Haberin görünmeyen yüzleri: Fixer’lar

Getting your Trinity Audio player ready...

Onlar haberin görünmeyen yüzleri, yabancı gazetecilerin eli kolu, yardımcısı, açılmayan kapıları açanlar, girilmez yerlere girenler, ulaşılması zor olana ulaştıranlar…

En azından kendilerinden beklenen aşağı yukarı bunlar. Peki fixer’lar kendilerini nasıl tanımlıyor? Dört seneden beri aralıklı olarak fixer’lık yaptığını söyleyen Deniz (ismini paylaşmak istemediği için bu yazıda Deniz olarak anacağız), bugün dahi yaptığı işi tanımlayacak kesin bir ifade bulamadığını söylüyor:

“Adı bile bir değişik: Fixer. Türkçeye nasıl çevirirsin? İş bitirici mi? Her şeyi çözen mi? O yüzden yani biz ne yapıyoruz tam olarak, benim iş tanımıma giren şeyler neler? Ne yaptığımızı tam olarak anlamak önemli.” 

Üniversite yıllarında yabancı bir gazeteci arkadaşına yaptığı haberde yardımcı olan Deniz, gönüllü olarak yaptığı yardımların aslında fixer’lık olduğunu daha sonra arkadaşının kendisine teşekkür etmesi sırasında anlamış.

Karantina önlemlerinden önce rehberlik yapmakta olan Galatasaray Üniversitesi mezunu Derya’nın (ismini paylaşmak istemediği için bu yazıda Derya olarak anacağız) ilk fixserlık deneyimi de, tanımdaki bu muğlaklık nedeniyle gönüllülük seviyesinde kalmış. Rehberlik deneyiminden ötürü gruplara eşlik etmeyi ve spontane çeviri yapmayı bilmesine rağmen fixer’lığın gazetecilikle ilişkisini kurmakta ilk başta zorlandığını anlatan Derya, fixer’ların gerek sahip oldukları ağ, gerekse röportajların sürdürülebilmesindeki kritik önemini sonradan anladığını anlatıyor. Gel gelelim, Derya’nın daha sonra İsviçre’den gelen yabancı gazetecilerle yaşadığı gönüllü olmayan fixer’lık deneyimi de kendi deyimiyle “amatörce” ilerlemiş:

“Ne yapacağımı, işin ne kadar vaktimi alacağını bilmiyorum. Sadece bana bir ödeme yapacaklarını, nasıl bir iş yapılacağına göre bu ödemenin miktarının belirleneceğini söylüyorlar. Fiyat netleştirilmedi. Aslında bu büyük bir hata.”

Derya, haberin hazırlanmasından sonra IBAN numarasını verdiği hâlde ödemesini bir yıl sonra alabilmiş. Bu bir yıl içinde ise kimi zaman aramalarına ve mesajlarına cevap dahi verilmemiş. Derya bu durumun kendisini bezdirdiğini, yıprattığını ve bir yılın sonunda artık haberi takip dahi etmediğini anlatıyor: 

“Mesele parayı alıp almamak da değil. ‘Ghosting’e (Hayaletleme) maruz kaldım. Ortalıktan yok oldular, mesajlara cevap vermediler, mail atmak zorunda kaldım tekrar tekrar. Yani psikolojik olarak beni yordular. Baştan söylenseydi, ödemeyi sonradan alacağım belirtilseydi sorun olmazdı, ama bu sinir bozucu bir tavırdı.”

Peki fixer’lığın bu muğlaklık ve amatörlükten sıyrılabilmesi ve hakkıyla yapılabilesi için fixer’lara ne gibi sorumluluklar düşüyor?

Fixer’ın üretilen haberdeki payına dikkat çeken Deniz, fixer’ların, birlikte çalışacakları gazetecilerin haberleştireceği olaya dair perspektifini tam olarak anlamasının, özellikle haberde yer alacak kişiler açısından önemine dikkat çekiyor:

“Eğer kontakları sen ayarlıyorsan o kişilere karşı sorumluluğun var. Çünkü bazen sana güvenerek, seni tanıdığı için kabul ediyorlar. O yüzden o insanları belli konulara dair aydınlatmak fixer’ın görevi. O kişi, ondan bahsedildiğinde başına gelecekleri fark etmeyebilir, (yabancı) gazeteci o an bunları duymak istiyor karşı taraftan, bunu anlıyorum, fakat sen de aracı kişi olarak araya girebilmelisin. Bu belki yabancı gazeteci için röportajına müdahale olarak anlaşılır ama yine de bunu etik sorumluluğa dahil edebileceğimize inanıyorum.”

2019’da la Repubblica gazetesine konuşan Aslı Erdoğan’ın sözlerini olduğundan farklı biçimde aktaran Le Soir’ın tercüme hatası ve ardından Erdoğan’ın özellikle ana akım medyada hedef gösterilmesi, konuşmacının “başına gelebileceklerin” taze bir örneği. Fakat özellikle Türkiye’nin “milli güvenlik konuları” ile ilgili gerek yabancı gazetecilere röportaj verenler gerekse de onlarla birlikte çalışan Türkiyeli gazeteciler açısından riskler bununla sınırlı değil. 

10 yıldır gazetecilik yapan Eren (ismini paylaşmak istemediği için bu yazıda Eren olarak anacağız), Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kısıklı’daki evini “dışarıdan çekmek” konusunda ısrarcı olan yabancı gazeteciyle yaşadığı anlaşmazlığı şöyle anlatıyor: 

“Güvenlik nedeniyle bizi yaklaştırmamışlardı. O, sonuçta Le Monde’dan bir muhabirdi başına bir şey gelse uluslararası bir kampanya başlatılır kurtarılır ama sen fixer olarak bir şey yapamazsın. Bazı tehlikeli durumlara girmen gerekiyor, hayır da diyemiyorsun böyle bir durumda. Bu bir yandan güzel, sonuçta ben de gazeteci olduğum için ulusal basın kuruluşunda çalışırken yapamadıklarımı bu vesileyle yapabiliyor olmak güzel. Ama güvenlik sıkıntılı.”

Eren, yabancı gazetecilerin, anlamlandıramadığı hassasiyetler nedeniyle zaman zaman kabalaştığını da sözlerine ekliyor:

“Yabancı muhabirler fixer’lara sanki onlar emir kuluymuş gibi davranabiliyor. (…) Mesela IŞİD saldırısının ardından ölen ve yaralananların kaldırıldığı bir hastaneye gittik. Orada benden röportaj yapmamı istediler, yakınını yeni kaybetmiş ya da hasta yatan kişilerle konuşmamı… Ben de biraz tereddüt etmiştim bu kişilere ‘Merhaba ben gazeteciyim’ diye gitmek istemedim. Bunun üzerine Fransız muhabir açık açık söylemese de ‘Ben parasını veriyorum işini yapacaksın’ anlamına gelecek bir tavır içine girmişti.”

İlk fixer’lık deneyimini 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri sırasında edindikten sonra sık sık benzer işler yaptığını anlatan Özgür’ün (ismini paylaşmak istemediği için bu yazıda Özgür olarak anacağız) anlattıkları da, Eren’inkilere paralel:

“Gazeteciler sana her zaman iyi davranmıyor. Bazen sana kiralık, yardımcı eleman muamelesi yapıyorlar. Bu kişiye göre değişiyor tabii. Ben olabildiğince ılımlı, uyumlu davranmaya çalışıyorum.” 

Gazetecilik deneyimi olmayan Özgür, ilk işini bir aracı vasıtasıyla bulduğunu, daha sonra çok sevdiğini ve iki buçuk yıldır fırsatını buldukça fixer’lık yaptığını anlatıyor. İlk işinde o da kendisinden beklenenleri tam olarak anlamadığı için zorlanmış: 

“Haberi yapmak için simültane çeviri yapacağımı bilmiyordum aslında, ama yapmam gerekti. Hiç söylenmemişti ve o anda yapmak zorunda kalmıştım. Yani işin tam olarak ne olduğunu bilmeden giriştim.”

Aracıyla çalıştığı için, yabancı gazeteciler tarafından ücretin ne kadarının kendi payına verildiğini bilmediğini söyleyen Özgür, sigortasız ve kâğıtsız çalışmanın ve iş tanımının net olmamasının sorun olduğunu ifade ediyor. Başlangıçta kendisine aracı tarafından ödenen paranın yabancı gazeteci tarafından verilen paraya eşit olduğunu zanneden Özgür, aracının komisyon aldığını ise çatışmalar sırasında Urfa’nın Akçakale sınırına gittikten ve kendi deyimiyle “bombaların altında” kaldıktan sonra öğrenmiş:

“Çok korktum, daha önce hiç öyle bir deneyimim olmamıştı. Bu işi bana ayarlayan kişiyle daha sonra konuştuğumda, sınır bölgesinde çalışmakla Ankara’da çalışmak arasında ücret açısından bir fark olması gerektiğini söyledim çünkü can güvenliğim tehlikedeydi. O da fixer’lık için sabit bir ücret olduğunu, tehlikeli yer güvenli yer ayrımı olmadığını ve kendisine 150 veriliyorsa 100’ünü bana verdiğini söyledi. 50 euroyu onun aldığını o zaman anladım.”

Akçakale’nin “savaş bölgesi” olduğunu önceden bilmekle birlikte çatışmaların boyutunu öngörmediğini ve bununla ilgili bilgilendirilmediğini söyleyen Özgür, bölgede 2 gün kalmış. Akçakale’ye gitmek için akreditasyon kartının çıkmadığını ise, diğer gazetecilerle birlikte “güvenli bölge”de haber yaptıktan sonra dönüşte, polis noktasında durdurulduğunda öğrenmiş. Kartı olmadığı için yaklaşık üç saat gözaltında tutulduklarını anlatan Özgür, burada “neden yabancı gazetecilerle çalıştığı, bu işi nasıl bulduğu, buraya neden geldikleri ve neden haber yaptıkları” gibi konularda sorgulanmış.

Daha sonra yaşananlar ise yabancı gazetecilerin Özgür hakkında bildiklerinin de, Özgür’ün bölgedeki duruma dair bilgisinden fazla olmadığını ortaya çıkarmış: 

“Çalıştığım gazeteci çok daha yakına, sınır bölgesine gitmek istedi. Yani gazetecilerin olduğu yerde değil başka bir perspektiften çekim yapmak istedi ve orada yaşayan mültecilerle konuşmak istedi. O yüzden biz de sınıra gittik ve sınıra yaklaştığımızda (çok yakındık sınır bölgesine ve çelik yelek verildi hepimize) benim için çelik yelek getirdiklerini ve giymem gerekebileceğini bilmiyordum, bunun gerekebileceğine dair öncesinde bilgilendirilmemiştim. Sonra bir çatıdan görüntü almak istiyorlardı bunu ayarlamaya çalıştılar, komşulardan izin alıp çatıya çıktık ve oradan çekim yapmaya başladık ama ben hemen karşıda keskin nişancılar olup olmadığından emin değilim.”

Çatıya korunmasız bir şekilde ve bir anda çıkıverdiğini anlatan Özgür, daha sonra gazetecilerin arkasından inmesi için bağırdığını ve kendisinin daha önce savaş bölgesinde hiç çalışmadığını o an anladıklarını anlatıyor:

“Onlar daha önce bunun için eğitim almışlar, bana anlatmaya başladılar: En kenarlardan yürümek gerekirmiş ortadan değil, kendimi güvenceye alabileceğim taş duvarların ardından yürümem gerekirmiş, bir yere gidileceği zaman tek değil yanımda biriyle gitmen gerekirmiş, vb.”

Daha sonra aynı eğitim şoförle kendisi arasında da gerçekleşmiş. Bir başka seferinde ise yine çatıya çıktıkları sırada çekim materyallerinden birinin unutulduğunun anlaşılması üzerine, iki gazeteci arabaya gideceklerini söyleyip onu yalnız bırakmış: 

“Bana sen makinaların başında dur biz onu alıp geleceğiz dediler ve onlar gittiği gibi müthiş bir bombardıman başladı. Korkudan dizlerimin bağı çözüldü çünkü sınır bölgesinin hemen yanındayız, sınırdaki demir tellerle aramızda 150-200 metre var ve ben çatıdayım. O durumda, bombardıman devam ederken mülteciyle görüşmeyi yaptık.”

Özgür’ün Akçakale deneyimi, her ne kadar kendisi “önceden böyle olduğunu bilseydim de kabul ederdim” dese de, özellikle güvenlik riski taşıyan görevler söz konusu olduğunda, yabancı gazeteciler ile fixer’lar arasındaki ilişkinin doğrudan kurulmasının ve Deniz’in altını çizdiği gibi fixer’ların görev kapsamının tam olarak anlaşılmasının önemini ortaya koyuyor. 

Şu anki görüşlerini zaman içinde ve deneyimleriyle edindiğini söyleyen Deniz’e göre, “en başından bir şeylerin farkında olarak başlamak önemli”, ama fixer’ların kendi aralarında örgütlenip deneyimlerini birbirleriyle paylaşabileceği bir ağ oluşturulması da, bu işin sınırlarının ve etik ilkelerinin belirlenebilmesi için bir başlangıç olabilir.

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
İlginizi çekebilir
Daha fazlasını oku

Haberden ve gazetecilikten sonrası

Ümit Alan, BirGün’deki 22 Aralık 2019 tarihli “Haber sonrası gazeteciliğe hazır mıyız?” başlıklı yazısında “haber sonrası gazeteciliğe” (İng.…