Etik gazeteciliğin dönüşümü: Barış gazeteciliğinin rolü ve önemi

Barış gazeteciliği, çatışmaların sorumlu ve bilinçli bir şekilde haberleştirilmesini sağlayan, barışın inşasına ve korunmasına katkıda bulunmayı amaçlayan bir gazetecilik yaklaşımıdır. Bu yöntem, yalnızca haberlerin içeriği değil, aynı zamanda bu içeriklerin nasıl üretildiği ve sunulduğu üzerine de odaklanır. Barış gazeteciliği; medya sahiplerinin, reklamverenlerin ve okur/izleyici kitlesinin savaşa ve barışa yönelik tutumlarını şekillendirme potansiyeline sahip. Barış Gazeteciliği Merkezi’nin kurucusu Profesör Steven Youngblood, barış gazeteciliğini, editörlerin ve muhabirlerin barışa katkı sağlamak amacıyla bilinçli tercihler yapmaları süreci olarak tanımlıyor. Bu tercihler, haberlerin sorumlu bir şekilde çerçevelenmesini, nesnel ve kışkırtıcı olmayan bir dil kullanılmasını ve barış girişimlerinin desteklenmesini içeriyor.

Barış gazeteciliği, genellikle çatışmaları basitleştiren ve şiddet döngülerini pekiştiren geleneksel savaş gazeteciliği uygulamalarının tam karşısında yer alır. Bunun yerine, çatışmaların kök nedenlerini araştırmayı, marjinalleştirilmiş seslere yer vermeyi ve şiddet içermeyen çözümler sunmayı savunur.

Barış gazeteciliğinin tarihsel gelişimi

Barış gazeteciliğinin kökleri, 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan eleştirel medya çalışmalarına dayanıyor. Bu yaklaşım, gazeteciliğin yalnızca çatışmaları haberleştirmekle kalmaması, aynı zamanda barış süreçlerine aktif olarak katkıda bulunması gerektiği fikri üzerine inşa edildi. Özellikle 1990’lardan itibaren, Johan Galtung gibi akademisyenler, bu yöntemin teorik temellerini güçlendirip barış gazeteciliğini savaş gazeteciliği ile karşılaştırmalı olarak ele aldı.

Savaş gazeteciliği, çatışmaları aşırı basitleştiren, tarafları şeytanlaştıran veya kayıran bir haber dili kullanırken; barış gazeteciliği, çatışmaların daha karmaşık bir şekilde ele alınmasını ve şiddet dışı çözüm yollarına vurgu yapılmasını hedefler. Bu, medya içeriklerinin yalnızca çatışan tarafları değil, çatışmadan etkilenen bireyleri de kapsayacak şekilde genişletilmesini sağlar.

2016 yılı, dünya genelinde barış gazeteciliği için bir dönüm noktası oldu. Suriye İç Savaşı, Brexit süreci ve ABD başkanlık seçimleri, küresel medya ortamında geleneksel gazetecilik uygulamalarının yetersizliğini ve etik sorunları gözler önüne serdi. Bu dönemde, medya kuruluşlarının yanlış bilgiyle mücadeledeki zayıflıkları ve popülist propagandanın yaygınlaşması, demokratik değerler üzerinde ciddi bir tehdit oluşturdu. En güncel örnek olan Filistin-İsrail çatışmasında, uluslararası medyanın gerek söylemleriyle gerek olayın taraflarına dair tutumuyla propaganda ve ajitasyon yoluna giderek, şiddeti en detaylı hâliyle betimleyerek, çözüm odaklı olmaktan son derece uzak bir gazetecilik anlayışı ortaya koyduğuna tanıklık ettik ve halen de ediyoruz.

Etik Gazetecilik Ağı (Ethical Journalism Network), bu dönemde medya üzerinde artan baskıyı şu şekilde ifade etmişti: “Kötü niyetli yalanların serbest dolaşımı, doğruluk kontrolünün etkisizliği, popülist propagandanın dayanıklılığı, ırkçılık ve cinsiyetçilik ile post-truth (hakikat sonrası) çağın ortaya çıkışı, etik gazeteciliğin temelini tehdit ediyor.”

Barış gazeteciliğine yöneltilen eleştiriler nelerdir?

Barış gazeteciliğine yöneltilen bazı eleştiriler şunlardır;

  • Çatışma ve şiddet haberlerinin genellikle daha fazla ilgi çektiği bir medya ortamında barış odaklı haberlerin arka planda kalabileceği,
  • Çatışmaları azaltmada veya barışı teşvik etmede ne kadar etkili olduğu konusunda yeterli kanıt olmadığı, bu tür bir gazetecilik yaklaşımının somut sonuçlarının belirsiz olduğu,
  • Gazetecinin görevinin olayları olduğu gibi yansıtmak olduğu, barış yanlısı bir tutumun haberin objektifliğini zedeleyebileceği,
  • Barış gazeteciliğinin fazla idealist ve uygulamada zorluklarla karşılaşan bir yaklaşım olduğu, çatışma anında medya organlarının hızlı, dramatik ve sansasyonel haberciliği tercih ettiği düşünüldüğünde, barış gazeteciliğinin bu tür baskılarla başa çıkmasının zor olduğu,
  • Barış gazeteciliği sansasyonel ve çatışmacı haberlerden uzak durduğu için daha az “pazarlanabilir” olarak görüldüğü,
  • Çatışma bölgesindeki taraflar arasında denge kurmanın veya uzun vadeli barış inşası konularını ele almanın, gazetecilerin kısıtlı kaynaklarıyla zor olacağı.

Barış gazeteciliği, çatışma bölgelerinde çalışırken bilgiye erişim, tarafsız kaynak bulma ve güvenlik gibi zorluklara rağmen daha derin analiz ve sorumlu bir dil kullanmayı gerektirir. Bu da doğal olarak gazetecilere ek bir yük getirebilir. Örneğin, çatışma bölgesindeki taraflar arasında denge kurmak veya uzun vadeli barış inşası konularını ele almak, gazetecilerin kısıtlı kaynaklarıyla zor olabilir.

Barış gazeteciliği, eleştirilerin yanı sıra toplum üzerindeki olumlu etkileri nedeniyle savunulan bir yaklaşım olup, destekçileri, eleştiriler karşısında barış gazeteciliğinin bir “taraf tutma” değil, daha yapıcı ve sorumlu bir habercilik yöntemi olduğunu vurgulamaktalar. Ancak bu yaklaşımın uygulanabilirliği ve etkisi, medya sektörü ve izleyici alışkanlıkları gibi faktörlerle sınırlanabilir.

Sosyal medya ve yeni tehditler

Sosyal medya platformlarının bilgi paylaşımını kolaylaştırması, aynı zamanda dezenformasyonun yayılmasını da hızlandırdı. Bununla birlikte, profesyonel ve amatör içerik üreticiler tarafından oluşturulan medya içeriklerini izlemek için gerekli olan standartların ve etik kuralların eksikliği, durumu daha da karmaşık hâle getirdi.

Bu bağlamda, barış gazeteciliği ilkeleri; sahte haberlerin, propagandanın ve kutuplaştırıcı söylemlerin etkisini azaltmada kritik bir araç olarak görülmeye başlandı.

Barış gazeteciliğinin temel amacı, çatışma duyarlılığını artırmak ve şiddet içermeyen çözüm yollarını teşvik etmek. Bu yaklaşım, yalnızca çatışmaları değil, aynı zamanda bu çatışmaların sosyal, ekonomik ve kültürel kökenlerini de anlamayı hedefliyor. Bu bağlamda, barış gazeteciliği, çatışan taraflar ve çatışmadan etkilenen bireyler arasındaki sorunların daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Bu işleviyle barış gazeteciliği, tarafların aşırı basitleştirilmesini ve şeytanlaştırılmasını engelleyerek, izleyicilerin daha bilinçli bir şekilde bilgi almasını destekler. Demokratik toplumların aktif ve iyi bilgilendirilmiş vatandaşlar gerektirdiği düşünüldüğünde, barış gazeteciliği, demokratik süreçlerin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynar.

Özellikle 2020 sonrası dönemde, artan siyasi kutuplaşma ve dezenformasyon, medya kuruluşlarının etik standartlara bağlı kalarak toplumsal açıdan birleştirici bir rol üstlenmesini gerektiriyor. Bu bağlamda, barış gazeteciliği yüksek etik standartları ve dengeli haber anlayışıyla bu ihtiyaca yanıt verebilir.

Barış gazeteciliği, günümüzün karmaşık medya ortamında etik ve sorumlu gazetecilik için bir yol haritası sunmaktadır. Çatışma duyarlılığı, kapsayıcılığı ve şiddet içermeyen çözüm odaklı haber anlayışı ile barış gazeteciliği, yalnızca medyanın işlevselliğini değil, aynı zamanda güçlü demokrasiler için gerekli olan bilinçli ve iyi bilgilendirilmiş bir kamuoyu yaratarak demokratik toplumların sürdürülebilirliğini de destekliyor.


Yararlanılan kaynaklar

Barış söylemi bu kadar mı zor? – bianet

Ethical Journalism Network. (2017). Ethics in the News: Challenges for journalism in the post-truth era. Erişim adresi: https://ethicaljournalismnetwork.org/ethics-in-the-news-introduction

Galtung, J. (1998). Peace Journalism: What, Why, Who, How, When, Where. Oslo: TRANSCEND

Lynch, J. (2014). A Global Standard for Reporting Conflict. New York: Routledge.

Yazar hakkında

Yasemin Giritli İnceoğlu

Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu London School of Economics, Medya ve İletişim Bölümü Konuk Öğretim Üyesi.