı aralıklar, biçimler ve kaynaklardan tükettiği medya içerikleri de doğal olarak diyet konusu hâline gelebiliyor. Sosyal medya hesaplarını belli bir süre askıya alanlar ya da televizyon izlemeyi tamamen bırakanlar çoğumuzun kişisel çevresinde rastladığı örnekler. 

Medyanın dönüşümü, haber alma biçimlerinin değişmesi, değişen okur alışkanlıkları “medya diyeti” kavramını sürekli olarak önümüze getiriyor.

En sık dillendirilen tezlerden bir tanesi de geleneksel medyanın “yararsız” olduğu, miadını doldurduğu. Sosyal medyanın en verimli haber kaynağı olduğu görüşünü dillendirenlerin sayısı da az değil. Ama gündelik hayatımızı kuşatan sosyal medyanın bizi maruz bıraktığı bilgi bombardımanını zararlı bulanlar da var. Aşırı bilginin ve sürekli bir uyarana maruz kalmanın psikolojik etkilerinin yanı sıra gündemden haberdar olmak açısından ne kadar verimli olduğu da sorgulanıyor.

Beş tip haber okuru

Yakın zamanda bu sorgulamaları bilimsel zemine oturtmaya çalışan bir araştırma yayımlandı. The International Journal of Press/Politics tarafından yayımlanan çalışmaya 17 Avrupa ülkesinden 28.317 kişi katıldı. Katılımcılar aşağıdaki soruları cevapladılar:

  • Farklı medya araçlarını ne sıklıkta kullanıyorsunuz (TV, gazete, dijital haber siteleri, sosyal medya)?
  • Ne sıklıkta haberleri görmezden gelmeyi tercih ediyorsunuz?
  • Arkadaşlarınız ne sıklıkta sosyal medyadan haber içeriği paylaşıyor?
  • Ne sıklıkta özel olarak aramadığınız haberler önünüze düşüyor?

Bununla birlikte katılımcılara politika konusundaki bilgi düzeylerini ölçmeyi amaçlayan sorular da soruldu. “Greta Thunberg kimdir?” ya da “AB Komisyonu Başkanı kimdir?” gibi ortak soruların yanı sıra katılımcıların ülkeleriyle ilgili spesifik bilgi soruları da araştırmada yer aldı. Böylece katılımcıların “medya diyetleriyle” politik bilgi düzeyleri arasında bir ilişki olup olmadığı incelendi. 

Araştırmada haber tüketme alışkanlıkları beş ana grup hâlinde tarif ediliyor:

  1. Asgari haber tüketicileri: Az haber tüketen ve az sayıda medya kuruluşunu takip edenler.
  2. Sosyal medya kullanıcıları: Haberleri ağırlıklı olarak sosyal medyadan alanlar.
  3. Gelenekçiler: Geleneksel medya ve kamu yayıncı kuruluşlarını ağırlıklı olarak takip edenler.
  4. Online haber avcıları: Çeşitli online mecralar arasında gezinerek bilgiyi farklı kaynaklardan almaya çalışan “şüpheci”ler.
  5. Hiper haber tüketicisi: Çok fazla kuruluş ve haberi takip etmeye çalışan; politika ilgisi ve eğitim düzeyi yüksek olanlar.

Gelenekçiler en bilgili kesim

Araştırma sonuçlarına göre asgari haber tüketicileri en çok, gelir düzeyinin yüksek olduğu “kuzey” ülkelerinde; en az İtalya, İspanya ve Yunanistan gibi güney ülkelerinde mevcut. Güneyde en yaygın okur tipi ise online haber avcıları.

Fakat araştırmanın şaşırtıcı sonucu bu göstergeler değil. Gelenekçiler siyasi bilgi ölçen sorulara en çok doğru cevap veren toplam. Gelenekçileri diğer gruplara ciddi oranda fark atan online haber avcıları izliyor. Politik bilgi birikimi ve haber diyeti arasında pozitif korelasyon yine yalnızca bu iki grup arasında saptanıyor: Gelenekçiler ve online haber avcıları. Pek çok kişi için şaşırtıcı sayılabilecek bu göstergenin altını çizmek gerekiyor. 

Gereğinden fazla bilgi aptallaştırır mı?

Online haber avcısı olmak ile bilgi düzeyi arasında pozitif korelasyonun görüldüğü ülkeler İskandinav ülkeleri ile sınırlı. Güney ülkelerinin yanı sıra hatta Almanya, Fransa gibi diğer gelişmiş Avrupa ülkelerinde dahi böyle bir ilişkiye rastlanmıyor. Geleneksel medya ile politik bilgi birikimi arasında pozitif korelasyona ise daha fazla ülkede denk gelmek mümkün. Fakat hâlâ İtalya, Yunanistan ya da Polonya gibi ülkelerde böyle bir ilişkiden bahsetmek mümkün olmuyor. Araştırmayla ilgili NiemanLab için bir yazı kaleme alan Joshua Benton, “gerektiğinden fazla bilgi seni aptallaştırır önermesinin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyordum; ama bu çalışmayı okumadan önce bunun nadir bir sonuç olduğu fikrindeydim. Fakat bu, 17 ülkeden 28000 kişinin katıldığı sistematik bir anket” ifadesini kullanıyor ve ekliyor:

“Sahiden de araştırmalarımız bize nicelikten çok niteliğin önemli olduğunu gösteriyor. Çünkü gelenekçiler bu çalışmada kapsamında tanımlanan diğer okur gruplarına kıyasla çok daha az kaynaktan yararlanıyor. Yani daha çok medya kuruluşundan, kanaldan, programdan ve platformdan haber takip etmek daha bilgili bir yurttaş anlamına gelmek zorunda değil. Hatta tam tersine dahi sebep olabilir.”

Her ülkenin ana akım basını farklı

Araştırmanın bu alışılmadık bulgusunu ciddiye almak ve üzerinde düşünmek gerekiyor. Fakat araştırmanın detaylarına baktığımızda toptancı çıkarımlar yapmayı zorlaştıran detaylar olduğunun da altını çizelim. Öncelikle örneklemin çalışmada zaten belirtildiği üzere Avrupa ile sınırlı olduğunu bir kez daha hatırlamak gerekiyor. Avrupa’nın görece homojen değerlere ve politik formasyona sahip olduğu varsayılsa da, gerçekliğin pek de öyle olmadığını bilmek gerekiyor. Araştırmadan çıkan sonuçlar da bu durumu ispatlar nitelikte.

Geleneksel medya ve politik bilgi düzeyi arasında pozitif korelasyon tespit edilen ülkelere baktığımızda, bu ülkelerin dünyanın kalanına kıyasla kurumların daha yerleşik olduğu, modern demokrasi tahayyülüne daha yakın dolayısıyla basın kurumlarının da köklü, yerleşik ve daha az partizan olduğu ülkelerden oluştuğunu görüyoruz.

Gelir düzeyinin daha düşük olduğu, kurumların daha az oturduğu Avrupa ülkelerine baktığımızda ise ana akım basın yerine online ya da diğer alternatif kaynakları tercih edenlerin sayısında bir artış göze çarpıyor. Bu durumun iki sebebi var. Birincisi online medyaya ulaşımın çoğunlukla daha ucuz olması, ikincisi ise ana akım medyanın partizan yapısı ve düşük profesyonellik düzeyi sebebiyle daha az güvenilir olması.

Ana akım medyaya ilginin ve politik bilgi birikiminin daha fazla olduğu ülkelerin, medya çalışmalarında en sık referans verilen isimlerinden olan Daniel C. Hallin ve Paolo Mancini kavramlaştırmayla tirajların, basın tarihinin eski, mesleki profesyonelliğin güçlü olduğu, kamu yayıncılığının önemli bir rol oynadığı “demokratik korporatist model” diye tanımlanan ülkelerde ortaya çıktığını görüyoruz. Bu denk geliş elbette bir tesadüf değil. Gelenekçilerin politik birikimlerinin yüksek olduğu ülkeler ana akım basın ve kamu yayıncı kuruluşlarının güçlü, profesyonel ve görece daha güvenilir olduğu ülkeler. Yani geleneksel medyadan beslenenlerin bilgi birikiminin, o ülkenin geleneksel medyasının niteliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla bu durumu her ülkede rastlamayı beklemek gerçekçi değil.

Türkiye’nin durumu

Aynı sebeple Türkiyeli okurların bu araştırmadan yola çıkıp Türkiye’yi de kapsayan genel bir yargıya varması hatalı olmaya mahkum. Türkiye’de ana akım basına ve kamu yayıncı kuruluşlarına duyulan güvenin ve ilginin giderek azaldığı rakamların da yıllardır ortaya koyduğu bir gerçek. Buna rağmen araştırma, söz konusu haber tüketimi olduğunda çok okumakla çok bilgilenmek arasında zorunlu bir ilişki olmadığını göstermesi ve seçici okumaların medya tüketicileri için daha olumlu olabileceği gerçeğini yansıttığı için bizler açısından da anlamlı. Bu durumu sistematik bir örneklem ve araştırmayla ortaya koyduğu için hem medya çalışmalarıyla ilgilenenler, hem de haber içeriklerini daha verimli tüketmenin yollarını arayan okurlar için kulak vermeye değer. Dijitalleşmenin daha demokratik bir medya ortamı ve bilgiye daha kolay ulaşan, daha bilinçli kitleler yaratacağı tezi günümüzdeki yaygın anlayış olsa da, bu yaklaşıma şerh düşen bu gibi araştırmaları da görmezden gelmemek, olan biteni daha iyi kavramak açısından önem taşıyor.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir